"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2863 E., 2024/729 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 23. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/392 E., 2022/268 K.
Taraflar arasındaki vakıf senedinden kaynaklanan alacağın tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince 25.03.2024 tarihli ek karar ile kararın kesin olduğu gerekçesi ile temyiz talebinin reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi ek kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Dava dilekçesinde, davacı ...'ın 1997 yılından bu yana ... Şirketi'nde çalıştığı, 29.10.2018 tarihinde geçirdiği rahatsızlık üzerine ameliyat olduğu, mevcut ölçümlerde davacının kalp yetmezliği yaşadığı, rahatsızlığın hayati risk arz ettiği ve tedavisinin mümkün olmadığı, davacının rahatsızlığının üyesi olduğu vakfın vakıf senedi 28. madde kapsamında malûliyet kapsamında kaldığı ileri sürülerek, fazlaya dair haklar saklı tutularak 5.000 TL'nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili talep edilmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesindeki iddiaları kabul etmediğini, davanın haksız olduğunu belirterek, reddine karar verilmesini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Adli Tıp Kurumu'ndan alınan rapora göre davacının rahatsızlığının vakıf senedi 28. maddesinde tanımlanan malûliyet kapsamına girmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
İstinaf isteminin esastan ret kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 25.03.2024 tarihli ek kararı ile kararın kesin olduğu gerekçesi ile temyiz talebi reddedilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili ek karara yönelik temyiz dilekçesinde özetle; incelemeye konu davanın kısmi dava olmadığını, belirsiz alacak davası olduğunu, İstinaf Mahkemesince kesin karar verilerek temyiz yolunun kapatılmasının usul ve kanuna aykırı olduğunu, ek kararın kaldırılarak istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, davacının rahatsızlığı nedeniyle malûl olduğu iddia edilerek maluliyetine ilişkin üye olduğu davalı vakıftan ödenmeyen tazminatın tahsili istemine ilişkindir.
1. Davacı vekilinin temyiz isteminin reddine dair 25.03.2024 tarihli ek karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Miktar veya değeri temyiz kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Kanun'un 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
6100 sayılı Kanun'un belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. maddesi uyarınca; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hallerde, alacaklının, hukuki ilişki ile asgari bir miktar ya da değer belirterek alacak davası açabilmesi belirsiz alacak davası ile mümkündür. Belirsiz alacak davası açan davacı iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmadan, karşı tarafın muvafakati aranmaksızın ve ıslaha da gerek kalmaksızın talep sonucunu artırabilecektir.
Alacağın hangi hallerde belirsiz, hangi hallerde belirli veya belirlenebilir olduğu hususunda kesin bir sınıflandırma yapılması mümkün olmayıp, her bir talep konusu alacak bakımından somut olayın özelliklerinin nazara alınarak sonuca gidilmesi gereklidir.
Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibarıyla uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır.
Somut olayda; dava dilekçesinde dava değeri 5.000,00 TL olarak belirtilerek belirsiz alacak niteliğindeki alacağın tespiti ile şimdilik 5.000,00 TL malûliyet tazminatı tahsilinin talep edilmiş olduğu ve İlk Derece Mahkemesince davacının rahatsızlığının vakıf senedi 28. maddesinde tanımlanan malûliyet kapsamına girmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
İlk Derece Mahkemesince, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak belirsiz alacak olarak talep edilen 5.000,00 TL tazminat alacağının reddine karar verilmiş olup, temyize konu dava değerinin kesinlik sınırının altında kaldığından söz edilemeyeceğinden, Bölge Adliye Mahkemesince temyiz dilekçesinin reddine ilişkin olarak verilen 25.03.2024 tarihli ek kararın kaldırılarak istinaf talebinin esastan reddine dair kararın incelenmesine geçildi.
2. Davacı vekilinin asıl hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 101. maddesinde, vakfın, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluğu olduğu, aynı Kanun'un 102. maddesinde ise vakıf kurma iradesinin, resmi senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanacağı, vakfın, yerleşim yeri Mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik kazanacağı, 5737 sayılı ... Kanunu'nun (5737 sayılı Kanun) 3. maddesine göre yeni vakıf, Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi ile 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre kurulan ... olarak tanımlandıktan sonra, aynı Kanun'un 5 ve 67. maddelerinde ise yeni vakıfların Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre kurulup ve faaliyet gösterecekleri, yönetim organının vakıf senedine göre oluşturulacağı hükme bağlanmıştır.
Vakıflarla ilgili açılan davalarda yetkili Mahkeme belirlenirken 6100 sayılı Kanun'da iki ayrı düzenlemenin dikkate alınması gerekmektedir.
Kesin yetki kuralının öngörüldüğü 6100 sayılı Kanun'un 14/2. maddesinde, özel hukuk tüzel kişilerinin, ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sınırlı olmak kaydıyla, mevcut bir ortağına veya üyesine karşı veya bir ortağın yahut üyenin bu sıfatla diğerlerine karşı açacakları davalar için, ilgili tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer Mahkemesinin kesin yetkili olduğu bu özel ve sınırlı hal dışında kesin yetki kuralının mevcut olmadığı, maddede düzenlenen yetkinin, kesin nitelikte olup kamu düzenine ilişkin olduğundan Mahkemece yargılamanın her safhasında resen dikkate alınması gerekmektedir.
Kesin yetki kuralı dışındaki genel yetkili Mahkeme ise, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 9. maddesini karşılayan 6100 sayılı Kanun'un 6. maddesinde düzenlenmiş buna göre; yetkili Mahkeme davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri Mahkemesidir. Ayrıca aynı Kanun'un 19/4. maddesine göre de yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı Mahkeme yetkili hale gelir. Hakim doğrudan (resen) yetkisizlik kararı veremez.
4721 sayılı Kanun'un 51. maddesinde; tüzel kişinin yerleşim yerinin, kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yer olduğu hükme bağlanmıştır.
Burada üzerinde durulması gereken diğer bir husus ise, yeni vakıfların tescili için yetkili Mahkeme konusunda bir sınırlandırma getirilmemiş iken 4721 sayılı Kanun'un 102. ve 104. maddelerindeki düzenlemeler gereği Mahkemenin tescil kararının kesinleşmesi üzerine vakfın yerleşim yeri Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde tutulan özel sicile tescil edilmesi ile vakfın tüzel kişilik kazanacağı, tescil kararını veren Mahkeme vakfın yerleşim yeri Mahkemesi değilse, tescil için dosyayı vakfın yerleşim yeri Mahkemesine göndereceği, yerleşim yeri Mahkemesinin yapacağı bildirim üzerine ... Genel Müdürlüğünce merkezî sicile kaydolunan vakfın Resmî Gazete ile ilân olunacağı şeklindeki düzenlemelerden, yeni vakıfların tescil kararından sonra vakıf senedinde belirtilen yerleşim yeri Mahkemesinde özel sicile tescili esası getirtilerek vakfın iş ve işlemlerinin yerleşim yeri Mahkemesi esas alınarak yürütülmesi kabul edilmiştir. Bu noktada, genel itibari ile vakıf tarafından veya vakfa karşı açılacak davalarda vakfın yerleşim yeri Mahkemesi kesin yetkili olacaktır. Nitekim, ... Yönetmeliği'nin 15. maddesi gereği vakıfların, senet değişikliğini gerektirmeyen aynı yerleşim yeri içerisinde adres değişikliği yapabilecekleri, yerleşim yerinin vakıf senedinde yazılı olan ve Mahkemenin yetki alanı dışında bir yer olarak değiştirilmek istenmesi halinde ise bunun ancak vakıf senedinde yapılacak değişiklik ve bu değişikliğin Mahkemece tesciline karar verilmesinden sonra mümkün olacaktır. Kaldı ki 5737 sayılı Kanun'un 10. maddesi gereği vakıf yöneticileri vakfın yerleşim yeri Asliye Hukuk Mahkemesince görevlerinden alınabilirler. Dolayısı ile 4721 sayılı Kanun ve 5737 sayılı Kanun kapsamında da vakfın yerleşim yeri Mahkemesi kesin yetkili Mahkemedir.
Buna göre dava konusu vakıf, 5737 sayılı Kanun'un "tanımlar" başlıklı 3. maddesi gereği Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin yürürlük tarihinden sonra kurulmuş "yeni vakıf"tır. 4721 sayılı Kanun'un 106. maddesi gereği vakıf senedinde vakfın yerleşim yerinin gösterilmesinin zorunlu olduğu, dosyada bulunan vakıf senedinin 3. maddesine göre vakfın merkezinin İstanbul (İstanbul Adliyesi yargı çevresinde) olduğu anlaşılmaktadır.
6100 sayılı Kanun'un 114. maddesi gereği yetkinin kesin olduğu hâllerde, Mahkemenin yetkili bulunması dava şartı olup, dava şartlarının 115. madde gereği yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınması gerekir. Yine aynı Kanun'un 19. maddesi gereği yetkinin kesin olduğu davalarda, Mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorunda olduğu hükme bağlanmıştır. Dava şartları incelenirken ilk önce Mahkemeye yönelik olan görev ve yetkinin daha sonra taraflara ilişkin dava şartlarının incelenmesi gerekir. Bu durumda İlk Derece Mahkemesince, vakfın merkezi olan İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesinin açılan davada kesin yetkili olması sebebi ile yetkisizlik kararı verilmesi gerekirken, Mahkemeye ilişkin dava şartları incelenmeksizin işin esasının incelenerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle, Bölge Adliye Mahkemesinin 25.03.2024 tarihli ek kararın ORTADAN KALDIRILMASINA,
(2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle, istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
21.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.