Consülto
Consülto
Karar ArşiviYargıtay İçtihat Veritabanı
Yargıtay

9. Hukuk Dairesi

Dosya2025/9204 E. 2026/39 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2025/1961 E., 2025/2441 K.

DAVA TARİHİ : 13.09.2024

İLK DERECE MAHKEMESİ: Burdur İş Mahkemesi

SAYISI : 2024/438 E., 2025/95 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı işverenlere ait işyerinde 08.06.2001 tarihinden emeklilik nedeniyle çıkışının verildiği 29.07.2024 tarihine kadar beden işçisi olarak çalıştığını ve ... Sendikasına üye olduğunu, davacının son aylık ücretinin 25.000,00 TL olduğunu ve ücretlerinin eksik ödendiğini veya hiç ödenmediğini, yıllık izinlerinin sürekli eksik hesaplandığını, işyerinde haftanın yedi günü 08.00-18.00 saatleri arasında çalışma yaptığını ve bu çalışmaların günde en az 1-2 saat uzadığını, ulusal bayram ve genel tatiller ile hafta tatilinde çalıştığını ancak ücretinin ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, asgari geçim indirimi, ücret ve yıllık ücretli izin alacaklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacının 02.04.2018 tarihinde davalılar nezdinde çalışmaya başladığını ve 29.07.2024 tarihinde de işten ayrıldığını, davacının dava dilekçesinde iddia edildiği gibi aralıksız ve kesintisiz çalışmadığını, hizmet dökümünden de anlaşılacağı üzere davacının ... ve ... dışında farklı işyerlerinde de çalışmasının bulunduğunu, haftalık 45 saati aşan çalışmasının bulunmadığını, olağanüstü durumlarda fazla çalışma yapılmışsa da karşılığının tam ve eksiksiz olarak ödendiğini, davacının hak etmiş olduğu yıllık izinlerinin kullandırıldığını ve kullanmadığı yıllık izinlerin ücretinin ödendiğini, ulusal bayram ve tatil günlerinde çalışma yapılmadığını, herhangi bir bakiye ücret alacağının bulunmadığını ve sulh ve feragat sözleşmesi imzaladığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 08.06.2001-29.07.2024 tarihleri arasında çalıştığı, iş sözleşmesi emeklilik sebebiyle sona erdiğinden kıdem tazminatına hak kazandığının kabulü gerektiği, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığına ilişkin iddiasının ispatlandığı ancak bu çalışmaların karşılığının ödenmediğinin anlaşıldığı; ayrıca yıllık ücretli izin ve bakiye ücret talebinin de yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 02.04.2018 tarihindeki kadroya geçiş aşamasında imzaladığı sulh ve feragat sözleşmesine 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (375 sayılı KHK) geçici 24. maddesinin iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesi kararı nazara alındığında itibar edilemeyeceği, İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

Davalılar vekili temyiz dilekçesinde;

1. Davacı iş sözleşmesini haksız olarak feshettiğinden kıdem tazminatına hak kazanamayacağını,

2. Davacının yıllık ücretli izinlerini kullandığını ya da karşılığının ödendiğini,

3. Bakiye ücret ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağı olmadığını,

4. Sulh ve feragat sözleşmesine itibar edilmemesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Uyuşmazlık, iş sözleşmesinin feshi ile davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı, yıllık ücretli izin, ulusal bayram ve genel tatil ile ücret alacaklarının ispatı ve hesabı ile davacının sürekli işçi kadrosuna geçiş aşamasında imzaladığı sulh ve feragat sözleşmesine itibar edilip edilemeyeceğine ilişkindir.

Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalılar vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeple;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

12.01.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

K A R Ş I O Y

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 153. maddesinde yer alan "İptal kararları geriye yürümez." hükmünden anlaşılması gerekenin ne olduğu ve eldeki davaya etkisi uyuşmazlık konusudur.

Somut olayda, davacı davalıya ait işyerinde ihale ile hizmet alımı yapılan alt işveren Şirketler nezdinde çalışmakta iken, 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 127. maddesi ile 375 sayılı KHK'ya eklenen geçici 23. maddesi kapsamında sürekli işçi kadrosuna geçmiştir.

Davacı işçi sürekli işçi kadrosuna geçmeden önce, yukarıda zikredilen maddede geçiş için ön şart olarak getirilen şartlardan birisi olan "En son çalıştığı idare veya şirket ile daha önce kamu kurum ve kuruluşlarında alt işveren işçisi olarak çalıştığı iş sözleşmelerinden dolayı bu madde ile tanınan haklar karşılığında herhangi bir hak ve alacak talebinde bulunmayacağını ve bu haklardan feragat ettiğine dair yazılı bir sulh sözleşmesi yapmayı kabul ettiğini yazılı olarak beyan etmek" düzenlemesine istinaden davalı İdereye yukarıdaki yasal düzenlemeye uygun şekilde sulh ve feragat sözleşmesi imzalayıp vermiştir.

Davacı imzalamış olduğu sulh ve feragata rağmen davalı işverene karşı alt işveren nezdinde geçen çalışma döneminin muvazaalı olduğu iddiasıyla kadroya geçiş öncesine ilişkin dönem bakımından bir kısım ödenmemiş alacak iddiasıyla dava açmıştır.

Yapılan yargılama sonucunda, İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından sulh ve feragata değer verilmeden sonuca gidilmiştir.

Kararın temyizi üzerine Dairemizde yapılacak inceleme öncesinde Anayasa Mahkemesi kadroya geçiş öncesi sulh ve feragatı zorunlu tutan mevzuat hükmünü iptal etmiş ve iptal kararı yürürlüğe girmiştir.

Bu aşamada başlığa alınan usul problemi ortaya çıkmıştır.

Öncelikle hemen belirtmek gerekir ki Dairemiz Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının kesinleşmiş davalara etkisinin olamayacağı hususunda hem fikirdir, bu hususta görüş farklılığı yoktur.

Derdest davalarda ise iptal kararının uygulanması esas olmakla birlikte istisnalarının olabileceği de kabul edilmelidir ki sayın çoğunluk somut olay bakımından istisnai uygulama görüşümüze katılmamıştır.

Kişisel kanaatimiz, Anayasa'nın "İptal kararları geriye yürümez." şeklindeki hükmü nedeniyle iptal kararları öncesinde hüküm ve sonuçlarını doğurduğu için kazanılmış hak teşkil eden hususlar iptal kararından etkilenmezler. Bu hususu örneklendirerek açıklamak gerekirse, 5953 Basın İş Kanunu'na tâbi çalışanların ücret alacaklarına günlük %5 faiz öngören hüküm Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş ve iptal kararı istisnasız derdest tüm davalara uygulanmıştır; çünkü faize hükmedilebilmesi için önce ücret alacağının varlığı tespit edilmelidir. Ücret alacağı ise dava konusu edildiğine göre kesin hükme kadar sadece taleptir, iddiadır. Varlığı kesin hükümle birlikte ortaya çıkar. İptal kararının yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla kesinleşmemiş davalardaki ödenmemiş ücret istemleri hâlihazırda sadece dava konusu talep olduğu henüz varlığı kesinleşmediği için faiz bakımından da hüküm ve sonuçlarını doğurmuş bir kazanılmış haktan söz edilemez. Diğer taraftan feragat, sulh, kabul ve ibra hüküm ve sonuçlarını anında doğurur, vazgeçme mümkün değildir.

Davacı yasal bir düzenlemeye istinaden kadroya geçebilme karşılığında sulh ve feragati kabul ettiği, neyin karşılığında neden vazgeçtiğini açıkça bildiği için öncelikle irade fesadı iddia edemez; ederse de dinlenmez. Sulh ve feragat o andaki mevzuata uygundur ve niteliği gereği verildiği anda hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Daha sonradan sulh ve feragati geçiş için ön koşul kabul eden mevzuat hükmünün iptal edilmesi sulh ve feragatin geçerliliğine etki etmez, aksi kabul maddi hukuk anlamında kazanılmış hakkı ortadan kaldırır ki bu da iptal kararını geçmişe yürütmektir ve Anayasa'ya açıkça aykırıdır.

Sulh, kabul ve feragata ilişkin 6100 sayılı Kanun'un 307 ve devamı maddelerine bakıldığında bu işlemlerin "kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğuracağı" açıkça yazılıdır ki bu hüküm karşısında sulh ve feragata kesin hükmün sonuçları uygulanmalı; yani iptal kararının sulh ve feragati ortadan kaldırmayacağı kabul edilmelidir.

Somut olay bakımından, sulh ve feragat sözleşmesi anında açılmış bir dava bulunmaması ve davanın daha sonra açılması nedeniyle söz konusu belgelerin 6100 sayılı Kanun'un 307 ve devamı maddeleri anlamında sulh ve feragat olup olmadığı da tartışmalı ise de öncelikle ve hemen söylemek gerekirse bu sulh ve feragatlere değer verilerek davaların reddi gerektiğine ilişkin iptal kararı öncesi kararlarda böyle bir tartışmaya girilmemiştir. Örneğin Dairemizin 2022/16197 Esas, 2023/364 Karar sayılı kararında "Dosya kapsamına göre davacı işçinin davalı Belediyenin alt işvereni olan şirketlerde çalışırken 375 sayılı KHK'nın geçici 24 üncü maddesi kapsamında 01.04.2018 tarihinde sürekli işçi kadrosuna geçerek ihbar olunan ... Belediyesi Personel AŞ bünyesinde çalışmaya başladığı, sürekli işçi kadrosuna geçiş sırasında imzalandığı açık olan sulh sözleşmesinde daha önce alt işveren işçisi olarak çalıştığı dönemlere ilişkin verdiği feragat beyanının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu hâlde söz konusu feragat beyanına davalı ... yönünden hukuki değer atfedilerek davacının sürekli işçi kadrosuna geçtiği tarihten önceki çalışma dönemi için dava konusu alacaklar bakımından davalıdan talepte bulunamayacağı kabul edilmelidir. Dolayısıyla 01.04.2018 tarihine kadar olan çalışma dönemi yönünden muvazaa iddiasının kabulü ile talep edilen alacakların hüküm altına alınması hatalıdır." denilmiştir.

Diğer taraftan söz konusu belgeler ne haktan ne de alacaktan tamamen vazgeçme niteliğinde değildir. Sadece kadroya geçiş öncesi dönem bakımından kadrosuna geçilecek olan asıl işverenden alacak talebinde bulunulmayacağı taahhüt edilmekte, alt işveren bakımından ise varsa alacak hakları devam etmektedir. Bu hâliyle herhangi bir dava veya takibin olmadığı dönemde alınan söz konusu belgelerin mahiyeti itibarıyla en azından ibra belgeleri oldukları kabul edilmelidir ve daha sonra çıkan özel kanun hükmüne istinaden alındıklarından dolayı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 420. maddesi koşullarına tâbi değildirler. Zaten bu güne kadar da 6098 sayılı Kanun'un 420. maddesi kapsamında bir denetime tâbi tutulmamışlardır.

Söz konusu belgeler 6098 sayılı Kanun'un 132. maddesi kapsamında ibra belgeleri olarak kabul edilseler dahi yukarıda da değinildiği üzere verildikleri anda hüküm ve sonuçlarını doğuracaklarından dolayı ulaşılması gereken sonuç değişmeyecektir.

Sonuç olarak; Anayasa Mahkemesinin 17... tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 27.12.2023 tarihli ve 2018/96 Esas, 2023/222 Karar sayılı, 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 118. maddesiyle 375 sayılı KHK'ya eklenen geçici 23... . maddelerin (c) ve (ç) bentlerinin Anayasa’ya aykırı olduklarına ve iptallerine ilişkin kararlarının kadroya geçiş öncesinde yasal zorunluluk gereği alınmış ve alındığı an itibarıyla kesin hüküm gibi tüm sonuçlarını doğurmuş olan sulh ve feragat sözleşmelerine uygulanamayacağı, uygulanmasının Anayasamızda açıkça yasaklanmış olan iptal kararının geçmişe yürütülmesi anlamına geleceği şeklindeki hukuki ve vicdani kanaatim nedeniyle aksi görüşteki Sayın Çoğunluğun ulaştığı sonuca katılamıyorum.

§