Consülto
Consülto
Karar ArşiviYargıtay İçtihat Veritabanı
Yargıtay

8. Hukuk Dairesi

Dosya2025/6541 E. 2026/75 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

SAYISI : 2015/51 E., 2019/33 K.

Taraflar arasında görülen kadastro tespitine itiraz davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davacılar ... mirrasçılarının ve müdahil ...'ün davasının reddine, davacılar ... ve arkadaşları ile asli müdahil ... Ticaret AŞ'nin davasının kabulüne karar verilmiş; hükmün, davacılar ... mirasçıları ile asli müdahil ... vekilleri tarafından duruşmalı, davalılar Hazine vekili, ... vekili ve ... vekili tarafından duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 08.12.2021 Çarşamba gününde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.

Duruşma için tayin edilen günde temyiz eden davalı Hazine vekili Avukat ..., davalı ... İdaresi vekili Avukat ... ve ... mirasçıları vekili Avukat ... ile karşı taraftan AŞ vekili Avukat ..., ... ve arkadaşları vekili Avukat ... ve ... vekili Avukat ... geldi. Hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

K A R A R

2008 yılında yapılan kadastro sırasında, Muğla ili ... ilçesi ... köyü çalışma alanında bulunan 3 23... parsel sayılı 12.668 m² yüzölçümündeki taşınmaz, Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu olduğundan söz edilerek malik hanesi açık bırakılarak tespit edilmiştir.

Marmaris 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1988/132 Esasında kayıtlı dosyada, davacı ... ve ... vekili tarafından Hazine ve ... Köyü Tüzel Kişiliğine husumet yöneltilerek sınırları bildirilen 3 dekar ve 10 dekar büyüklüğündeki 2 parça taşınmazın eşit ve müşterek payla müvekkilleri adına tescili istemiyle açılan dava ile ... , ..., ..., ... ile ... ve ... mirasçıları tereke mümessili ... tarafından ..., ..., Hazine ve ... Köyü Tüzel Kişiliğine husumet yöneltilmek suretiyle, tescil davasına konu taşınmazların Temmuz 1969 tarihli 63... ile Şubat 1962 tarihli ve 4 sıra numaralı tapu kayıtları kapsamında kaldığı ve tapu siciline tescil edilemeyeceğinden, tescil davasının reddine, davalı gerçek kişilerin vaki el atmasının önlenmesi istemiyle açılan dava birleştirilerek ve husumet Orman İdaresine yaygınlaştırıldıktan sonra 3402 sayılı Kadastro Kanunu (3402 sayılı Kanun) 5 ve 27. maddeleri gereğince Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır.

... Turizm Yatırımları ve ... Şirketi vekili 15.09.2007 tarihli dilekçe ile müvekkili şirketin Eylül 1340 tarihli ve 3 sıra numaralı sicilden gelen 29.01.1996 tarihli ve 1 sıra numaralı tapu kaydının 27/160 payının sahibi olduğu iddiasıyla muteriz davacılar yanında davaya katılmıştır.

Davacılardan ... vekili 11.09.1997 tarihli dilekçe ile davacı ...'ın tescile konu taşınmazlardaki 1/2 hissesini ...'e sattığından davanın ... adına devamını istemiş, 28.10.2010 tarihli dilekçe ile de 1/2 payın adına tescili istemiyle ... davaya katılmıştır.

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; davacı ... mirasçılarının ve katılan ...'ün davasının kabulüne, diğer davacıların davaların reddine ve dava konusu 3 23... parsel sayılı taşınmazın kadastro tespit tutanağındaki vasıfla 1/2 paylı olarak ... mirasçıları ile ... adına tesciline karar verilmiş; hükmün, davacı ... ile muteriz davacılar ... mirasçıları ve arkadaşları vekili ile davalılar Hazine vekili ve ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 17.12.2013 tarihli ve 2013/8971 Esas, 2013/11771 Karar sayılı ilamı ile taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olması nedeni ile Orman İdaresinin temyiz itirazlarının reddine, diğer temyiz itirazları bakımından hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Bozma ilamında özetle; "İlk Derece Mahkemesince, yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya yeterli olmadığı, uyuşmazlık konularının dava konusu taşınmazların, ... Vakfı olan ..., ... ve ... tapuları kapsamında olup olmadığı, bu tapu kayıtları kapsamında ise, geldisi olan... Vakfının mülk araziden tahsis edilen, sahih ve icareteynli vakıf olup olmadığı, Mart 1290 tarihli ve 18, 19... numaralı çiftlik tapularından paylaşım ve intikal yoluyla oluşan Ağustos 1326 tarihli ve 2, 3 ve 4 numaralı tapularda malik olarak görülen ....kızı ... 'ın kök tapu kaydı maliki ... ( ...)'nin kızı olup olmadığı, tapu kayıtlarının doğru temele dayanıp dayanmadığı ve düzenli şekilde intikallerinin yapılıp yapılmadığı ve yine 1948 yılında ölen ... kızı ... ... davacı kişilerin miras bırakanı olup olmadığı, tapu kayıtlarının sahih esasa dayanıp dayanmadığı, dava konusu taşınmazın bilinen en eski tarihte kimin tarafından kullanıldığı, kimden kime kaldığı, kullanımın

Medenî Kanun'un yürürlüğünden 10 yıl önceye uzanıp uzanmadığı, Arazi Kanunnamesinin 20 ya da 78. madde hükümlerinin yürürlükte olup olmadığı ve somut olayda uygulanıp uygulanamayacağı; davacıların dayandığı tapu kayıtlarının ... (... ), ... (... ) ve ... (...) köylerinde yapılan kadastro işlemlerinde revizyon görüp görmediği, görmüş ise hangi parsellere uygulandığı, hükmen uygulanmış ise hangi parsellere uygulandığı, harita, plan ya da krokisinin bulunup bulunmadığı, değişebilir sınırlar içerip içermediği, sınırları itibariyle ya da miktarı ile dava konusu parseli kapsayıp kapsamadığı, kayıt fazlasının nereden kaynaklandığı, zilyetlik yoluyla edinilip edinilemeyeceği, zilyetlik yoluyla kazanma iddiasında bulunan kişiler için bu koşulların oluşup oluşmadığı, adlarına tescil kararı verilen kişilerin zilyetliklerinin kiracı sıfatıyla mı yoksa malik sıfatıyla mı olduğu, zilyetlerin, tapu malikleri ve maliki evvellerine kira ya da benzeri bir ödeme yapıp yapmadıkları, çiftlik tapu malikleri ile ... köyünden 79 kişi arasında görülüp kesinleşen Marmaris Asliye Hukuk Mahkemesinin 1988/333-51 sayılı kararının ve davacıların sunduğu diğer kararların, davanın tarafları için kesin hüküm niteliğinde bulunup bulunmadığı, dava konusu taşınmazın bu kararların kapsamında kalıp kalmadığına ilişkin olduğu halde, İlk Derece Mahkemesince bu sayılan olgular ve taraflarca ileri sürülen deliller gerektiği şekilde irdelenmediği hangi delile niçin değer verildiği ya da niçin değer verilmediği, hangisinin diğerine üstün tutulduğu konusunda yeterli açıklama yapılmadığı, bu sebeple dosyadaki eksiklikler tamamlanarak İlk Derece Mahkemesince; aynı tapu kayıtlarına dayanılarak açılan aynı nitelikteki dava dosyalarından birisi kılavuz dosya seçilerek; yeniden keşif yapılması vakıf taşınmazları ve vakıf hukuku konusunda uzman bilirkişiler belirlenip, dosyadaki tarafların tutunduğu mülknameden başlanarak tüm kayıtlar ve belgeler incelettirilmek suretiyle, ... ... Vakfının mülk araziden tahsis suretiyle edinilip edinilmediği, sahih vakıflardan olup olmadığı yönünde rapor düzenlettirilmesi, en eski tarihlisinden en yeni tarihte düzenlenen memleket haritaları dahil, yöreye ait tüm memleket haritaları ile hava fotoğraflarının getirtilmesi, tapu kayıtlarındaki sınırları ve memleket haritasındaki mevkileri bilecek ve bu davalar ile ilgisi olmayan, olabildiğince yaşlı ve yansız yerel bilirkişilerin tespit edilmesi, bilahare kılavuz dosya üzerinden yapılacak keşifte; tapu kayıtlarının uygulanmalı, uygulama sırasında, sınırlar içinde Devlet ormanları, dereler, taşlık ve kayalık niteliğindeki Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin bulunduğu, sınırlarının mevki ya da nokta sınırlar olduğu, bu sınırların çoğunluğunun Devlet ormanı içinde kalması nedeniyle sabit kabul edilemeyeceğinden, 3402 sayılı Kanun'un 20/C maddesi gereğince kayıt kapsamının yüzölçümüne değer verilerek saptanacağı, ... Çiftliğine ait tapu kaydının aynı köy 1 ve 169 sayılı parsele uygulandığı, ancak bu parsel hakkında tapuya dayanmayan ve zilyetlikle kazanma iddiasında bulunan gerçek kişiler tarafından itiraz edilip, birçok dava açıldığı, ... tapusunun ... köyü 3 73... sayılı parsellere uygulandığı gözönünde bulundurularak, tapu kayıtları yerine uygulanması; daha sonra, dosyaya getirtilen en eski tarihli hava fotoğrafları, memleket haritaları, amenajman planları ve orman kadastro haritası ile kadastro paftası ve dayanılan tapu kayıtlarının sınırları ve yüzölçümüyle geçerli kapsamını gösteren bilirkişi krokisi ve haritası, fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yöntemince uygulanarak, tapu kaydının yüzölçümüyle kapsadığı alanlar içinde kalıp 4785 sayılı Orman Kanunu'na Bazı Hükümler Eklenmesine ve Bu Kanunun Birinci Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (4785 sayılı Kanun) hükümlerine göre Devletleştirilen orman alanları belirlenmesi, anlatılan şekilde yapılacak uygulama ve değerlendirme sonucunda, dava konusu taşınmazın muteriz davacıların dayandığı tapu kaydı kapsamı içinde kaldığı belirlendiği takdirde; kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme iddiasında bulunan davacı gerçek kişi ve katılan taraf ile tapu kaydına tutunan muteriz davacı tarafların ve Hazinenin tanıkları ve yerel bilirkişiler taşınmaz başında dinlenip, zilyetliğin nasıl ve ne zaman başladığı; kaç yıl süre ile ne şekilde devam ettiği, zilyetliğin kiracı yada malik sıfatıyla olup olmadığı, Medenî Kanunun yürürlüğünden en az 10 yıl öncesine dayanan zilyetlik varsa, zilyetliğin başlangıcının ne şekilde hatırlandığı veya kendilerine bu bilgilerin ne şekilde aktarıldığı sorulup, somut olaylara dayalı yeterli ve kesin yanıtlar alınarak, birbirinin tekrarı niteliğindeki soyut sözlerle yetinilmemesi, en eski tarihli hava fotoğrafları ve memleket haritası ile daha sonraki yıllarda düzenlenen (özellikle dava tarihi olan 05.05.1988 tarihinden 15-20 yıl öncesine ait) tüm hava fotoğrafı ve haritalar özel streaskop aletleriyle incelenip dava konusu taşınmazın bu belgelerle ne olarak göründüğü, özellikle kullanılan tarım arazisi olarak görünüp görünmediği belirlenerek bilirkişi ve tanık beyanlarının doğruluğunun denetlenmesi, Asliye Hukuk Mahkemesinin 1988/333 Esas ve 1994/51 Karar ve 1960/104 Esas ve 1961/25 Karar sayılı kararları ile 1189/103 Esas sayılı dava dosyası krokileri yerine uygulanması, çiftlik ve tapu sahipleri tarafından sunulan kiralamaya ilişkin 1940 yılından sonra noterde düzenlenen taahhüt senetleri kendilerine okunarak, bu belgelerde söz edilen kişi ve taşınmazlar ile dava konusu taşınmazın ve taşınmaza zilyet olanın ilgisinin olup olmadığı hususundaki bilgilerinin sorulması, bu deliller karşısında bazı dosyalarda davacı, bazılarında davalı durumunda olan köylülerin zilyetliğinin asli zilyetlik olup olmadığı değerlendirilmeli, dava konusu taşınmazların muteriz davacıların dayandığı tapu kaydı kapsamı dışında kaldığı belirlendiği veya tapu kayıtlarının zilyedi yararına hukuki kıymetini kaybettiği kabul edildiği takdirde ise, davacı ... tarafından 20.05.1997 tarihli adi satış senedi altındaki imzanın inkar edildiği ve bu hususa ilişkin Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 28.11.2012 tarihli ve 2012/1554-3184 sayı ile verilen takipsizlik kararına karşı yazılı emir yoluna başvurulduğu ve Yargıtay aşamasında olduğundan sonucunun beklenmesi " gereğine değinilmiştir.

Yargıtay bozma ilamı sonrası yapılan yargılama sırasında, müdahil ... Ticaret AŞ, çiftlik tapusuna dayanan davacıların tapudaki paylarından bir kısmını satın aldığını belirterek, taşınmazın payı oranında adına tescili istemiyle davaya katılmıştır.

İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; davacılar ... miraçılarının ve müdahil ...'ü davasının reddine, davacılar ... ve arkadaşları ile müdahil davacı ... AŞ'nin davasının kabulüne, ... Mahallesi 3 23... parsel sayılı taşınmazın tamamı 3840 pay kabul edilerek payları oranında davacılar ... ve arkadaşları adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı ... miraçıları ve müdahil ..., davalılar Hazine vekili, ... vekili ve ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1. Davalı ... İdaresi vekili ve ... vekilinin temyiz itirazları bakımından;

İlk Derece Mahkemesinin 27.02.2013 tarihli kararı ile "davaya konu taşınmazın 1/2 paylı olarak ... mirasçıları ile ... adına tesciline" ilişkin kararın o tarihte davalı olan ... Köyü Tüzel Kişiliği tarafından temyiz edilmediği, Orman İdaresinin temyiz itirazlarının ise Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 17.02.2013 tarihli ve 2013/8971 Esas, 2013/11771 Karar sayılı ilamı reddedildiği, dolayısıyla hükmün Köy Tüzel Kişiliği aleyhine temyiz etmediği için, davalı ... İdaresi aleyhine ise temyiz itirazları reddedildiği için kesinleştiği açıktır. Her ne kadar 31.03.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6360 sayılı ... Belediyesi ve ... İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun hükümleri ile ... Köyünün Tüzel Kişiliği ortadan kalkmış ve mahalle haline dönüşmüş, bu nedenle ... anılan köy yerine kanuni hasım konumuna gelmiş ise de ... Köyü Tüzel Kişiliği yönüyle kesinleşen önceki günlü hükmün onun kanuni halefi olan ... Başkanlığını da bağlayacağı açıktır.

Bu itibarla son hükümle aleyhlerine yeni bir hukuki durum yaratılamadığı anlaşıldığından, davalılar ... vekili ve ... vekilinin temyiz dilekçelerinin reddine karar vermek gerekmiştir.

2. Davalı Hazine vekili, davacı ... mirasçıları vekili ve asli müdahil ... vekilinin temyiz itirazları bakımından;

İlk Derece Mahkemesince, davacı tapu malikleri tarafından dosyaya ibraz edilmiş 2901 sayılı Kanun kapsamında oluşturulan tahrir kayıtlarının kadastro birlik dosyalarında birlik defterlerine kaydedilmiş olduğu, tapu maliklerince dosyaya ibraz edilen deliller arasında tapu malikleri lehine kesinleşmiş yargı kararlarının bulunduğu, ... Çiftliğine ait tapu kaydının ... köyünde yapılan kadastro tespit çalışmaları sırasında tapulama ve komisyon kararları ile 758.427,25 m²lik alanın revizyon gördüğü ve dava açılmaksızın kesinleştiği, tapu malikleri adına hükmen tescil edilen parsellerin toplam yüzölçümünün 1.228.606,67 m² olduğu, 3402 sayılı Kanun'un 20/C maddesi uyarınca tapu kayıtlarında belirtilen hudutların değişebilir gayrimuayyen olması nedeniyle miktarına itibar edilerek, 4785 sayılı Kanun hükümlerine göre Devletleştirilen orman alanlarının yüzölçümü, tapu kayıtlarının yüzölçümünden düşüldükten sonra, artan bölümün tarım alanları ve yerleşim alanları için hüküm ifade edeceğinin de göz önünde bulundurulduğu, ... ...'ın özel mülkü iken, vakfedilen çiftlik arazileri olduğu ve vakfın sahih vakıf olması sebebiyle zilyetlik yönünden Arazi Nizamnamesinin 20... . maddelerinin tatbik edilmesine imkan bulunmadığı, 2901 sayılı Kanun uyarınca 1936-1938 yılları arasında oluşturulmuş tahrir kayıtlarının tapu malikleri adına olduğu, bu durumun dahi başlı başına tapu malikleri lehine zilyetliğe karine oluşturduğu, 1966 yılında başlayıp 1967 yılında kesinleşen orman kadastrosu sırasında tapu maliklerince tapu kayıtlarının ve tahrir kayıtlarının ibraz edildiği, bu nedenle tapu maliklerinin taşınmazlar üzerindeki tasarruflarını devam ettirdikleri kanaatine varıldığı, Yargıtay bozma kararları doğrultusunda davacılara ait tapuların hukuki kıymetini kaybetmediği de gözetilerek, dava konusu taşınmazın çiftlik tapu sahipleri ve pay satın alan adına kayıt ve tesciline karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır.

Davacı ... ve arkadaşları tarafından, Asliye Hukuk Mahkemesinde, ... mevkiinde bulunan 4000 dönüm yüzölçümlü Mart 1290 tarihli ve 9/18 defter varak sayılı, sınırları "...", "...", "..." ve "..." olan, ... (.../.../...) mevkiinde bulunan 3000 dönüm yüzölçümlü Mart 1290 tarihli ve 9/19 defter varak sayılı, sınırları "...", "...", "...", "..." ve "..." olan, ... mevkiinde bulunan 7000 dönüm yüzölçümlü Mart 1290 tarihli ve 9/20 defter varak sayılı, sınırları "... ve ...", "...", "...", "...", "...", "..." ve "..." olan üç adet kök tapu kayıtları ile bu kayıtlardan gelme Ağustos 1326 tarihli 2, 3 ve 4 sıra numaralı ve Şubat 1962 tarihli 1, 2 ve 3 sıra numaralı tapu kayıtlarına dayanılarak açılan tescile itiraz davası ile ... ve ... tarafından açılan tescil davası, dava konusu taşınmazlar hakkında tutanak düzenlenmiş olması nedeniyle Kadastro Mahkemesine aktarılmış, Kadastro Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında ... mirasçısı ... taşınmazın 1/2'sini davacı ...'dan satın aldığı iddiası ile ... AŞ ise çiftlik tapu kaydına tutunan davacıların tapusundan pay satın aldığı iddiası ile davaya katılmıştır.

Bu iddia ve savunma ile yukarıda özetlenen Yargıtay bozma ilamı içeriği doğrultusunda, İlk Derece Mahkemesince yapılan araştırma, inceleme ve uygulamanın konularına göre ayrı ayrı maddeler halinde değerlendirilmesi uygun olacaktır.

a) Hükmüne uyulan bozma ilamında da belirtildiği üzere, davacı ... ve arkadaşları tarafından aynı tapu kayıtlarına dayalı olarak bölgedeki diğer taşınmazlar hakkında açılan davalar sonucu verilen kararların temyiz incelemesinin yapıldığı Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin istikrar kazanan görüşü ve Marmaris Kadastro Mahkemesince yine benzer nitelikteki kararlarında direnilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından verilen kararlar doğrultusunda, davacı ... ve arkadaşlarının dayandıkları kök Mart 1290 tarihli 18, 19... sıra numaralı çiftlik tapu kayıtlarının maliki ile davacılar arasında irsi bağın bulunduğu, davacıların kök tapu malikinin mirasçıları oldukları, tapu kayıtlarının düzenli olarak intikal gördükleri ve hukuken geçerli kayıtlar oldukları anlaşılmış olup esasen bu yön Mahkemenin de kabulündedir.

b) Dosya kapsamına, tapu kayıtlarının cinsine, niteliğine ve bilirkişi raporlarına göre çiftlik tapu kayıtlarının oluşumunda geçen ... ... Vakfı; bir hanedan vakfı olup bu gibi ... çerçevesinde yapılan tahsisler, bugünkü anlamı ile mülkiyetin (rakabenin) tahsisi değil miri arazinin gelirinin tahsisi niteliğindedir. Osmanlı İmparatorluğunda ilke olarak padişah tarafından, arazinin özel mülkiyete geçirilerek vakıf kurulmasına (sahih vakıf) izin verilmemiş, arazinin gelirinin vakıf amacına tahsis edilmesine izin verilmiştir. Diğer bir anlatımla; çiftlik tapuları kapsamında kalan taşınmazlar miri arazi niteliğindeki arazilerden olup, kurulan vakıf da gayrisahih nitelikli vakıflardandır. Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin tüm kararlarında vakfın gayri sahih vakıf niteliğinde bulunduğu belirtilerek bu konu tartışma dışı bırakılmış, yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2013/1580, 2014/1183, 2017/1625, 3022, 3023, 3024, 3025 ve diğer Esas sayılı kararlarında da vakfın niteliği tartışılarak gayri sahih vakıf olduğu açıkça vurgulanmış olup Dairemizce de bu yöndeki istikrarlı uygulama değer bulmuş ve ... ... Vakfının gayrisahih vakıf niteliğinde olduğu ve çiftlik tapuları kapsamında kalan taşınmazların şartların varlığı halinde Arazi Kanunnamesinin 20... . maddeleri uyarınca zilyetlikle kazanılabileceği kabul edilmiştir. Bu itibarla; İlk Derece Mahkemesinin, vakfın niteliğinin sahih olduğu ve tapu kayıtları kapsamında kalan taşınmazların zilyetlikle kazanılmaya elverişli olmadığı yönündeki kabulünde isabet bulunmamaktadır.

c) Türk Kanunu Medenisi’nin 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra Arazi Kanunnamesinin Medeni Kanun'a aykırı olmayan hükümlerinin, bu arada Arazi Kanunnamesi'nin 20... . maddelerinin yürürlükte bulunduğu kabul edilmiş, uygulama istikrarlı olarak bu yönde sürdürülmüştür. Bu nedenle İlk Derece Mahkemesince, dava konusu taşınmazın Arazi Kanunnamesinin 20... . maddelerine dayalı olarak zilyetlikle kazanılamayacağı yönündeki görüşü doğru bulunmamaktadır.

d) İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyulmasından sonra, hem eldeki dosyada hem de aynı mahiyetteki diğer dosyalarda başkaca bir keşif ya da uygulama yapılmaksızın 2014/26 Esas sayılı dava dosyası kılavuz dosya seçilmek suretiyle davacı ... ve arkadaşlarının dayandığı çiftlik tapularının uygulanması için keşif yapıldığı ve bilirkişilerce anılan dosya kapsamında verilen asıl ve ek raporlar esas alınmak suretiyle, ..., ... ve Karaca köyleri kadastro çalışma alanlarında bulunan taşınmazların tapu kayıtları kapsamında kaldığı kabul edilerek, taşınmazın çiftlik tapu malikleri ile tapu maliklerinden pay satın alan ... AŞ adına tesciline karar verildiği anlaşılmaktadır.

Dayanılan çiftlik tapu kayıtlarındaki hudutların, arazinin tamamının etrafını kapatır şekilde çevrelememesi, yörede bulunan mevki, dağ vb. yerlerin isimlerini sınır olarak okuması, sınırların birbiri ile düz hatlarla birleştirilmesi suretiyle meydana gelen geometrik şekil içerisinde kalan ancak kullanılmayan ve kullanılması mümkün olmayan deniz, dağ, dere, orman, ırmak ve tepe gibi yerlerin bulunması nedeniyle, uygulanabilir olması halinde anılan tapu kayıtlarının 3402 sayılı Kanun'un 20-C maddesi gereği sınırları ile değil miktarı ile geçerli olduğu tartışmasız olup, esasen bu yön Mahkemenin de kabulündedir.

Öncelikle çözüme kavuşturulması gereken uyuşmazlık, miktarıyla geçerli olduğu kabul edilen çiftlik tapu kayıtlarının kapsamının nasıl tayin edileceği noktasında toplanmaktadır.

Dairemizde temyiz ya da karar düzeltme incelemesi için bulunan dosyaların incelenmesinde, ... köyünde kısmi kadastronun yapıldığı, 1970 yılında 1 ila 169 parsel numarasıyla tespit tutanaklarının düzenlendiği, bu tutanakların bir kısmının ilk önce edinme sütununa belgesizden zilyetleri adına tespitinin yapıldığı, ancak tespit bilirkişilerinin imzaları alınmaksızın kadastro teknisyenlerince düzenlenen matbu tutanak ile bu tespit maliklerinin adlarının üstü çizilerek taşınmazın çiftlik tapu kayıtları kapsamında kaldıkları belirtilerek tapu malikleri ... ve müştereklerinin adlarının yazıldığı, ya da zilyetlerin adı yazılmadan tutulan aynı matbu tutanak ile doğrudan çiftlik tapu malikleri ... ve müştereklerinin adlarının malik sütununa yazıldığı, muhtar ve üç tespit bilirkişisinin ise bu son şekliyle tutanakları kabul etmediklerine dair şerh koyarak imzaladıkları; bu yönde yapılan tespitlere, taşınmazların zilyetleri olduğunu öne süren kişiler tarafından itiraz edilmesi üzerine 1978 tarihli komisyon kararıyla, iki kadastro teknisyeninin tespit tutanaklarında malik olarak yazılan zilyetlerin adlarının üstünü çizerek çiftlik tapu maliklerinin adlarını yazmalarının usule uygun olmadığı, parsellerin çiftlik tapu kayıtlarının kapsamında kalmadığı, tapu kayıtlarının kapsamlarının belirlenemediği belirtilerek, yeniden zilyetlerinin adlarının malik olarak yazılmasına karar verildiği ve bu haliyle askıya çıkarıldığı ve çiftlik tapu malikleri tarafından tespite itiraz davalarının açılması sonucu yargılamaların yapıldığı anlaşılmaktadır.

İlk Derece Mahkemesinin 2014/26 Esas sayılı dava dosyasında yapılan son keşif sonucunda 5 kişilik fen bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen asıl raporun 60. sayfasında, ... köyünde 1 ila 169 parsellerin tapu kütüklerinin incelendiği 1, 2, 3, 4, 5, 33, 105, 120, 122, 1 23... parsellerin kütük sayfasının boş olduğu, diğer parsellerin ise ... tapusunun revizyonu ile tanzim edilmeyip, zilyetleri adına hükmen tescil edildiği, ... köyünde ikinci kısmi kadastronun 2007 yılında yapıldığı ve eldeki davaya konu taşınmazlarında bulunduğu ada/parsel sistemine göre çok sayıda taşınmazın tespit tutanağının düzenlendiği ve yine çiftlik tapu kayıtlarının tespitlerde revizyon görmediği belirtilmektedir. Raporda sözü edilen ve kütük sayfalarının boş olduğu belirtilen 105, 122, 1 23... parsellerine ait dava dosyaları temyiz incelemesi için Dairemizde bulunduğundan, bu dosyaların incelenmesinde, çiftlik tapu malikleri yönüyle reddine dair verilen önceki tarihli hükümlerin kesinleştiği, aynı taşınmazlar hakkında zilyetliğe, miras yoluyla gelen hakka dayalı olarak başkaca kişiler tarafından açılan davalarda verilen kararların, eksik incelemeye dayalı olarak bozulması nedeniyle henüz kesinleşmediği görülmüştür. Temyiz incelemesi sırasında, Dairemizde bulunan aynı bölgeye ilişkin diğer dava dosyalarının incelenmesinde de çiftlik tapu kaydı malikleri adına ikinci kısmi kadastro çalışması sırasında hükmen tescil edilen taşınmazların bulunmadığı saptanmış, yine ... (.../.../...) tapusuna dayalı olarak tapu malikleri adına tespit ve tescilin yapılmadığı da anlaşılmıştır.

... köyünde ise "... " tapusunun 3 73... sayılı parsellere uygulandığı, eldeki dosyada ... köyünde kadastro sonucu oluşan tapu kütükleri üzerinde bilirkişi incelemesinin yaptırıldığı ve düzenlenen rapor içeriğine göre; 758.457,25 m² tapulama ya da komisyon kararıyla kesinleşen taşınmazlar ile 1.228.606,67 m² hükmen kesinleşen yerler olmak üzere toplam 1.987.033,92 m² yüzölçümündeki çok sayıdaki taşınmazın (bilirkişi raporlarında parsel numaraları belirtilmiştir) çiftlik tapu malikleri adına tescil edildiği görülmektedir.

Dairemizde temyiz incelemesi için bulunan İlk Derece Mahkemesinin kılavuz dosya kabul ettiği 2014/26 Esas sayılı dava dosyasının incelenmesinde, İlk Derece Mahkemesince 7, 8 ve 9 Kasım 2018 tarihlerinde 3 gün süren keşif yapılmış olup, 5 kişilik fen bilirkişi heyetince düzenlenen 19.03.2019 havale tarihli rapor ve ekinde; memleket haritaları, hava fotoğrafları, kadastro paftaları ile çakıştırılmış olarak çok sayıda harita üzerinde tapu kayıtlarında geçen sınırlar gösterilmiş, memleket haritaları, orman tahdit haritaları, ... olarak düzenlenen ve bilirkişi vasıtası ile tercüme ettirilerek dosya kapsamına alınan haritalardan faydalanılmak suretiyle zemindeki yerleri bulunup haritasına işaretlenmiş, ayrıca bu raporda ... ve ... (.../.../...) tapu kayıtlarının üç hududunun müşterek olması ve kapsadığı alanın kısmen çakışması nedeniyle iki tapunun toplam miktarı (4000 + 3000 = 7000 dönüm) üzerinden ve ... köyü 1 ile 169 parseller dikkate alınmak suretiyle miktarıyla kapsam tayin edilerek harita üzerinde gösterilmiş, ... köyünde de tapu malikleri adına tespit edilen ya da hükmen kesinleşen taşınmazların dış sınırları belirlenerek kapsam tayin edilmesi halinde bu sahanın yaklaşık 6.454.610 m² olduğu ve tapunun miktarıyla "7000 dönüm (6.395.240 metrekare)" uyumlu olduğu belirtilmiştir.

Orman bilirkişileri tarafından verilen ek raporda; ... eliyle düzenlettirilen 15.08.1963 tarihli rapora atıf yapılarak "... ve ... (.../.../...) tapuları birlikte değerlendirilerek 4 29... m², ... tapusunda ise 1.3 11... m² yerin orman sayılan ve Devletleştirilen, iadeye tabii olmayan saha olduğu" belirtilmiş, ayrıca çiftlik tapu kayıtlarının sınırları içinde kalan ... serisi orman tahdidi ve Gelibolu serisi orman tahdidi olarak 1966 yılında yapılıp kesinleşen orman tahdidine göre tahdit kapsamında olan yerlerin Devlet ormanı olduğu, tahdit kapsamı dışında kalan yerlerin ise orman sayılmayan yer olduğu ifade edilmiştir.

Çiftlik tapu sahipleri tarafından, Devletleştirme ile kendilerine verilen bedelin arttırılması istemiyle açılan dava dosyası, Dairemizce eldeki dosyanın temyiz incelemesi sırasında Mahkemesinden getirtilmiş, dosya içeriğinde de Orman Genel Müdürlüğünün 08.02.1969 tarihli cevabi yazısı ile (orman bilirkişileri tarafından ek raporlarında bildirilen) aynı miktarlarda Devletleştirilen orman olduğunun bildirildiği anlaşılmıştır.

Diğer yandan; 1945 yılında yürürlüğe giren 4785 sayılı Kanun uyarınca, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte varolan gerçek veya tüzel kişilere, vakıflara ve köy, belediye, özel idare kamu tüzel kişiliklerine ilişkin bütün ormanların Devletleştirildiği, bu ormanların hiçbir işlem ve bildirime lüzum olmaksızın Devlete geçeceği düzenlenmiş olup, kanun hükmü uyarınca Devletleşen ormanlar hakkında bir haritanın eldeki dosya kapsamında bulunmadığı açıktır. Bu nedenle, fen bilirkişilerinin ek raporlarında, tapu kapsamında 1945 yılında Devletleştirilen alanların neresi olduğu hususunda ayrıca bir harita düzenleyemedikleri, bölgede 1967 yılında seri bazda yapılan kesinleşmiş orman sınırları esas alınarak ormanların gösterildiği anlaşılmaktadır.

İlk Derece Mahkemesinin 2014/26 Esas sayılı dosyasında, keşif sonrası dosyaya sunulan 5 kişilik fen bilirkişi raporuna karşı yapılan itirazlar nedeniyle bilirkişi heyetinden, özellikle çiftlik tapu kayıtlarının Devletleşen orman alanlarından çıkarıldıktan sonra varsa yerleşim ve ziraat etmeye müsait alanların kapsamının belirlenmesi, memleket haritası ölçeğinin kadastro paftası ölçeğine çevrilerek komşu parselleri içine alacak şekilde aplike işleminin yapılması, aynı yörede dava konusu edilen taşınmazların konumu çevre taşınmazlarla ele alınarak, tapu kayıtlarının yüzölçümü ile kapsadığı alanları varsa Devletleştirilen orman alanlarının harita üzerinde ayrı renklerde işaretlenmesi, çiftlik tapu maliklerinin dayandığı 1936 tahrir numaralı bir kısım vergi kayıtlarının kapsadığı alanların harita üzerinde gösterilmesi istenilmiş; asıl raporu hazırlayan 5 kişilik fen bilirkişisi heyetinin hazırlanacak ek raporun içeriği hususunda kendi aralarında görüş ayrılığına düşmeleri nedeniyle; fen bilirkişileri ..., ..., ... tarafından ayrı bir ek rapor, fen bilirkişileri ... ve ... (kendisi keşfe katılmamış, keşif heyetinde tek harita mühendisi olarak ...’ın yer alması nedeniyle 2. bir harita mühendisi olarak İlk Derece Mahkemesince sonradan bilirkişi heyetine dahil edilmiş olup asıl raporda imzası bulunmamaktadır.) farklı bir ek rapor, fen bilirkişisi ... tarafından ise ayrı bir ek rapor düzenlenmiştir.

Söz konusu 2014/26 Esas sayılı dosyada yapılan keşifte, çiftlik tapu maliklerinin dayandıkları tahrir vergi kayıtlarının sınırları zeminde tek tek gösterilip kapsadığı alanlar belirlenmemiş, ancak İlk Derece Mahkemesince ara kararla vergi kayıtlarının mevkilerinin haritalar üzerinde gösterilmesi yönünde fen bilirkişilerinden ek rapor hazırlanması istenilmiş ve bu ek raporlarla; 1936 tarihli vergi kayıtlarından, mevkileri memleket haritaları üzerinde gösterilen mevkilerle uyumlu bulunanlar, anılan haritalar üzerinde gösterilmeye çalışılmış ise de eldeki dosyanın konusu olan taşınmazlar ile Dairemizde temyiz ya da karar düzeltme incelemesi için bulunan dosyaların konusunu oluşturan taşınmazlar üzerinde çiftlik tapu maliklerinin bizzat ya da kira, icar gibi başkaca kişiler vasıtasıyla sürdürülen bir zilyetliklerinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Vergi kayıtlarının ancak zilyetlikle birleşmesi halinde hüküm ifade edeceği, diğer bir anlatımla 1936 yılında taşınmazların vergiye kaydettirilmesinin, tespitin yapıldığı 2007 yılına kadar zilyetlik iradesinin sürdürüldüğü anlamına gelmeyeceği açıktır.

e) Yukarıdaki tüm anlatımlardan sonra, miktarıyla geçerli bulunan çiftlik tapu kayıtlarına kapsam tayin edilmesi hususunun çözümlenmesi gerekmektedir.

... ve ... (...) mevkiindeki tapu kayıtlarının kadastro çalışmalarında revizyon görmemesi, tapu malikleri adına tapu kaydına dayalı olarak hükmen tescil edilmiş taşınmazlar bulunmaması karşısında kapsamının nasıl belirleneceğinin yöntemi ile ... mevkili çiftlik tapusunun tespite esas alınması, tapu malikleri adına tespit ve tescil edilen yine görülen davalar sonucunda hükmen tapu malikleri adına kadastro çalışmaları sonucunda tespit ve tescil edilen taşınmazlar bulunması nedeniyle, miktarıyla geçerli tapu kayıtlarının kapsamlarının belirlenmesinde izlenecek yol ve yöntemin birbirinden farklı olacağı kuşkusuzdur.

I - ... ve ... (...) mevkili çiftlik tapuları yönüyle;

4000 dönüm yüzölçüme sahip ... mevkiindeki Mart 1290 tarihli ve 9/18 defter varak sayılı tapu kaydı "...", "...", "..." ve "..."; 3000 dönüm yüzölçüme sahip ... (.../.../...) mevkiindeki Mart 1290 tarihli ve 9/19 defter varak sayılı tapu kaydı ise "...", "...", "...", "..." ve "..." sınırlarına sahiptir. Görüleceği gibi birbirine yakın mevkide bulunan her iki tapu kaydının "...", "..." ve "..." sınırları aynıdır.

Söz konusu 2014/26 Esas sayılı dosyada yapılan keşif ve bu keşif sonucunda alınan 5 kişilik fen bilirkişisi raporu ile 3 ayrı ek raporun tamamında bilirkişiler, yukarıdaki paragrafta belirtilen sınırların, Kadastro Mahkemesinin 1996/11 Esas sayılı dosyasında yapılan keşif ve düzenlenen raporlardan, 1/25.000 ölçekli memleket haritaları ile eski yazı (...) olarak (19 17... basım tarihli) düzenlenmiş olması nedeniyle tercümesi yapılan Osmanlı ... Arşivinden temin edilen haritadan yararlanılmak suretiyle belirlendiğini, raporların içeriğine göre tapu kayıtlarında okunan;

"..." sınırının, eski yazı (...) ile düzenlenen haritada gösterilmediğini, 1/25.000 ölçekli haritada ise ... Mahallesi olarak yer aldığını,

"..." sınırının 1/25.000 lik haritada .... (...) olarak yer aldığını, eski yazı (...) ile düzenlenen haritada üzerinde ise "..." olarak tercüme edilen yer ile arasında 8 km mesafe bulunması nedeniyle haritaların birbiriyle uyumsuz olduğunu,

"..." sınırının 1/25.000 lik haritada "... mvk" olarak yazılı bulunduğunu, eski yazı (...) ile düzenlenen haritada ise gösterilmediğini (yerel bilirkişilerce bölgede bu isimde bir çiftlik bulunmadığı ifade edilmiştir),

"..." sınırının 1/25.000 lik haritada yer almadığını, eski yazı (...) ile düzenlenen haritada üzerinde ise "Kırvasil" olarak tercüme edilen yerin günümüzde "..." köyünün bulunduğu yere isabet ettiğini (yerel bilirkişilerce de ... köyünün eski adının Kırvasil olarak bilindiği ifade edilmiştir.),

"... Yanı" sınırının 1/25.000 lik harita üzerinde bulunmadığını, eski yazı (...) ile düzenlenen haritada üzerinde ise "..." olarak tercüme edilen yerin günümüzde "İçmeler" köyünün bulunduğu yere isabet ettiğini (yerel bilirkişilerce de İçmeler köyünün eski adının ... olarak bilindiği ifade edilmiştir) bildirmişlerdir.

Fen bilirkişisi raporlarındaki bu anlatımlar karşısında, ... ve ... (.../.../...) mevkili çiftlik tapularının sınırlarının mevki, mahalle, köy olarak gösterildiği, bir kısmının eski yazı (...) ile düzenlenen haritada üzerinde dahi gösterilmediği ya da haritalarda gösterilen yerler arasında uyumsuzluk olduğu, diğer bir anlatımla tüm bu sınırların sabit sınır niteliğinde olmadığı gibi nokta sınır niteliğinde dahi bulunmadığı açıktır.

Tapu kayıtlarında mevki olarak geçen ve bu mevki ismi ile anılan "..." ve "... (...)" mevkilerinin de; 1/25.000 lik memleket haritalarında ve eski yazı (...) ile düzenlenen haritada yakın mesafelerde ancak farklı yerlerde gösterildiği, 1996 tarihli memleket haritasında "... (...)" mevkisinin yazılı olmadığı görülmektedir.

Her ne kadar, 2014/26 Esas sayılı dosyada hükmüne uyulan Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin bozma ilamında; "..." sınırının mevki sınır olmayıp çiftlik arazisi olabileceğinin (sabit sınır) düşünülmesi ve kapsam tayininde dikkate alınması gereğine değinilmiş ise de, zeminde böyle bir çiftliğin bulunmadığı, mevki ismi olması nedeniyle sabit sınır niteliğinde olmadığı; yine bozma ilamında, ... mevkili çiftlik tapusunun 1 ve 169 sayılı parsellere revizyon gördüğü ve kapsam tayini noktasında yine bu taşınmazların da dikkate alınması gerektiği belirtilmiş ise de, yukarıdaki paragraflarda açıklandığı üzere, komisyon kararlarıyla çiftlik tapularının uygulanamadığı belirtilerek zilyetleri adına tespitlerin yapılmış olması karşısında, ... mevkili çiftlik tapusunun revizyon görmediği anlaşılmaktadır.

Fen bilirkişisi ... ve arkadaşları tarafından verilen ek raporda, tapu kaydının oluştuğu tarihten bu yana mevcut ve değişmeyen sabit sınır niteliğinde bir hudut ve kapsamının tespit edilemediğinin, sınırların sabit sınır olmayıp geniş bir alanı tarifler mahiyette bulunduğunun, "..."/"..." sınırının ... köyünün güney istikametinde 6 km mesafede bulunması nedeniyle sabit sınır alınmak suretiyle uygulama yapılamadığının belirtildiği; fen bilirkişileri ... ve ... tarafından hazırlanan ek raporda da benzer hususlara değinildiği; fen bilirkişisi ... tarafından hazırlanan ek raporda ise özetle, tahrir kayıtlarında gösterilen mevkiler ve 1970 yılında yapılan kadastroda (kısmi kadastro) 1 ve 169 parsellerde 279 numaralı vergi kaydının uygulanması, değirmen, deniz, tahrirlerde okunan mezarlıklar, 15.08.1963 tarihli ... raporu gözetilerek, ... ve ... mevkili çiftlik tapularına miktarıyla kapsam tayin edildiği ve somut dosyada dava konusu edilen taşınmazların tapu kaydı kapsamında kaldığı yönünde rapor sunulduğu görülmektedir.

Öte yandan; eldeki dosyanın, tapu kaydının kapsamının tayini noktasında araştırma ve incelemeye dayalı olarak bozulmasından sonra, İlk Derece Mahkemesince aynı mahiyette bulunan bir kısım dosyalarda, zilyetleri yönüyle Arazi Kanunnamesinin 20... . maddelerinin zilyetleri lehine gerçekleştiği gerekçesiyle verilen direnme kararları üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2014/1183, 2017/1625, 3022, 3023, 3024, 3025 ve diğer Esas sayılı dosyalarında yapılan inceleme neticesinde, 20 18... tarihli kararları ile çiftlik tapu kayıtlarının kapsamının belirlenmesi hususunda; "tapu kayıtlarına sabit hudutlardan başlamak üzere miktarı kadar yer ayırırken, davacılar adına tespit edilip kesinleşen taşınmazlarla kamulaştırılan arazi bölümleri de dikkate alınarak, dayanılan tapu kayıtlarının miktar itibarıyla davaya konu taşınmazları kapsayıp kapsamadığının kesin olarak saptanmaya çalışılması, dava konusu taşınmazın, davacıların dayanağını oluşturan tapu kaydının 3402 sayılı Kanun'un 20/C maddesi çerçevesinde miktar itibarıyla kapsamında kaldığı sonucuna ulaşılması halinde, aynı Kanun'un 20/B maddesi gereğince niza gününe kadar kayıt sahibinin kullanımı var ise tapu kaydına değer verilmesi, taşınmazın tapu kaydının 3402 sayılı Kanun'un 20/B ve C maddelerindeki ilkelere göre belirlenecek olan kapsamında kalmadığı sonucuna ulaşılması halinde, davalı tarafça sürdürülen zilyetliğin şekline ve süresine göre davalı taraf adına edinme koşulları değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi" gereğine değinilmiş ve bu görüş istikrarlı biçimde, direnme üzerine verilen bu mahiyetteki bozma kararlarının tamamında yer almıştır.

Davacı ... ve arkadaşları tarafından, çiftlik tapu kayıtlarına dayalı olarak açılan 1974/9 (bozulmakla 1996/11) Esas sayılı dosyada, eldeki dosyada olduğu gibi üç gün süren keşif yapılarak tapu kayıtlarının kapsamının belirlendiği, keşif sonucunda ... Üniversitesinde öğretim üyesi görevinde bulunan profesör ünvanlı jeodezi ve fotogrametri uzmanı olan 3 kişilik fen bilirkişisi heyetince, tapu kayıtlarının sınırlarının 1/25.000 lik harita üzerinde gösterildiği, raporlarında tapu kayıtlarında yazılı alanlar ile zeminde sınırların düz çizgi çekilmek suretiyle belirlenen alanlar arasında çok büyük farkların bulunmasının nedeninin eski tapu kayıtlarının tesis edildiği zamanda hudutları tanımlamak için maruf (bilinen) isimlerin (mevki vb.) alınmasından kaynaklandığı ve bu mahalli isimlerin birer nokta olarak kabulü ile bu noktaların birleştirilerek hudutların uygulanmasına çalışıldığı, eski tapu kayıtlarının arazide uygulanması ve belirtilmesinin başkaca imkanının bulunmadığı belirtilmektedir.

... köyünde ilk kısmi kadastro ile tespitleri yapılan 1 ve 169 parsel sayılı taşınmazların tamamı ile 2. kısmi kadastronun yapıldığı 2007 yılında tespiti yapılan taşınmazların tamamına yakın bir kısmına karşı ... ve arkadaşları tarafından, ... ve ... (...) mevkili tapu kayıtlarına dayalı olarak dava açıldığı, ancak; İlk Derece Mahkemesince bu dava dosyalarında tapu kayıtlarına kapsam tayin edilemediği, yukarıdaki paragrafta bahsedilen İlk Derece Mahkemesinin 1996/11 Esas sayılı dosyasında ancak sınırları itibarıyla hayali çizgiler birleştirilmek suretiyle tapu kayıtlarının uygulanabildiği; mevcut bu tapu kayıtlarının kapsamında kaldığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesinin kılavuz dosya kabul ettiği 2014/26 Esas sayılı dosyada verilen 11.09.2019 tarihli karar ile kılavuz dosyaya atıf yapılarak 11.09.2019 tarihinden sonra verilen ve halen Dairemizde temyiz incelemesinde bulunan dosyalar dışında başkaca hiçbir dosyada çiftlik tapu malikleri adına hükmen tescil edilen taşınmaz bulunmadığı, işbu kılavuz dosyada yapılan keşif ve sonucunda verilen kararlardan daha önce Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca 20 18... tarihli direnme üzerine verilen kararlarda da sabit sınırlardan başlanmak üzere "dayanılan tapu kayıtlarının miktar itibariyle davaya konu taşınmazları kapsayıp kapsamadığının kesin olarak saptanmaya çalışılması" hususuna açıkça değinildiği, İlk Derece Mahkemesince kılavuz olarak kabul edilen eldeki 2014/26 Esas sayılı dosyada 7, 8 ve 9 Kasım 2018 tarihinde yapılan keşif ve tamamlanması yaklaşık 1 yıl süren asıl ve ek raporlara göre bu tapu kayıtlarına miktarıyla kapsam tayini için gerekli sabit sınırların bulunmadığı bir kez daha anlaşılmaktadır.

Tüm bu değerlendirmeler karşısında; 3402 sayılı Kanun'un 20/C maddesi uyarınca tapu kaydına, ancak birbiriyle çakışan iki sabit hududun bulunması halinde bu hudutlardan başlanmak suretiyle miktarıyla kapsam tayin edilmesinin mümkün olduğu, Yargıtayın gayrimenkul davalarının incelemesinin yapıldığı kapatılan 7, 16... . Hukuk Dairelerinin ve Hukuk Genel Kurulunun uygulamasının da bu yönde olduğu, davacı ... ve arkadaşlarının dayandıkları ... ve ... (...) mevkili tapu kayıtlarının sınırlarının tamamının gayri sabit hudutlu olup bu sınırların geniş alanları ifade ettikleri gibi, bu sınırlar arasında kullanılması mümkün olmayan deniz, dağ, dere, orman, ırmak, tepe gibi yerlerin bulunduğu, ancak her biri geniş alan içeren sınırlarda hayali bir nokta alınmak suretiyle ve yine hayali düz çizgilerle sınırlarının birleştirilebildiği, bu hayali çizgilerle birleştirilen alanın tapu kayıtlarının miktarının 20 katından çok daha fazla bir alanı kapsadığı, her ne kadar vergi kayıtlarının tam ve doğru bir şekilde keşif esnasında uygulaması yapılıp dava konusu taşınmazları kapsayıp kapsamadığı belirlenmemiş ise de; davacı çiftlik tapu maliklerinin 1936 yılında tek taraflı beyanına dayalı olarak düzenlenen tahrir vergi kayıtlarının, zilyetlik iradesinin devam ettirildiğine dair karine sayılamayacağı, zira tahrir kayıtlarının düzenlendiği 1936 yılından kadastro tespitlerinin yapıldığı 2007 yılına kadar aynı Kanun’un 20/C maddesi gereğince tapu maliklerince dava konusu taşınmazlar üzerinde sürdürülen bir zilyetliğin olmadığı, dava konusu taşınmazların bulunduğu ... köyünde hem 1970 yılında hem de 2007 yılında yapılan kısmi kadastro çalışmalarında tapu malikleri adına tapuya dayalı olarak tespit görüp kesinleşen ya da yine tapu kaydına dayalı olarak tapu malikleri adına hükmen tescil edilen bir taşınmaz bulunmadığı, bu haliyle tapu kayıtlarına miktarıyla kapsam tayininin mümkün olmadığı, ortada sabit sayılabilecek tek bir sınır bile olmadığından, bunun aksine olarak her ne şekilde olursa olsun tapu kayıtlarına kapsam tayin edilmeye çalışılması halinde subjektif bir uygulamaya yol açılacağı, diğer bir anlatımla; davacı ... ve arkadaşlarının tutundukları ... ve ... (.../.../...) mevkili tapu kayıtlarına kapsam tayininin hukuken mümkün bulunmadığı anlaşılmakla, İlk Derece Mahkemesince, ... köyü çalışma alanında tespiti yapılan ve dava konusu edilen taşınmazların miktarıyla geçerli tapu kayıtlarının kapsamında kaldığını ispatlayamadıkları gerekçesiyle davacı ... ve arkadaşlarının davalarının reddine karar verilmesi gerekirken, delillerin değerlendirilmesinde hataya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet bulunmamaktadır.

II - ... mevkili çiftlik tapusu yönüyle;

Davacı ... ve arkadaşlarının dayandığı Mart 1290 tarihli ve 20 sayılı tapudan gelen Şubat 1962 tarihli ve 1 sayılı 7000 dönüm yüzölçümlü ... mevkili çiftlik tapusunun, ... köyünde yapılan kadastro çalışmasında 3 73... sayılı parsellere revizyon gördüğü, temyiz incelemesi yapılmak üzere Dairemizde bulunan aynı bölgeye ilişkin dava dosyalarından anlaşılmaktadır. Bu dava dosyalarında bulunan bir kısım kadastro tespit tutanaklarının edinme sütununda, tapu kaydının kuzey hududuna denk gelen ... ve ... İskelesi hudutlarından çizgi çekilmek suretiyle güneyde kalan bölümlerin tapu kaydı kapsamında kalan yerler olduğu belirtilerek kadastro çalışması sırasında 3 73... parsellere revizyonunun yapıldığı, hattın kuzeyinde kalan taşınmazların ise çiftlik tapusu kapsamı dışında kaldığı kabul edilerek, başkaca nedenlere dayalı olarak (kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ya da başkaca tapu kayıtları) tespitlerin yapıldığı belirtilmektedir.

Söz konusu 2014/26 Esas sayılı dava dosyasında, ... köyünün kadastro sonucu oluşan tapu kütükleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesine göre; 758.457,25 m² tapulama ya da komisyon kararı ile tapu malikleri adına kesinleşen yerler ile 1.228.606,67 m² hükmen tapu malikleri adına kesinleşen yerler olmak üzere toplam 1.987.033,92 m² yüzölçümündeki çok sayıda taşınmazın çiftlik tapu malikleri adına tescil edildiği, 5 kişilik fen bilirkişisi raporunda da tapu malikleri adına tespit edilen ve hükmen ya da dava açılmaksızın kesinleşen bu parsellerin dış sınırları esas alınarak ve doğrusal olarak birleştirilmek suretiyle kapsam tayin edilmesi halinde bu sahanın 6.454.610 m² olduğu, tapu kaydı miktarı olan (7000 dönüm = 6.395.240 m²) ile uyumlu olduğu ve kayıt miktarına göre eksiği bulunmadığı (Devletleştirilen orman alanı düşülmeksizin) bildirilmiştir.

Eldeki dosyanın konusunu her ne kadar ... köyünde yapılan kadastro sonucu tespit tutanağı düzenlenmiş taşınmaz oluştursa da, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda, 2014/26 Esas sayılı dosyanın kılavuz dosya seçilerek, davacıların dayandıkları üç çiftlik tapusunun da kapsamının belirlenmesi için keşif yapıldığı, "..." tapusunun da keşifte uygulandığı, keşif sonucunda 5 fen bilirkişisi tarafından düzenlenen rapor ve ekindeki haritalarda, tapunun sınırlarında okunan; "...", "...", "...", "...", "...", "... (...)", "...", "..." sınırlarının gösterildiği, her bir sınırın kendi içinde geniş alanlar içeren mevki ve dağ isimleri olduğu, bozma ilamında da belirtildiği üzere bu sınırların gayri sabit hudutlu olup, tapu kaydının miktarıyla geçerli olacak şekilde kapsam tayin edilmesi gerektiği ve diğer çiftlik tapularında da olduğu üzere bu tapu kaydının da birbiriyle kesişmeyen hudutlarının bulunduğu tartışmasız ise de bu sınırlar kapsamında kalan ... köyü kadastro çalışma alanında, tapu malikleri adına tespit edilen, dava açılmaksızın ya da hükmen kesinleşen taşınmazların bulunduğu dikkate alındığında, tapu kaydının kapsamının da bu taşınmazların oluşturduğu alan olarak değerlendirilmesi gerektiği, 5 kişilik fen bilirkişisi heyetince hazırlanan asıl rapor, ya da fen bilirkişilerince ayrı ayrı hazırlanan 3 ayrı ek raporda da bu şekilde kapsam tayin edilmeye çalışıldığı, bu şekilde yapılan kapsam tayini Dairemizce de uygun bulunmakla birlikte, tapu kaydının kapsadığı alanın yüzölçümünün belirlenmesi noktasında fen bilirkişisi heyetince hataya düşüldüğü kanaatine varılmıştır.

Şöyle ki; "..." tapusu 7000 dönüm = 6.395.240 m² yüzölçümünde olup bu tapu kapsamındaki 13 11... m² yerin orman sayılan ve Devletleştirilen, iadeye tabi olmayan alan olarak belirlenmiş olması ve okaliptus fidanlığı olarak 1946 yılında 36.760 m² yüzölçümündeki taşınmazın kamulaştırma işleminin yapılması nedeniyle, bu miktarlarında tapu kaydının yüzölçümünden düşülmesi suretiyle kapsam tayininde esas alınacak miktarının belirlenmesi ve bundan sonra, tapu kaydına, çiftlik tapu malikleri adına tespit ve tescil edilen (dava açılmaksızın ya da hükmen kesinleşen) taşınmazların dış sınırları esas alınmak suretiyle arada bağlantı kesilmeksizin kapsam tayin edilmesi gerektiği gözden kaçırılmıştır.

Bu durum karşısında; harita mühendisleri kurulunca, çiftlik tapusu malikleri adına tescil edilmiş bulunan taşınmazlar en kuzeyden başlanmak suretiyle dıştan çevreleyecek şekilde, yukarıda belirtilen Devletleştirilen ve kamulaştırılan alanlar da gözetilmek suretiyle kaydın kapsamının tereddütsüz belirlenmesi gerekir.

Eldeki dosya kapsamına gelince; dava konusu 3 23... parsel sayılı taşınmazın ... köyünde bulunduğu, davacı ... ve arkadaşlarının dayandıkları ... ve ... (...) mevkili tapu kayıtlarının sınırlarının tamamının gayri sabit hudutlu olup bu sınırların geniş alanları ifade ettikleri gibi, bu sınırlar arasında kullanılması mümkün olmayan deniz, dağ, dere, orman, ırmak ve tepe gibi yerlerin bulunduğu, dava konusu taşınmazların da ancak her biri geniş alan içeren sınırlarda hayali bir nokta alınmak suretiyle ve yine hayali düz çizgilerle sınırlarının birleştirilebilen alanda kaldığı anlaşılmakta ise de bu hayali çizgilerle birleştirilen alanın tapu kayıtlarının miktarının 20 katından çok daha fazla bir alanı kapsadığı, sabit bir sınırının bulunmadığından tapu kayıtlarına miktarıyla geçerli olacak şekilde kapsam tayin edilmesinin mümkün bulunmadığı anlaşıldığından, İlk Derece Mahkemesince, davacı ... ve arkadaşları ile adı geçenlerden pay satın almak suretiyle müdahil olan ... Ticaret AŞ'nin, ... köyü çalışma alanında tespiti yapılan ve dava konusu edilen taşınmazın miktarıyla geçerli tapu kayıtlarının kapsamında kaldığını ispatlayamadıkları gerekçesiyle davalarının reddine karar verilmesi gerekmektedir.

Mahallinde yapılan keşif, alınan raporlar ve tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, her ne kadar Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince yapılan temyiz incelemesi neticesinde hüküm, Arazi Kanunnamesinin 20... . maddelerinin uygulanma olanağının bulunup bulunmadığı hususlarının araştırılması gereğine de işaret edilerek bozulmuş ise de ... ve ... (...) mevkili çiftlik tapu kayıtlarına kapsam tayin edilmesinin mümkün bulunmadığının anlaşılmış olması karşısında, Arazi Kanunnamesinin 20... . maddelerinin şartlarının katılanlar lehine gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesinin hukuken bir önemi kalmamıştır.

Ne var ki; İlk Derece Mahkemesince yapılan araştırma zilyetler lehine 3402 sayılı Kanun'un 14... . madde koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğini saptamak hususunda yetersizdir. Şöyle ki; ilk tescil davası 1988 yılında açılmış olup bu tarihten 15-20-25 yıl öncesine ilişkin hava fotoğrafları incelenmemiş, bilirkişilerce incelendiği belirtilen hava fotoğraflarında ise taşınmazların sadece orman olup olmadığı irdelenmiş, taşınmazların o tarihlerde kullanılıp kullanılmadığı, kullanılıyor ise ne şekilde kullanıldığı, tasarruf sınırlarının bulunup bulunmadığı açıklanmamış, taşınmazın bataklık cinsinde olup olmadığı ve zilyetlik yolu ile edinilip edinilmeyeceği belirlenmemiştir.

Hal böyle olunca; doğru sonuca varılabilmesi için İlk Derece Mahkemesince öncelikle, ilk tescil davasının açıldığı 1988 yılından 15-20-25 yıl öncesine ilişkin hava fotoğrafları ile yüksek çözünürlüklü uydu fotoğrafları getirtilerek dosya arasına konulmalı ve bundan sonra, önceki keşifte yer almayan ziraat mühendisi bilirkişi, jeolog bilirkişisi, jeodezi ve fotogrametri mühendisi ve fen bilirkişisinin katılımıyla yapılacak keşifte, yerel bilirkişi ve tarafların göstereceği zilyetlik tanıklarından, taşınmazın öncesinin ne olduğu, taşınmaz üzerinde zilyetliğin bulunup bulunmadığı, varsa hangi tarihte ve ne zaman başladığı, zilyetliğin sürdürülüş biçimi, kimden kime ve nasıl intikal ettiği, zilyetliğin kesintiye uğrayıp uğramadığı, imar-ihyaya konu olup olmadığı, imar-ihya varsa tamamlanmasından sonra zilyetliğe ara verilip verilmediği, etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, beyanlar arasında çelişki oluşması halinde yüzleştirme yapılmak suretiyle söz konusu çelişki giderilmeli; mahalli bilirkişi ve tanık sözleri komşu parsellere ait tutanak ve dayanakları ile denetlenmeli; hava ve uydu fotoğrafları üzerinde jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişisine inceleme yaptırılmak suretiyle, taşınmazın önceki ve şimdiki niteliğinin, taşınmaz üzerinde zilyetliğin ne zaman başladığının, zilyetliğe ara verilip verilmediğinin, tasarruf sınırları bulunup bulunmadığı, hava fotoğraflarının çekildikleri tarihlere göre bataklık ve sazlık niteliğinde bulunup bulunmadıkları ya da hangi nitelikte bulunduğu ve kullanım durumu ile tasarruf sınırlarını belirgin olarak görünüp görünmediği konularında tarafların ve Yargıtayın denetimine açık gerekçeli raporun uzman bilirkişilerden alınması, nitelik açısından her türlü araştırma ve incelemenin eksiksiz olarak yapılması, diğer yandan jeoloji mühendisi bilirkişisinden taşınmazın farklı noktalarında gözlem çukurları açılmak suretiyle, bu çukurlardan alınan numunelerde toprak analizi yapması ve taşınmazın bataklık ve sazlık niteliğine sahip olup olmadığı hususunda rapor alınması, açılan gözlem çukurlarının harita üzerinde işaretlenerek gösterilmesi istenilerek, bu şekilde gözlem çukurlarından elde ettiği veriler ile incelenen hava fotoğraflarından da yararlanılmak suretiyle taşınmazın önceki ve şimdiki niteliğinin, bataklık ve sazlık alandan kazanılıp kazanılmadığını, halen bataklık ve sazlık olup olmadığını bildirir ayrıntılı ve gerekçeli rapor ve kroki alınması; ziraatçi bilirkişiden taşınmazın niteliği, imar-ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, böyle yerlerden ise imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı, üzerinde sürdürülen zilyetliğin ne zaman başladığı ve zilyetliğin hangi tasarruflarla sürdürüldüğü, zilyetliğe ara verilip verilmediği, taşınmaz üzerinde bulunan ağaç yaşlarını da dikkate alınarak bu ağaçlar dikilmeden önce de zilyetliğin olup olmadığı varsa ne şekilde zilyet edildiği konusunda rapor düzenlemeleri ve dava konusu taşınmazın çevresindeki taşınmazdan ne şekilde ayrıldığı, bitki örtüsü ve toprak yapıları mukayese edilmek suretiyle belirlenmesi istenilmeli, taşınmazın sınırları harita çizim programı vasıtasıyla fotoğraflara yansıtılmalı; yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin doğruluğu resmi belgelere dayalı olarak düzenlenecek bilirkişi kurulu raporuyla denetlenmeli, katılanlar yararına 3402 sayılı Kanun'un 14, 17... . maddeleri gereğince zilyetlikle kazanım şartlarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli, usuli kazanılmış haklar da gözetilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir.

SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalılar ... vekili ve ... vekilinin temyiz dilekçelerinin REDDİNE;

(2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı Hazine vekili, ... mirasçıları ile müdahil ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA;

Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 3.815,00 TL avukatlık ücretinin davacılar ... ve arkadaşlarından alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalı Hazine ve davacılar ... ve asli müdahil ...'e verilmesine,

44,40 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden ... ve arkadaşlarına iadesine,

1086 sayılı Kanun'un 440/1 maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

13.01.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Kararı temyiz eden tapu malikleri veya halefleri; dava konusu taşınmazın bulunduğu yerlere ait üç adet tapu kayıtlarının olduğunu, tapu kaydı olan yerde zilyetliğe üstünlük verilemeyeceğini, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarına dayanılarak kendi adlarına tesciline karar verilmesini istediklerini, daha önce İlk Derece Mahkemesince tapu kayıtlarına dayanan davacıların tapu kayıtlarının hukuki geçerliliğini yitirdiği ve uygulama kabiliyeti bulunmadığı gerekçesi ile davalarının reddine karar verildiği, tapuya dayanan davacılar tarafından reddedilen kararların temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16... . Hukuk Dairelerince tapuya dayanan davacıların dayanak tapu kayıtlarının hukuken geçerli olduğu ve uygulanması gerektiği gerekçesiyle kararların lehlerine bozulduğu, bozma üzerine İlk Derece Mahkemesi hakimince önceki kararda direnildiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca takriben 20 adet dosyada tapuya dayanan davacıların tapu kayıtlarının hukuken geçerli olduğu ve uygulanması gerektiği gerekçesiyle direnme kararlarının bozulduğu, dava konusu taşınmazların bulunduğu yerde zilyetler tarafından tapu maliklerine karşı Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan dayanak tapu kayıtlarının geçersiz olduğuna ilişkin davanın reddedilerek kesinleştiği, dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde davacılara ait bir kısım yerin kamulaştırıldığı, kamulaştırma bedelinin ödendiği, dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde zilyetler tarafından tapu maliklerinden bedeli ödenerek bir çok yerin satın alındığı, satın alınmaya çalışıldığı veya kiralanmak istendiği, ... Mahallesindeki taşınmazlara revizyon görerek bir kısım parsellerin tapu malikleri adına kesinleştiği, revizyon gören tapu kaydının iki sınırı ile ...’nü kapsayan tapu kaydının iki sınırının aynı olduğu, dolayısı ile diğer tapu kayıtlarının da hukuken geçerli olduğu, bazı davalar da tapu malikleri adına tesciline karar verilen dosyaların (örnek: 2022/8001 Esas) Dairemizce onandığı ve tapuya dayanan davacıların, tapu kayıtlarının hukuken geçerli olduğuna değer verilmesi gerektiği, İlk Derece Mahkemesince yeniden taşınmazların başında keşif yapılarak taşınmazların sınırlarının belirlenerek davacıların tapusunun kapsamında kalan yerlerin tapu malikleri, irsi veya akdi halefleri adına yazılması gerektiği kanaatinde olduğumdan kararın bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

§