"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/2928 E., 2023/2734 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 29. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2023/2 E., 2023/210 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının duruşma yapılması suretiyle Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 15.04.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı vekili Avukat ... ile karşı taraftan davalı vekili Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosyanın incelenmesi sonucu görülen eksikliklerin ikmali için dosyanın mahal mahkemesine iadesine karar verilmesini takiben eksiklikler tamamlanmış olmakla Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı vakfın 08.11.2019 tarihli toplantısında alınan karar sonucunda mütevelli heyetin 6 kişiye yükseltildiğini, 08.11.2019 tarihi itibarıyla vakfın organlarının teşekkülü bakımından vakıf senedine aykırı bir durumun söz konusu olmadığını, bu tarihten sonra alınmış kararlar bakımından emredici hükümlere aykırılıklar başladığını, vakıf senedine uygun olarak teşekkül etmiş bir yönetim kurulu bulunmadığını, mütevelli heyet toplantısına 2 kişinin katıldığını, kararların iki kişi ile alındığını, bu kararların yok hükmünde olduğunu ileri sürerek, davalı vakfın 27.12.2019 tarihli olağanüstü mütevelli heyet toplantısının ve bu toplantıda alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; 19.12.2019 tarihli vakıf yönetim kurulu kararına başkan sıfatıyla nezaret eden ve kararı imzalayan davacı ...'nın karardan sonra ancak mütevelli heyet toplantısının gerçekleştiği 27.12.2019 tarihinden önce vakıftaki mütevelli heyet ve yönetim kurulu üyeliğinden istifa ettiğini, davacının dava ehliyetinin bulunmadığını, davanın açılmasında hak düşürücü sürenin de geçtiğini beyan ederek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu toplantının 27.12.2019 tarihinde yapıldığı, davanın ise 02.01.2023 tarihinde açıldığı, davanın 3 aylık hak düşürücü süreye tabi olduğu, toplantı tarihi ile dava tarihi arasında 2 yıldan fazla süre geçtiği, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden, davacının mütevelli heyet toplantısı ve bu toplantıda alınan kararların hükümsüz olduğunun tespitini istediği, işbu toplantı ve alınan kararların iptali istenebilecekken, hükümsüzlüğünün tespiti talebinde mevcut ve güncel hukuki yararın bulunmadığı, davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken hak düşürücü süre sebebiyle davanın reddine karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusu kabul edilerek İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesi kararının dosya münderecatına tamamen aykırı olduğunu, gerekçede yer verilen yönetmelik değişikliğinin geçerli olup olmadığına dair ne dava dilekçesinde ne de yargılama aşamasında herhangi bir talepte bulunmadıklarını, ancak ileri sürülmeyen bir iddia doğrultusunda karar verildiğini, yok hükmünde olduğunu iddia ettikleri 27.12.2019 tarihli olağanüstü mütevelli heyet toplantısı ve bu toplantıda alınan kararların, iptale tabi işlemler ve kararlar olarak değerlendirdiğini, gerek dava dilekçesinde, gerek cevaba cevap dilekçesinde ve gerekse de dosyaya ibraz edilen bilimsel mütalaalarda, davalı vakıf tarafından gerçekleştirilen 27.12.2019 tarihli olağanüstü mütevelli heyet toplantısının yok hükmünde olduğunu, alınan kararların da yok hükmünde olduğunu iddia ettiklerini ileri sürerek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
04.06.1958 tarihli ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara ve ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak kanun hükümlerini tespit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir. Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesinde hâkimin, Türk hukukunu resen uygulayacağı belirtilmiştir. Bu ilke gereği açılan davayı nitelemek ve açılmış bir dava hakkında doğru hukuk kurallarını bulup uygulamak hâkime düşen bir görevdir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacı tarafından 02.01.2023 tarihli dava dilekçesindeki anlatım ve iddialar doğrultusunda, davalı vakfın 27.12.2019 tarihli mütevelli heyet toplantısı ve alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 101. maddesinde; vakıf gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluğu olduğu, 83. maddesinde ise; ancak dernek genel kurul kararlarının iptalinin istenebileceği, diğer organlarının kararlarına karşı, dernek içi denetim yolları tüketilmedikçe iptal davası açılamayacağı, genel kurul kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumların saklı olduğu belirtilmiştir.
Anayasa’nın 33. maddesinde, herkese, önceden izin almaksızın dernek kurma, derneklere üye olma ya da üyelikten çıkma özgürlüğü tanınmıştır. Maddede ... hakkında açık bir düzenlemeye yer verilmemiş ancak son fıkrada, bu madde hükümlerinin vakıflarla ilgili olarak da uygulanacağı belirtilmiştir. Derneklerin ve vakıfların kuruluşları, amaçları, işlevleri, işleyişleri ve yönetimleri aynı değil ise de Anayasa’nın 33. maddesinin 1. ve son fıkraları birlikte değerlendirildiğinde, ... hakkında hüküm bulunmayan hallerde -niteliğine uygun düştüğü ölçüde- 4721 sayılı Kanun'daki derneklere ilişkin hükümlerin ... yönünden uygulanması gerektiği söylenebilir.
4721 sayılı Kanun'un 83. maddesinde, toplantıda hazır bulunan ve kanuna veya tüzüğe aykırı olarak alınan genel kurul kararlarına katılmayan her üye, karar tarihinden başlayarak 1 ay içinde toplantıya katılmayan her üye kararı öğrenmesinden başlayarak 1 ay içinde ve herhalde karar tarihinden başlayarak 3 ay içinde mahkemeye başvurmak suretiyle kararın iptalini isteyebileceği, genel kurul kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumların saklı olduğu hükme bağlanmıştır.
Yargıtay uygulamalarına göre uyuşmazlık, öncelikle vakıf hukuku kapsamında mevzuatta yer alan düzenlemeler esas alınarak çözüme kavuşturulacak, hüküm bulunmayan hallerde ise 4721 sayılı Kanun'un benzer kuruluşlardan olan derneklerle ilgili hükümleri esas alınarak çözüme gidilecektir. Dolayısıyla vakıf organ kararlarının iptaline dair 4721 sayılı Kanun'un "..."a ilişkin üçüncü bölüm (1 01... . maddeler) ve 5737 sayılı ... Kanunu'nda düzenleme bulunmadığından dernek genel kurul kararlarının iptalini düzenleyen 83. maddenin somut olayda kıyasen uygulanması gerekmektedir.
Genel kurul kararlarının hükümsüzlüğü, ihlal edilen hukuk kuralının niteliğine göre iptal edilebilirlik, butlan veya yokluk olarak karşımıza çıkmakta olup somut olay açısından kısaca bu kavramlar üzerinde durulması gerekmektedir.
Genel kurul kararlarını sakatlayan hukuka aykırılıklar bakımından kararlar yoklukla malul, mutlak butlanla malul ve iptal edilebilir kararlar olarak üçe ayrılmaktadır. Bu karar türlerine dair 4721 sayılı Kanun'da bir tanımlama olmadığı gibi, örnekleme yolu ile de yaptırım türlerine değinilmemiştir. Konu 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı Kanun) öğreti ve Yargıtay uygulamaları ile şekillenmektedir.
Emredici kurallara aykırı kararlar bakımından kararın şekil ve kurucu unsurları bakımından emredici kurallara aykırılık halinde yokluk yaptırımı ile karşı karşıya kalacağı, maddi-öze ilişkin kanunun emredici kurallarına aykırılık halinde ise alınan kararların mutlak butlanla malul olacağı, kişisel hakları ilgilendiren kanuna veya tüzüğe aykırı olarak alınan kararların ise iptal edilebilir kararlar olduğu kabul edilmektedir.
Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hallerinden iptal edilebilirlik, 4721 sayılı Kanun'un 83/1. maddesi gereğince kanun veya tüzük/vakıf senedi hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, toplantıda hazır bulunan ancak karara katılmayan her üye, karar tarihinden başlayarak bir ay içinde; toplantıda hazır bulunmayan her üye kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her halde karar tarihinden başlayarak üç ay içinde mahkemeye başvurmak suretiyle kararın iptali için iptal davası açılabilecektir. İptal davasına konu bir genel kurul kararı, şekil veya içeriği bakımından sakat olsa bile iptaline dair hüküm kesinleşinceye kadar geçerli bir karar olarak kabul edilir. Süresinde ve usulüne uygun olarak açılan bir iptal davasında verilen iptal kararı kesinleşirse, bu karar geçmişe etkili olarak hüküm doğurur. Bu yönüyle iptal hakkının kullanılmasına ilişkin dava “bozucu yenilik doğuran” bir davadır. Kararın alınmasından itibaren bir veya üç aylık hak düşürücü süre içinde dava açılmazsa veya açılan dava reddedilirse söz konusu aykırılık ve bu nedenle kararın iptal edilebilirliği artık ileri sürülemez.
Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hallerinden butlan, kurucu unsurları tamam olmakla birlikte, geçerlilik unsurlarının kamu düzenini ilgilendirecek nitelikte bulunanlarından yoksun olan bir hukukî işlemin, kendisinden beklenen hukuki sonucu gerçekleştirebilme yeteneğinden mahrumiyeti olarak adlandırılmaktadır. (Ayan, ..., Medenî Hukuka Giriş, Bası 6, Konya 2011, s.126; Dural, Mustafa / Sarı, Suat, Türk Özel Hukuku – Temel Kavramlar ve Medenî Hukukun Başlangıç Hükümleri, C.I, Bası 5, İstanbul 2010, s.164–165; Oğuzman, M. Kemal /Barlas, Nâmi,, Medenî Hukuk – Giriş – Kaynaklar – Temel Kavramlar, Bası 19, İstanbul 2013, s. 215; Serozan, Rona, Medenî Hukuk – Genel Bölüm, Bası 2,İstanbul 2008, s. 17.)
6098 sayılı Kanun'un 27. maddesinde düzenlenen butlan yaptırımı, genel kurul kararlarının butlanı hakkında da uygulanmaktadır. Bu itibarla emredici hukuk kurallarına, ahlaka aykırı veya imkansız olan genel kurul kararları da batıl sayılmaktadır. Öte yandan 6102 Kanun'un 447. maddesi ile genel kurul kararlarının butlanı açıkça düzenlenmiştir. Buna göre genel kurulun, özellikle pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır. 6102 sayılı Kanun'un 447. maddesinde genel bir düzenleme yapılmamış, sadece örnek niteliğinde butlan sebepleri sayılmakla yetinilmiştir. Dolayısıyla 6102 sayılı Kanun'un 447. maddesinde sayılmayan durumlarda 6098 sayılı Kanun'un 27. maddesi uygulanacak, emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan genel kurul kararları da batıl sayılacaktır.
Batıl bir hukuki işlem, unsurları itibarıyla şeklen ve fiilen mevcut olmakla birlikte, konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hukuki hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren kesin olarak hükümsüzdür. Bu kesin hükümsüzlük kural olarak düzeltilemez nitelikte olup hukuki yararı bulunan herkes tarafından bir süre ile sınırlı olmaksızın ileri sürülebilir. Mahkemeye sunulmuş olan olaylardan anlaşılmak koşuluyla hâkim tarafından resen göz önünde tutulur.
Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hallerinden olan yokluk, ne 4721 sayılı Kanun'da ne 6098 sayılı Kanun'da ne de 6102 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Yokluk yaptırımının kanunlarda düzenlenmemiş olması, yokluk yaptırımının hukuki işlem niteliğinde olan genel kurul kararları hakkında uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Bir hukuki işlemin kurulabilmesi, hukuk düzeni tarafından öngörülen kurucu (yapıcı–inşai) unsurları bünyesinde barındırıyor olmasına bağlıdır. Bu kurucu unsurlardan birinin veya birkaçının bulunmaması halinde işlemin varlığından bahsedilmesi mümkün olmaz. Yani kurucu unsurları bünyesinde barındırmayan bir hukuki işlem hiç doğmamış sayılır. Bu şekilde yapılmış bir hukuki işlem “yok (nonexistence–keenlemyekün)” sayıldığından, işlemle hedeflenen ilişkinin (hukuki sonucun) varlığından da söz edilemeyeceği gibi bu tür bir hukuki işlemle hak sahibi olunması da mümkün değildir. ( Dural / Sarı, s. 164; Eren, Fikret, Borçlar Hukuku – Genel Hükümler, Bası 16, Ankara 2014, s.120 vd.; Velidedeoğlu, H. Veldet, Medenî Hukukun Umumi Esasları (Umumi), Bası 3, İstanbul 1948, s.. 336; Zevkliler, Aydın / Acabey, M. Beşir / Gökyayla, K. Emre, Medenî Hukuk – Giriş – Başlangıç – Kişiler Hukuku – Aile Hukuku, Bası 6, Ankara 1999, s.. 35; Ayan (Borçlar), s. 93–94; Ayan, (Giriş), s. 125-126.)
Bir hukuki işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise o işlem yok hükmündedir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukukî işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık halinde butlan söz konusu olup hukukî işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez. Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallara aykırılık halinde ise yokluk söz konusu olup kurucu unsurların veya kanuni şeklin eksikliği sebebiyle hukuki işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukuki işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır; fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukuki işlem için gerekli olan içerik şekli bakımdan dahi meydana gelmiş değildir (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Servet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1993, s. 378).
Yokluğu ileri sürmenin bir dava yolu ile yapılmasına gerek yoktur ancak kimi durumlarda yok hükmündeki işleme hukuki sonuç bağlanarak işlem yapılması halinde dava yolu ile alınan kararın yok hükmünde olduğunun tespiti istenebilir. Fakat açılan bu dava, yok hükmündeki hukuki işlemin iptaline ilişkin olamaz; zira ortada iptâl edilebilecek bir hukuki işlem mevcut değildir. Bu durumda davacının talebi, işlemin hukuken hiç mevcut olmadığının tespiti yönünde olacak olup başka bir ifadeyle yokluk, ancak bir tespit davası çerçevesinde ileri sürülebilir. Bu itibarla bir işlemin yok hükmünde olduğunun tespitine ilişkin dava, yenilik doğuran bir dava olmayıp sadece bir tespit davası niteliğindedir.
Somut olay yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda değerlendirildiğinde; dava dilekçesinde açıkça vakıf senedine uygun olarak teşekkül etmiş bir yönetim kurulu bulunmadığı, mütevelli heyet toplantısına iki kişinin katıldığı, kararların iki kişi ile alındığı, bu kararların yok hükmünde olduğu ileri sürülerek davalı vakfın 27.12.2019 tarihli olağanüstü mütevelli heyet toplantısının ve bu toplantıda alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespiti istenildiğine göre, ortada 4721 sayılı Kanun'un 83/1. maddesinde düzenlenen alınan kararların iptali yönünde bir istemde bulunulmadığı, doğrudan toplantı ile alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespitinin istenildiği, dolayısı ile somut uyuşmalıkta 4721 sayılı Kanun'un 83/3. maddesi kapsamında herhangi bir süreye tabi olmayan ve iptal davası niteliğinde de bulunmayan, yapılan toplantı ve alınan kararlara dayalı olarak işlem yapılmış olması nedeni ile davacının dava açmakta hukuki yararının da mevcut olduğu, kaldı ki yokluk müeyyidesinin bir eda davası niteliğinde değil ancak bir tespit davası olarak açılabileceği de dikkate alınarak işin esasına girilip, iddia doğrultusunda toplanan ve toplanacak deliller doğrultusunda oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 28.000,00 TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davacıya verilmesine,
Peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
21.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.