"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/1226 E., 2025/1362 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 39. İş Mahkemesi
SAYISI : 2025/65 E., 2025/149 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı işyerinde 01.10.2007-11.09.2023 tarihleri arasında iş geliştirme uzmanı olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin işveren tarafından sona erdirildiğini, davacı işçinin iş sözleşmesinin sona ermesinde bir rızası olmadığını, zira davacının tek başına üniversitede okuyan çocuğuna baktığını, hem yaşı itibarıyla hem de ekonomik ihtiyacı nedeniyle çalışmak zorunda olduğunu, bu nedenle arabuluculuk tutanağını rıza ile değil işverenin baskısı ve yanlış yönlendirmesi sonucu imzalandığını, arabuluculuk görüşmelerinin mutlaka taraflardan bağımsız bir yerde veya adliye içinde yapılması gerekirken arabuluculuk görüşmesinin davalı işyerinde gerçekleştiğini, davacının, işveren yetkilileri tarafından yanlış yönlendirilerek ''senin üniversitede çocuğun var, biz sana yanlış yapmayız, anlaşmayı kabul et paranı al denilerek'' hak kaybına uğratıldığını, davacının işe iade davasından kaynaklanan haklarının tutanak ile bertaraf edilmemiş olsaydı davacının almış olduğu ücret düşünüldüğünde en az 700.000,00 TL'lik hak elde etmiş olacağını, davacının arabulucuya usulüne uygun bir başvurusunun olmadığını, görüşmenin yapıldığı tarihte başka işçinin de aynı muameleye tâbi tutulduğunu ve işyerinde belgelerin imzalatıldığını, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 420. maddesine aykırı olarak tutanağa ibra etkisi kazandırılmaya çalışıldığını, tazminat ve sair alacaklar ve de işe iade davası için delil oluşturma ve dava açma yasağı oluşturma çabası içine girildiğinin açıkça belli olduğunu, geçerli bir ihtiyari arabuluculuk olarak nitelendirme yapmanın mümkün olmadığını belirterek taraflar arasında yapılan 11.09.2023 tarihli arabuluculuk anlaşma tutanağının iptali ile işe iade, iş güvencesi tazminatı, boşta geçen süre ücreti ve diğer haklar alacağının belirlenmesi ile davacının iş sözleşmesinin feshi nedeniyle doğan haklarının saklı tutulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; hak düşürücü süre içerisinde dava açılmadığını, arabuluculukta anlaşılan hususlar bakımından müvekkili Şirkete dava yöneltilmesinin mümkün olmadığını, davacıya arabuluculuk anlaşmasına istinaden tüm hak ve alacakların eksiksiz bir biçimde banka kanalıyla ödendiğini, davacının serbest iradesi ile ihtirazı kayıt ileri sürmeksizin tutanakları imza altına aldığını, davacının baskı, tehdit vb. şekilde iradesinin sakatlanmasının söz konusu olamayacağını, davacının müvekkili Şirketin genel merkezinde çalıştığını, ... Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünden mezun olduğunu, daha öncesinde pek çok kurumsal şirkette çalıştığını ve müvekkili şirkette neredeyse 17 yıldır çalışmaya devam ettiğini, son görevinin süreç geliştirme uzmanı olup 50 yaşında kıdemli bir çalışan olduğunu, bu nedenle davacının yalnızca müvekkili Şirketteki kıdemi düşünüldüğünde dâhi bu iddialara itibar edilemeyeceğini, Yargıtay kararlarında da sabit olduğu üzere, arabuluculuk görüşmesinin davalı işyerinde yapılmış olmasının arabuluculuk tutanağını geçersiz hâle getirmeyeceğini, arabuluculuk görüşmelerinde toplantı esnasında davacının avukatı ile görüşmek istediğini bildirdiğini ve davacının bu talebi doğrultusunda toplantıya ara verildiğini, ara verilmesinin ardından tekrar görüşmeye devam edildiğini, akabinde davacının öğle yemeği arası boyunca görüşmeler yaptığını, görüşmelerinin sonunda toplantıya tekrar katılım sağladığını, avukattan da görüş aldığını ilettiğini ve tamamen serbest iradesi ile arabuluculuk tutanağını imzaladığını, bu durumun davacıya düşünmesi için süre verildiğinin ve arabuluculuk teklifi konusunda kendisine teklifi değerlendirmek üzere imkân tanındığının göstergesi olduğunu, dolayısıyla zorla ve baskıyla imzalatma durumunun söz konusu olamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 11.09.2023 tarihli ... no.lu ihtiyari arabuluculuk belgesine göre uyuşmazlığın anlaşma ile sonuçlandığı, görüşmelerin 11.09.2023 tarihinde başladığı, iş sözleşmesinin davalı işverence sonlandırıldığı ve tarafların bir kısım işçilik alacakları bakımından anlaştıkları yönünde ibarelerin yer aldığı ancak dava dosyasında yazılı fesih bildiriminin tespit edilemediği, işten ayrılış kodunun (4) (Belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirilmeden feshi olduğu ) olarak bildirildiği, bu şekli ile arabuluculuk görüşmelerinde henüz taraflar arasında feshe dair uyuşmazlık bulunmadığı ancak fesih kapsamındaki tazminatların ve bir kısım ücret alacaklarının da görüşmelere konu edildiği, bu hâlde sunulan tutanakların geçerli arabuluculuk anlaşma belgesi olarak kabul edilemeyecekleri, söz konusu belgeler yönünden ancak 6098 sayılı Kanun'un 420. maddesindeki koşullara göre veya ifaya ilişkin değerlendirme yapılabileceği gerekçesiyle ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptaline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
1. Davacının iş sözleşmesinin feshinin ardından davacı yan ile müvekkili Şirket arasında yapılan arabuluculuk anlaşmasına istinaden tüm hak ve alacakların eksiksiz bir biçimde banka kanalıyla ödendiğini, tarafların serbest iradeleri ile arabuluculuk anlaşması ile yapılacak ödeme miktarının daha düşük olabileceğini kararlaştırabileceğini, içinde bulunulan enflasyonist ortam göz önünde bulundurulduğunda davacının iş ilişkisinin sona ermesinden ve işe iadeden doğan tüm alacaklarını, açılacak bir davanın sonucunun beklenilmesinden çok daha kısa sürede kazanmış olduğunun açık olduğunu, tutanakları davacının serbest iradesi ile ihtirazı kayıt ileri sürmeksizin imza altına aldığını,
2. İşe iade davası açmak için hak düşürücü sürenin de aşılmış olduğunu, zira işe iade için aranan hak düşürücü sürenin geçtiğinin mahkeme kararı ile tespit edildiğini ve karara karşı davacı yan tarafından istinaf yoluna başvurulmayarak kararın kesinleştiğini, neticede arabuluculuk tutanağının iptalinde hukuki yarar da bulunmadığını,
3. Davalı tanığı beyanı ile davacıya yönelik hiçbir baskı ve zorlama olmadığı, bilakis özel sağlık sigortasının hemen iptal edilmeyerek iyiniyet gösterildiğinin de açıkça ispat edildiğini,
4. Davacı tanık beyanlarına göre de müvekkili Şirketçe yapılan arabuluculuk görüşmesi sonrası arabuluculukta anlaşıp anlaşmamanın tamamen işçinin kendi inisiyatifinde ve iradesine bağlı olduğu, istemeyenlerin imzalamayabileceğinin açıkça ikrar ve ispat edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; arabuluculuk sürecinin kanuna uygun şekilde yürütülüp yürütülmediği, buna göre dava konusu ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptalinin gerekip gerekmediği noktasındadır.
Arabuluculuk anlaşma belgesi, borçlar hukuku anlamında bir maddi hukuk sözleşmesi olup bu sözleşmenin 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/5 hükmü bağlamında geçerli olmadığı ileri sürülebilir. Böyle bir durumda, arabuluculuk faaliyetinin hiç yapılmadığı veya usulüne uygun yapılmadığı ya da irade fesadı iddiası ileri sürüldüğünde, ispat yükü davacıya aittir.
Somut uyuşmazlıkta davacı vekili tarafından, müvekkilinin iş sözleşmesinin davalı tarafından feshedilmesi akabinde rızası dışında müvekkiline ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağı imzalatıldığı, bu süreçte iradesinin fesada uğratıldığı ileri sürülmüş; davalı tarafından ise davacının serbest iradesi ile arabuluculuk tutanaklarını imzaladığı savunulmuştur.
Dosyada dinlenilen davacı tanıklarının davacının arabuluculuk süreci ile ilgili duyuma dayalı beyanda bulundukları, kendilerine de davalı Şirket tarafından arabuluculuk teklifinde bulunulduğunu ancak kabul etmeyerek belgeleri imzalamadıklarını beyan ettikleri görülmüştür. Dosyadaki bilgi ve belgeler ile davacı tanıklarının beyanları birlikte değerlendirildiğinde; davacının ihtiyari arabuluculuk tutanağına yönelik irade fesadı iddiasını usulüne uygun olarak ispat edemediği anlaşılmıştır.
Ayrıca davacının arabuluculuk faaliyeti sırasında arabuluculuğun esasları, süreci ve hukuki sonuçları konusunda bilgilendirildiği, dosyada mevcut arabuluculuk ilk oturum açılış tutanağı, anlaşma tutanağı ve arabuluculuk son tutanağından anlaşılmaktadır. Bu durumun aksi de davacı tarafından ispat edilememiştir. O hâlde, İlk Derece Mahkemesince ihtiyari arabuluculuk tutanağı geçerli kabul edilerek bu tutanağın iptaline yönelik davanın reddi yerine yanılgılı değerlendirme ile ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptaline karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
13.01.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
Dairece oy çokluğuyla, İlk Derece Mahkemesince ihtiyari arabuluculuk tutanağı geçerli kabul edilerek bu tutanağın iptaline yönelik davanın reddi yerine ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptaline karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Alacaklının dava açmadan önce arabuluculuk yoluna başvurması zorunluluğu ve arabuluculukta anlaşılan hususlarda dava açılamamasına ilişkin yasal düzenlemeler mahkemeye erişim hakkını sınırlandırmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de arabuluculuğu hak arama özgürlüğünü sınırlandıran bir yöntem olarak değerlendirmiştir (Anayasa Mahkemesi, 10.07.2013 tarihli ve 2012/94 Esas, 2013/89 Karar; 11.07.2018 tarihli ve 2017/178 Esas, 2018/82 Karar sayılı kararları). Anayasa Mahkemesine göre 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası bu tür yöntemlere başvurulup başvurulamayacağı hususunu, anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde bulundurmak şartıyla kanun koyucunun takdir yetkisine bırakmıştır (AYM, 2017/178 E., 2018/82 K., §16). Dolayısıyla arabuluculuğa ilişkin yasal düzenlemelerin bu çerçevede yorumlanması ve uygulamaların da sözü edilen ölçütlere göre değerlendirilmesi gerekir.
Anayasa Mahkemesinin 11.07.2018 tarihli ve 2017/178 E., 2018/82 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere “18. İşçi ve işveren ilişkilerinde işçinin işveren karşısında zayıf konumda olduğu genel olarak kabul edilmekte ise de eşitlik, arabuluculuk kurumunun temel özelliklerindendir. Nitekim 6325 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı bendinde tarafların gerek arabulucuya başvururken gerekse tüm süreç boyunca eşit haklara sahip oldukları düzenlenmiştir. Yine 6325 sayılı Kanun’un 9. maddesinin (3) numaralı fıkrasında arabulucunun taraflar arasındaki eşitliği gözetmekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Bu bakımdan, ilgili mevzuat gereği iletişim teknikleri yönünden profesyonel, konusunda uzman, eğitimli, tarafsız, güvenilir ve objektif bir kimliğe sahip arabulucu uyuşmazlık çözüm sürecinin tüm aşamalarında taraflar arasında eşitliği gözeterek sürecin sonuçlanmasını sağlayabilecektir.Eşitliğin ön planda tutulduğu bir ortamda, işçi ve işverenin eşit düzeyde ve kendilerini rahatça ifade edebilecekleri şekilde karşılıklı olarak uyuşmazlığa çözüm bulmaları sağlandığında, işveren karşısında zayıf konumda olduğu değerlendirilen işçinin baskı altına alınacağı söylenemez”. Buna göre eşitliğin gözetilmediği, işçinin işverenle eşit düzeyde ve kendisini rahatça ifade edemediği bir ortamda işveren karşısında zayıf durumda olan işçinin baskı altında olmadığı kabul edilemez.
Arabuluculuk çözüm yöntemine başvurulabilmesi için öncelikle taraflar arasında somut bir uyuşmazlığın ortaya çıkmış olması gerekir. Çünkü arabuluculuk mevcut olan bir uyuşmazlığın anlaşma yoluyla çözülmesi için başvurulması gereken bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Diğer yandan, arabuluculuk yönteminde uyuşmazlığın uygun bir ortamda ve usulüne uygun olarak müzakere edilmesi şarttır. Özellikle bir tarafın ekonomik ve sosyal bakımdan zayıf olduğu durumlarda müzakerenin usulüne uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi son derece önemlidir.
Diğer yandan, iş sözleşmesinin sona erdirilmesine ilişkin işlemlerin arabulucu aracılığıyla gerçekleştirildiğine ve böylece uyuşmazlık ortaya çıkmadan bu yola başvurulduğuna sıkça rastlanmaktadır. Kuşkusuz işçinin alacaklarının eksiksiz ödenmesi durumunda işlemin ya da anlaşmanın ne şekilde yapıldığının önemi yoktur. Ancak işçiye alacaklarının kanun ve sözleşme uyarınca ödenmesi gereken miktarın çok altında ödenmesini öngören ve aynı zamanda işçinin dava açma hakkını da ortadan kaldıracak bir anlaşmanın kanuna ve usule uygun yapılması anayasal bir zorunluluktur.
Yukarıda yapılan açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde; davacı, 01.10.2007-11.09.2023 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde çalışmış olup işverence 11.09.2023 tarihinde iş sözleşmesine son verilmiştir. İş sözleşmesinin son bulduğu tarih ile aynı gün arabulucuya başvurularak işyerinde bulunan davacı ile saat 10.00'da arabuluculuk müzakere sürecinin başladığı ve yine aynı gün saat 11.00'de işçilik alacakları konusunda anlaşmaya varıldığı görülmektedir. Dosya kapsamına göre arabuluculuk yöntemine başvurulmadan önce davacı işçi ile hangi konuda ve nasıl bir uyuşmazlık çıktığı ortaya konulmadığı gibi iş sözleşmesinin son bulduğu tarih ile aynı gün ve işyerinde bulunan davacı işçi ile işveren arasında yapıldığı belirtilen müzakerenin usulüne uygun gerçekleştirildiğinin kabulü de mümkün değildir. Dosya içeriğinden davalı işverenin, davacının ileride dava açma imkânını ortadan kaldırmak amacıyla, iş sözleşmesinin sona ermesine bağlı tazminatlar ile diğer alacakları ödemeyi amaçladığı anlaşılmaktadır. Arabuluculuk yöntemi, uyuşmazlığı çözme dışında başka bir amaç için kullanılamaz. Açıklanan nedenlerle kararın onanması gerektiği görüşünde olduğumdan, Sayın Çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılamıyorum.