Consülto
Consülto
Karar ArşiviYargıtay İçtihat Veritabanı
Yargıtay

8. Hukuk Dairesi

Dosya2025/2692 E. 2026/148 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2024/2118 E., 2024/2291 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 5. Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2019/19 E., 2024/107 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı duruşma talepli olarak davacılar vekili ve duruşmasız olarak tereke temsilcisi tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, duruşma isteminin davanın niteliği itibariyle reddine temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

1.Kullanım kadastrosu sonucunda, İstanbul ili ... ilçesi ... Mahallesi çalışma alanında bulunan 1 48... parsel sayılı 406,54 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, kadastro tutanağının beyanlar hanesine 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2/B maddesi gereğince Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığı ve taşınmaz üzerindeki üç katlı kârgir evin 1991 yılından beri ...'nın kullanımında olduğu şerhi yazılarak bahçe vasfıyla Hazine adına tespit ve tescil edildikten sonra 23.01.2014 tarihinde 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun (6292 sayılı Kanun) gereği yapılan satış yoluyla tapuda ... adına, 23.10.2018 tarihinden ... adına, 28.09.2020 tarihinde ise satış yoluyla ... adına tapuya tescil edilmiştir.

2.Davacılar vekili dava dilekçesinde; 1 48... parselin müvekkilleri ile davalılar ..., ...'nın ortak murisi ... tarafından 1990 yılında satın alınıp üzerine üç katlı binanın da muris tarafından yapıldığını, murisin 07.03.2006 tarihinde vefatı ile taşınmazın tüm mirasçılara intikal etmesi gerekirken kullanıcı tespiti çalışmalarında murisin eşi ... adına tespit yapıldığını ve sonrasında ...'nın ...'ya vekaleten 6292 sayılı Kanun gereği satışından ... adına 23.01.2014 tarihinde taşınmazın tescil edildiğini, taşınmazın muristen intikal edip yapılan tescilin yolsuz olduğunu, taşınmaz üzerindeki binanın herhangi bir izin alınmadan yolsuz bir şekilde yıktırıldığını ve taşınmazın ... ve ... tarafından müvekkillerinden mal kaçırmak için düşük bedelle diğer davalı ...'ye 23.10.2018 tarihinde ticari amaçlı konut inşa ettirmek amaçlı satıldığını, ...'ye tapuda gerçek bir ödeme ve para hareketi içermeyen satış gerçekleşip, satış işlemi sırasında taşınmaz bedelinin piyasa değerinin çok altında gösterilip esasen bir para ödemesi de yapılmadığını, davalıların müvekkillerinden mal kaçırmak için ...'ya zemin numaralı, ...'ya 2. kat 5 numaralı, ...'ya 4. kat 7 numaralı bağımsız bölümleri 23.10.2018 tarihinde sırasıyla 9558, 95 61... yevmiye numaralı işlemler ile tescil ettirdiklerini, bu hukuka aykırılıklara da Hazinenin haksız tescilinin neden olduğunu belirterek, ... adına yapılan tescilin yolsuz olduğunun tespitini, davalı ... adına olan 1 48... parselin tapu kaydının müvekkillerinin miras payı oranında iptali ile miras payları oranında adlarına tescilini, taşınmazların tapu kaydına üçüncü kişilere devrini önleyici ve inşaat yapılmasını önleyici tedbir konulmasını talep etmiştir.

II. CEVAP

1. Davalılar ... ve ... cevap dilekçesinde; taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında ... adına zilyet olarak tespit ve tescil edildiğini, tespite kadastro itiraz süresinde itiraz ve sonrasında da Asliye Hukuk Mahkemeleri nezdinde görülen bir dava olmadığını, taşınmazın 6292 sayılı Kanun gereğince ... adına bedeli mukabilinde tescil edildiğini, ardından taşınmaz bedelinin tümüyle ödenmek suretiyle ...'ye satıp devredildiğini, taşınmaz öncesinde muris adına geçmekte ise de taşınmaz bedelinin 1990 yılında ...'in ziynet eşyalarının bedeli ile alındığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.

2. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; taşınmazın Hazine tarafından 6292 sayılı Kanun gereği ...'ya satılmış olup müvekkilinin taşınmazı yatırım amacıyla malikten satın alıp taşınmazın devir bedelinin (müvekkilinin babasına ait) ... Yapı İnşaat Taahhüt San. ve Tic. Ltd. Şirketine ait üç adet dairenin teslimi suretiyle gerçekleştirildiğini, dairelerin tapudan devrinin de şirkete vekaleten müvekkili tarafından yapıldığını, taşınmazın devir bedelinin üç daireden ibaret olmayıp eski malikin milli emlak müdürlüğüne olan satın alma borcunun da müvekkili tarafından ödendiğini, yerleşik Yargıtay ilamlarına göre 6292 sayılı Kanun gereği yapılan satışlarda tapu mülkiyetinin devrinden sonra şerhe yönelik davanın dinlenilemeyeceğini, taşınmaza konulan ihtiyati tedbirin müvekkilinin ekonomik durumunu ciddi zarara uğrattığını belirterek, kabul anlamına gelmemekle birlikte devredilen üç daire üzerine tedbir konulmasını, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte davacıların haklarına halel gelmesini engellemeye yetecek değerde olduğundan taşınmaz üzerindeki ihtiyati tedbir şerhinin kaldırılarak davalıdır şerhinin işlenmesine, mülkiyetin tescilinden sonra şerhe yönelik davanın dinlenemeyeceği yönüyle öncelikle usulden davanın reddine, davanın tapu kaydına güvenerek ve bedelini tümüyle ödeyerek mülkiyeti iktisap eden müvekkiline yöneltilemeyeceğinden davanın esastan reddine karar verilmesini savunmuştur.

3. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; davacılar tarafından huzurdaki dava ile ... ilçesi ... Mahallesi 1 48... parsel sayılı taşınmazın kendi kullanımında olduğunu ileri sürerek tapu kaydına kullanıcı olarak kaydı için dava açıldığını, dava konusu taşınmazın 6292 sayılı Kanuna göre satış yapılmış olup müvekkili kurumun taşınmaz maliki konumunda olmadığını, bu nedenle davanın öncelikle husumet nedeniyle reddini talep ettiklerini, dava konusu taşınmaz üzerinde 5831 sayılı Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (5831 sayılı Kanun)

ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun ve 3402 sayılı Kadastro Kanun'una eklenen Ek-4 madde hükümleri uyarınca kadastro çalışması yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Bilindiği üzere, kullanım kadastrosu kesinleşerek tapuya tescil edilen taşınmazın idarenin mülkiyetinden çıkıp 3. şahıs adına tapuya tescil edildikten sonra şerhe yönelik davanın ve tapu iptaline yönelik davanın dinlenme olanağı bulunmamaktadır. Davacının eldeki davayı 6292 sayılı Kanun uyarınca yapılan satış işleminden sonra 17.01.2019 tarihinde açtığı, davalılara ait tapu kaydının idarece yapılan satış işlemi neticesinde oluştuğu, dayanak satış işlemi iptal edilmedikçe tapu kaydının iptali ve tescil istemli davanın açılamayacağı.." gerekçesiyle davanın usulden reddine

karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacılar vekili ve terke temsilcisi tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "..Dava, kullanım kadastrosu kesinleşerek tapuya tescil edilen taşınmazın muristen intikal hukuksal nedenine dayalı 6292 sayılı Kanun uyarınca yapılan tapuya kayıt işleminin miras hissesi oranında iptali ile adlarına tescili istemine ilişkindir. Davaya konu parselin, dava tarihinden önce 23.01.2014 tarihinde 6292 sayılı Kanun gereği satış suretiyle davalı ... adına kayıtlı olduğu, satış sonrası davalı ... tarafından diğer davalı ...'ye 23.10.2018 tarihinde satılarak devredildiği, yargılama sırasında taşınmazda cins değişikliği, yola terek, ihdas ve tevhit işlemi yapılarak 04.03.2021 tarihli tevhit işlem ile 1 48... parselin 56/3959 hissesi Hazine, 3903/3959 hissesi ise ... adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, kullanım kadastrosu kesinleşerek tapuya tescil edilen taşınmazın Hazinenin mülkiyetinden çıkıp 3. şahıs adına tapuya tescil edildikten sonra tapu iptaline yönelik davanın dinlenme olanağı bulunmamaktadır. Davacılar eldeki davayı 6292 sayılı Kanun uyarınca yapılan satış işleminden sonra açtığına, davalılara ait tapu kaydı idarece yapılan satış işlemi neticesinde oluştuğuna, dayanak satış işlemi iptal edilmedikçe tapu kaydının iptali ve tescil istemli dava açılamayacağına göre yerel mahkemece yazılı gerekçe ile davanın usulden reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Diğer yandan, terekeye temsilci atanmasından sonra tereke ortağı/ortaklarının davayı takip yetkisi ortadan kalkıp hükmü istinaf hakkı bulunmadığından davacılar vekilinin istinaf dilekçesinin reddi gerektiği..." gerekçesiyle tereke temsilcisinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine, davacılar vekilinin istinaf dilekçesinin reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

1.Tereke temsilcisi temyiz dilekçesinde özetle; davacılar tarafından süresi içerisinde dava ikame edildiğini, taşınmazın muris ...'ya ait olduğunun dosya kapsamında toplanan bilgi, belge, beyan ve delillerle sabit olduğunu, davalı ...'un taşınmazı iyiniyetle satın aldığının tartışmalı olduğunu ileri sürerek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.

2. Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararını istinaf etmekte haklarının bulunduğunu, davanın usulden reddinin hatalı olduğunu, davada tüm somut deliller ve tanık beyanlarının müvekkillerinin iyiniyetini ortaya koymasına, davalının kötüniyetli olduğunun da bariz şekilde ortada olmasına rağmen verilen kararın hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davanın bu kadar yoğun şekilde esasına girilip, 5 yıldan fazla sürece tahkikat sürdürülmesinden sonra usulden reddedilmesinin ne usul ekonomisi ilkesiyle ne de adalete olan güvenin akıl ve vicdan unsurlarıyla bağdaşmadığını, davanın kadastronun kesinleşmesinden sonraki 10 yıllık hak düşürücü süre dolmadan yani 07.10.2020 tarihinden önce 17.01.2019 tarihinde ikame edildiğini, dolayısıyla İlk Derece Mahkemesinin kararının müvekkillerinin mağduriyetine sebebiyet verdiğini, tapuya hak sahibi olarak haksız bir şekilde tescil edilen ...'nın, aslında tek başına hak sahibi olarak yer almaması gerektiğini, ...’nın tapuya tek başına hak sahibi olarak kaydedilmesinin nedeninin kadastro çalışmaları sırasında yanlış olarak yapılan tespitler olduğunu, muris ...’nın ölümden önce dava konusu taşınmazın gerçek ve tek sahibi olduğunun dosyada belirttikleri kayıtlarla sabit olduğunu, kadastro tespit çalışmalarındaki yanlış ve eksik tespitler ve tescil nedeniyle varislerin miras paylarına göre taşınmaz üzerindeki haklarını alamadıklarını, 6292 sayılı Kanun uyarınca 2/B kapsamında kalan konut arsasının diğer varislerin muvafakati olmaksızın murisin eşi adına tescil ettirildiğini, davalılardan ...'nın, ...'ya vekaletname vererek, yolsuz tescilin yapılmasını sağlamış ve yolsuz tescilden faydalanarak sadece 3 çocuğuna mal kaçırabilmek adına muvazaalı işlem ile davalı ...'ye bedelsiz devir etmiş olduğunu, kötü niyetli alıcı ...'nin ise taşınmazın bedelini ödememiş ve çok düşük bedelde 3 taşınmazı ..., ... ve ...'nın eşi ...'ya verdiğini, bu şekilde müvekkili varislerden mal kaçırıldığını, dinlettikleri tanıklarının doğrudan görgüye ilişkin beyanları olduğunu, tanık beyanlarıyla da davanın başından beri anlattıkları ve somut belgelerle ispatladıkları hususların pekiştiğini, yolsuz tescil işlemi sırasında 2018 yılında dahi iştirakçilerin varlığını, ... Belediyesi ile yapılacak yazışma ile öğrenmesi gereken Hazinenin eksik işlem yaparak yolsuz şekilde ... adına tescil yaptığını ileri sürerek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Uyuşmazlık, kullanım kadastrosu kesinleşerek tapuya tescil edilen taşınmazın muristen intikal hukuksal nedenine dayalı 6292 sayılı Kanun uyarınca yapılan tapuya kayıt işleminin miras hissesi oranında iptali ile adlarına tescili istemine ilişkindir.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, 6100 sayılı Kanun'un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri bulunmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacılar vekili ve tereke temsilcisinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA,

615,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 116,60 TL'nin temyiz eden davacılardan alınmasına,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

14.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

§