"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 60. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2024/732 E., 2025/932 K.
DAVA TARİHİ: 21.08.2020
İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul 13. İş Mahkemesi
SAYISI: 2020/265 E., 2021/446 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; 2019 yılının başında ekonomik kriz ve istihdam fazlalığı gerekçe gösterilerek müvekkilinin de aralarında bulunduğu birkaç çalışanın işten çıkartılmasına karar verildiğini, davalı Şirketin İngiltere'de bulunan merkezinin kıdem ve ihbar tazminatı ödemeyi kabul etmediği gerekçesiyle çalışanların kendi istekleriyle işten ayrılmalarının istendiğini, bunu kabul etmeyenlere mobbing (psikolojik taciz) uygulandığını, bu çerçevede diğer çalışanlara zam yapıldığını ancak müvekkiline yapılmadığını, müvekkilinin "apprasial süreci" olarak adlandırılan değerlendirme sürecine tâbi tutulduğunu, bu süreçte müvekkilinin her geri bildirimin ve yaptığı her değerlendirmenin geri çevrildiğini, müvekkilinin aşağılandığını, yöneticisinin müvekkiline bundan sonra yaşayacaklarının daha hafif olmayacağını belirttiğini, müvekkiline istifa etmesi için baskı uygulandığını, müvekkilinin işverenin baskısıyla 11.06.2019 tarihinde kendisinden istenen dilekçeyi vermek zorunda kaldığını, yıllık izinlerini kullanmadığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ve yıllık ücretli izin alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; istifa iradesinin fesada uğratıldığı iddiasının hak düşürücü süre içerisinde ileri sürülmediğini, davacı kendi hür iradesi ile iş sözleşmesini feshettiğinden kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanmadığını, davacının yıllık izinlerini kullandığını, kullanmadığı yıllık izin karşılığının ise kendisine ödendiğini, davacının iddiaları yönünden psikolojik taciz şartları bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya içerisinde 06.05.2019 tarihli davacı tarafın imzasını taşıyan "09.06.2004 tarihinden itibaren çalışmakta olduğum ....'den ayrılma talebimi bugün bildirmiş bulunmaktayım, gereğinin yapılmasını arz ederim." yazan dilekçenin yer aldığı, davacı tanığının davacıya psikolojik taciz uygulandığını, aracının elinden alındığını, görevi dışında işler yaptırıldığını beyan ettiği, davacının Sosyal Güvenlik Kurumu kaydından işten ayrılışının verilmesi sonrası 14.06.2019 tarihinde brüt 4.196,33 TL ücretle yeni bir işe girdiğinin anlaşıldığı, tüm bu hususlar değerlendirildiğinde davacının 15 yıllık kıdemi dikkate alındığında istifa ederek daha düşük bir ücretli işe başlamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, kaldı ki davacının yeni bir işe başlamasının da hayatını devam ettirmek adına gerekli olduğu, sırf yakın tarihte bir işe girmesinin istifa iradesini desteklemeyeceği, davacı tanığının davacı iddiasını desteklediği ve psikolojik taciz hususunu doğruladığı, bu nedenle davacının istifa dilekçesine itibar edilmediği, davalı tarafça başkaca bir haklı sebep gösterilmediği ve işten çıkışın davalı tarafından haksız olarak yapıldığının kabul edildiği, davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, yıllık ücretli izin alacağının da bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; iş sözleşmesinin davacının kendi iradesiyle sona erdiğini ileri süren davalı işverenin bu iddiasını ispatlayamadığı, davacı tanığının psikolojik taciz iddialarını doğruladığı, davacı tanığının beyanları dikkate alındığında davacının istifasına gerekçe gösterilen 06.05.2019 tarihli dilekçenin baskı altında verilmiş olduğu kanaatine varıldığı, ayrıca istifa ettiği öne sürülen davacının kısa süre içinde daha düşük ücretli bir işe başlamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, dolayısıyla iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız ve geçersiz şekilde sona erdirildiği sonucuna ulaşıldığı, bu nedenle kıdem ve ihbar tazminatına hükmedilmesinin yerinde olduğu, yıllık ücretli izin alacağı yönünden ise 270 gün izin hakkı bulunduğu, sadece 90 gün izin kullandığının anlaşıldığı ve bu nedenle bakiye 180 gün için izin ücreti alacağına hükmedilmesinin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
1. Görgüye dayalı bilgi sahibi olmayan tanık ifadelerine itibar edilmesinin mümkün olmadığını, davacı tanığının beyanlarının hükme esas alınmasının hatalı olduğunu,
2. Davacının kendisine psikolojik taciz uygulandığına, feshe zorlandığına ilişkin iddialarını destekler hiçbir delil sunmadığını,
3. Davacının doldurduğu ve yargılama boyunca inkâr etmediği çıkış formunda davacının çıkış nedeni olarak kendi el yazısıyla yeni iş kuracak olmasını belirttiğini,
4. Davacının psikolojik taciz sebebiyle iradesinin fesada uğratıldığını, istifa iradesinin bulunmadığını ispat edemediğini,
5. Davacının kullandığı dosya kapsamında sabit olan yıllık izinlerin kullanılmamış gibi hesaplamaya dâhil edildiğini, hâkimin aydınlatma görevi çerçevesinde davacıyı dinlemediğini, davacının kalan 29,5 gün izin karşılığının davacıya ödendiğini,
6. İstifa iradesinin fesada uğradığı iddiasının hak düşürücü süre içerisinde ileri sürülmediğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, iş sözleşmesinin fesih şekli ile davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanıp kazanmadığı ile yıllık ücretli izin alacağının ispatı ve hesaplanmasına ilişkindir.
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Fesih bildirimi tek taraflı bir irade beyanı olup bu beyan, belirsiz süreli iş sözleşmelerinde süre verilerek sözleşmenin sona erdirilmesinde kullanılabileceği gibi belirli ya da belirsiz süreli sözleşmelerin haklı nedene dayanarak, işçi veya işveren tarafından süre verilmeksizin sona erdirilmesinde de kullanılmaktadır. Bu nedenle iş sözleşmelerinde fesih bildirimi sözleşmeyi belirli bir sürenin geçmesiyle ya da derhâl sona erdiren, karşı tarafa yöneltilmesi gerekli tek taraflı bir irade beyanı olup muhataba ulaşması ile sonuç doğurur. İş sözleşmelerinde fesih bildiriminde bulunma hakkı, kural olarak her iki tarafa da tanınmıştır. Hukuki niteliği itibarıyla fesih bildirimi, yenilik doğuran bir hak olup beyanın karşı tarafa ulaşması ile sonuç doğurur; bu nedenle karşı tarafın kabulüne gerek yoktur. Hukuk sistemimizde feshin işçi veya işveren tarafından yapılmasına bağlanan hukuki sonuçlar farklı olduğundan fesih bildiriminin kimin tarafından gerçekleştirildiğinin belirlenmesi önem taşımaktadır. Yine iş sözleşmesinin her iki tarafça feshedilmiş olması hâlinde de ilk önce kimin tarafından feshedildiğinin ortaya konulması gerekmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 19.09.2018 tarihli ve 2015/22-3097 Esas, 2018/1339 Karar sayılı kararı).
İşçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim öneli tanımaksızın iş sözleşmesini feshi, istifa olarak değerlendirilmelidir. İstifa iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla birlikte iş ilişkisi sona erer.
İşçinin istifa dilekçesindeki iradesinin fesada uğratılması da sıkça karşılaşılan bir durumdur.
İşverenin tazminatların derhâl ödeneceği sözünü vererek ve benzeri baskılarla işçiden yazılı istifa dilekçesi vermesini talep etmesi ve işçinin buna uyması hâlinde, gerçek bir istifa iradesinden söz edilemez. Bu hâlde feshin işverence gerçekleştirildiği kabul edilmelidir.
Somut olayda, davacı psikolojik tacize maruz kaldığını, istifa etmesi için kendisine baskı uygulandığını, işverenin baskısıyla 11.06.2019 tarihinde kendisinden istenen dilekçeyi vermek zorunda kaldığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı talebinde bulunmuş, davalı ise davacının hür iradesi ile istifa ettiğini, iddiaları yönünden psikolojik taciz şartlarının bulunmadığını savunmuştur.
Dosya içerisinde davacının imzasını taşıyan 06.05.2019 tarihli istifa dilekçesi, "09.06.2004 tarihinden itibaren çalışmakta olduğum ....'den ayrılma talebimi bugün bildirmiş bulunmaktayım, gereğinin yapılmasını arz ederim." şeklindedir. İşverence düzenlenen işten ayrılış belgesinde ayrılma sebebi (03) kodu ile "istifa" olarak gösterilmiştir. Yargılama sırasında dinlenen davalı tanıkları davacının birkaç yıldır iş kuracağını söylediğini, çıkmadan önce son 1 ayda yine iş kurduğunu ve çıkacağını söyleyerek istifa ettiğini duyduklarını, herhangi bir zorlamaya şahit olmadıklarını beyan etmişler; davacı tanığı .... davacının kendi isteğiyle işten ayrılmadığını, Şirketin kendisini psikolojik taciz ile istifaya zorladığını beyan etmiştir. Davacı tanığı .... ayrıca, " ... davacıya mobinng uygulanmıştır, çalışma şekli nedeni ile üretimden sunuma kadar ürünlerin kalitesinden davacı sorumludur, bu nedenle bir aracının olması ve bu işleri takip etmesi gerekir, başlarda davacının aracı vardı ancak sonradan elinden aldılar, havuzdaki araçları kullan dediler, ancak yurt dışından gelen misafirler nedeni ile bu araçlar kullanıldığı için davacıya araç kalmıyordu, aynı şartlardaki diğer arkadaşlardan araçları alınmadı, davacı yaklaşık 15 senelik kıdeme sahiptir, genelde şirket uygulaması olarak mobing ile yıpratma politikası izleyerek istifaya zorlanır, bu şekilde istifa eden başka arkadaşlarımız da olmuştur, sektörde kötü referans olunur diye de haklarını arayamadılar, davacı maruz kaldığı bu durum nedeni ile performansını tam olarak yerine getiremedi, ancak sorumluyu davacı olarak belirlediler, davacının imkanları sağlanmış olsaydı işini layıkıyla yapıyordu. ..." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince psikolojik taciz hususun doğrulandığı ve bu nedenle davacının istifa dilekçesine itibar edilmediği, davalı tarafça başkaca bir haklı sebep gösterilmediği ve işten çıkışın davalı tarafından haksız olarak yapıldığı sonucuna varılmış ise de davacı tanığının beyanı psikolojik tacizin şartlarının oluştuğunu kabule yeterli değildir. Dosya kapsamında davacının psikolojik tacize maruz kaldığına ilişkin başkaca delil bulunmamaktadır. Dosya kapsamındaki delil ve belgeler değerlendirildiğinde; davacının baskı altında istifa dilekçesi verdiği yönündeki iddiasını da ispat edemediği anlaşılmaktadır.
Şu hâlde iş sözleşmesinin davacının istifası ile sona erdiği kabul edilerek kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekildeki gerekçe ile kabulü hatalıdır.
3. İlk Derece Mahkemesince davacının bakiye 180 gün ücretli izin hakkı olduğu kabul edilerek yıllık ücretli izin alacağı hüküm altına alınmıştır. Davalı taraf, davacının kullanmadığı 29,5 gün izni olduğunu, bu kalan iznin karşılığının davacıya ödendiğini, ödemeye ilişkin dekontun dosyaya sunulduğunu savunmuştur. Dosyada bulunan davacının imzasını taşımayan 2019 yılı Haziran ayı bordrosunda izin parası olarak 9.323,09 TL tahakkuk bulunduğu, davalı tarafça sunulan ... Bankasına ait dekontta da "george tedarik izin ödemesi" açıklaması ile 6.390,41 TL ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır. Ancak bahsi geçen dekontta alıcı bilgileri olmadığından ve davacının banka hesap dökümü de dosya kapsamında bulunmadığından ödemenin davacıya yapılıp yapılmadığı anlaşılamamaktadır. Anılan ödemenin davacıya yapılıp yapılmadığının araştırılması, ödemenin yapıldığının belirlenmesi hâlinde bu tutar hesaplanan miktardan mahsup edilerek yıllık ücretli izin alacağının hüküm altına alınması gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.