Consülto
Consülto
Karar ArşiviYargıtay İçtihat Veritabanı
Hukuk Genel Kurulu

Ceza Genel Kurulu

Dosya2025/651 E. 2026/17 K.

"İçtihat Metni"

KARARI VEREN

YARGITAY DAİRESİ : 6. Ceza Dairesi

MAHKEMESİ :Asliye Ceza

SAYISI : 1-589

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Sanığın nitelikli tehdit suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106/2-a, 62, 53... . maddeleri uyarınca 1 yıl 11... gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin Anamur 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 30.09.2014 tarihli ve 1054-911 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 03.11.2021 tarih ve 5321-26160 sayı ile;

"...a) Sanığın, katılan ile aralarında önceye dayalı husumetin bulunduğu, olay günü başka bir yerde olduğu ve katılanın iftira attığı yönündeki savunması, suçun diğer faili olan kardeşinin de bu savunmayı doğrulaması karşısında, sanığın olay günü yanında olduğunu söylediği ... ile katılanın olay yerinde olduklarını belirttiği sanığın annesi ... ile babası ...'nın olaya dair beyanları alınıp tüm deliller toplandıktan sonra sanığın hukuki durumunun takdir edilmesi gerektiği gözetilmeksizin eksik incelemeyle karar verilmesi,

b) Tehdit suçunun birden fazla kişiyle ve silah kullanılarak işlendiği kabul edildiği hâlde temel cezanın sadece TCK'nın 106/2-a maddesi uyarınca tayin edilmesi,

c) TCK'nın 53/1-b maddesinde yer alan hak yoksunluğunun uygulanmasına ilişkin hükmün, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uygulanma olanağının ortadan kalkmış olması," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.

Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 31.05.2023 tarih ve 1-589 sayı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca sanığın beraatine, bu hükmün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesince 21.10.2025 tarih ve 18132-8796 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

II. İTİRAZ SEBEPLERİ

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 12.11.2025 tarih ve 79623 sayı ile; "...Sanığa isnat edilen ve TCK'nın 106/2-a maddesinde yer alan silahla tehdit suçunun yaptırımı iki yıldan beş yıla kadar hapis olarak belirlenmiştir. TCK'nın 66. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca bu suçun asli dava zamanaşımı süresi 8 yıl, aynı Kanun'un 67. maddesi uyarınca kesintili zamanaşımı süresi ise 12 yıldır. Buna göre sanık hakkında zamanaşımını kesen son işlem olan bozma öncesi mahkûmiyet hükmünün verildiği 30.09.2014 ile ilk derece mahkemesinin beraat kararını verdiği 31.05.2023 arasında, 30.09.2022 tarihinde asli dava zamanaşımı dolduğundan dolayı düşme kararı verilmesi gerektiği," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.

CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 02.12.2025 tarih ve 6208-10537 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

III. UYUŞMAZLIK KONUSU

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; dava zamanaşımının gerçekleştiği bir durumda Yargıtay Ceza Dairesince hükmün esastan incelenerek beraat kararının onanmasının mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

IV. GEREKÇE

A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar

Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.05.2023 tarihli ve 38-256 sayılı kararında da belirtildiği üzere; suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir süre geçmesine rağmen, kamu davasının açılmaması veya açılan davanın sonuçlanmaması yahut da kurulan hükmün kesinleşmemesi hâlinde izlenen suç siyaseti gereğince artık devletin o suçtan dolayı cezalandırma yetkisinden vazgeçmesinin ifadesi olarak dava zamanaşımı kabul edilmiştir. Dava zamanaşımı kanun aksini kabul etmediği müddetçe bütün suçlar bakımından geçerli olup soruşturma ve kovuşturma makamlarınca resen gözetilip uygulanacaktır. Şüpheli veya sanığın dava zamanaşımından vazgeçmesi mümkün değildir.

CMK'nın 223/9. maddesinde, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 253/6. maddesine paralel bir şekilde; "derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyeceği" hüküm altına alınmıştır. Anılan maddenin gerekçesinde de, "fiilin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hallerde derhal beraat kararı verilebileceği" belirtilmiştir.

Ceza Genel Kurulunun 23.11.2010 tarihli ve 136-229 sayılı kararı başta olmak üzere müstakar içtihatlarında; "derhal beraat kararı verilmesini gerektiren hâller hariç olmak üzere zamanaşımının gerçekleşmesi durumunda,öncelikle beraat değil zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi gerektiği" kabul edilegelmiştir.

Ceza Genel Kurulunun 27.09.2023 tarihli ve 7-481 sayılı kararında ise istikrar kazanmış uygulamadan rücu edilerek özetle; "CMK'nın 223. maddesinin 9. fıkrasında geçen 'derhâl' ibaresinin henüz yargılamanın başında olmayı değil dosyanın mevcut durumunu ifade ettiği, yargılamanın geldiği aşama itibarıyla dosyadaki mevcut delillere göre herhangi bir araştırma yapılmasına gerek olmaksızın beraat kararı verilebilecek bir noktayı vurguladığı, dava zamanaşımının yargılamaların makul sürede sonuçlandırılamaması sonucunda gündeme geldiği, suçluluğunun kesin hükümle sabit olmasına kadar sanığın suçsuz sayılması anlamına gelen masumiyet karinesi ile lekelenmeme hakkı arasında sıkı bir ilişki bulunduğu, ceza davası sonucunda kendisine isnat edilen suçu işlemediğinin sabit olduğu veya suçu işlediğine kesin olarak kanaat getirilemediği ve bu nedenle sanık hakkında beraat kararı verilen durumlarda kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğinin kabulü gerekeceği, yargılamanın geldiği aşama itibarıyla hakkında beraat kararı verilmesi gereken sanık yönünden zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi durumunda ise sanığın atılı suçu işleyip işlemediği hususu açığa çıkarılamamış olacağından bu durumun lekelenmeme hakkının ve masumiyet karinesinin yani adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olacağı, ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı veya yokluğu konusundaki kesinleşmiş tespitin hukuk mahkemelerindeki yargılamaya olan etkisinin de gözetilmesi gerektiği" şeklinde tespitlere yer verildikten sonra "yargılamanın geldiği aşama itibarıyla dosyadaki mevcut delillere göre herhangi bir araştırma yapılmasına gerek olmaksızın beraat kararı verilebilecek durumlarda artık zamanaşımı nedeniyle düşme kararı değil sanığın daha lehine olan beraat kararı verilmesi gerektiği" sonucuna ulaşılmıştır.

Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, 16.10.2014 tarihli ve 2014/23 54... .04.2019 tarihli ve 2016/66583 başvuru sayılı bireysel başvuru kararlarında; adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkının, bir uyuşmazlığın mahkeme önüne taşınabilmesi ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiği, mahkemeye erişme hakkının, hakkında suç isnadı bulunan bir kimsenin, bu isnat hakkında bir mahkeme tarafından bu isnadın yerinde olduğu ya da olmadığı yönünde bir karar verilmesini isteme hakkını kapsadığı, ancak suç ithamlarıyla ilgili karar elde etme hakkının mutlak olmadığı, bu hakkın, suçlanan kişiye hakkındaki isnadın bir hâkim, bir mahkeme tarafından karara bağlanmasını isteme hakkı verdiği, bu nedenle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 6. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının ceza davalarının mutlaka bir mahkûmiyet ya da beraat hükmü ile sonuçlandırılmasını isteme hakkını içermediği, suç isnadı altındaki kişilere haklarındaki ceza davasının tam olarak aklanmayı sağlayan bir hükümle sonuçlandırılmasını isteme yönünde bir güvence de sağlamadığını, kaldı ki ceza davasının düştüğü veya yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraat kararı verildiği durumlarda da kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğini belirtmiştir. Yine Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararlarında, kanun koyucunun, ilk derece mahkemelerinin iş yükünün artmaması için sanıklara zamanaşımını ret hakkı tanımadığını, başvurucu hakkında verilen "düşme" kararının, herhangi bir suçlayıcı veya cezai ifade barındırmadığı gibi bu durumun başvurucunun adli siciline de işlenmediğini, bu nedenle söz konusu kararın keyfiliğinden bahsedilemeyeceği hususları vurgulanarak başvurucuların masumiyet karinelerinin ve mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

Yüksek Mahkemenin, anılan kararlarında yer verilen tespitler ve dava zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararlarının, adil yargılanma hakkı bağlamında mahkemeye erişim hakkının ihlali sonucunu doğurmayacağına ilişkin değerlendirmeleri nazara alındığında; Genel Kurulun 27.09.2023 tarihli ve 7-481 sayılı kararının gerekçesinde, masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı argümanlarına dayanan hak ihlali endişelerinin ve buna bağlı olarak varılan sonucun isabetli olmadığı değerlendirilerek istikrar kazanmış uygulamaya rücu edilmesi gerekmiştir.

Bununla birlikte, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilen hâllerde gündeme gelmesi beklenen uzun süren yargılamaların, makul sürede yargılanma hakkının (İHAS madde 6) ihlali neticesini doğurabileceğinde kuşku bulunmamakta ise de, bu ihtimalin bertaraf ya da telafi edilmesi için, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmemesinin etkin ve yeterli bir yöntem olmayacağı açıktır. Bu nedenle de ceza yargılama hukukunun temel ilkeleri üzerine bina edilmiş müstakar uygulama devam etmelidir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun süreklilik gösteren birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, davaya konu suç için kanunda öngörülen zamanaşımının gerçekleşmemiş olması bir kovuşturma şartıdır. Yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, mahkeme ya da Yargıtay, kural olarak resen zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verecektir. Bu hususta taraf iradelerine bir değer verilmemiştir.

TCK'nın 66. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin 8 yıl olacağı hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun'un 67. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kesen bir nedenin bulunması hâlinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak, dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması durumunda ise son kesme nedeninin gerçekleştiği tarih esas alınacak, dördüncü fıkrası uyarınca da kesilme hâlinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.

B. Hukuki Değerlendirme

Sanığa isnat edilen nitelikli tehdit suçunun yaptırımı, TCK'nın 106/2-a maddesinde suç tarihi itibarıyla iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası olarak belirlenmiştir. TCK'nın 66. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca bu suçun asli dava zamanaşımı süresi 8 yıl; aynı Kanun'un 67. maddesi gereğince kesintili zamanaşımı süresi ise 12 yıldır. Buna göre zamanaşımını kesen son işlem olan 30.09.2014 tarihli mahkûmiyet kararı ile bozma sonrasında 31.05.2023 tarihinde verilen beraat kararı arasında, 30.09.2022 tarihinde asli dava zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmaktadır. Eylemin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hâlin, başka bir deyişle derhâl beraat kararı verilmesini gerektiren bir durumun bulunmadığı ve daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali olmadığı da sabittir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

V. KARAR

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 21.10.2025 tarihli ve 18132-8796 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,

3- Anamur 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 31.05.2023 tarihli ve 1-589 sayılı nitelikli tehdit suçundan verilen beraat kararının gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle BOZULMASINA,

Ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda CMUK'un, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, TCK'nın 66/1-e ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca sanık hakkındaki nitelikli tehdit suçuna ilişkin kamu davasının dava zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle DÜŞMESİNE,

4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.01.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

§