Consülto
Consülto
Karar ArşiviYargıtay İçtihat Veritabanı
Yargıtay

8. Hukuk Dairesi

Dosya2024/4431 E. 2026/633 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

SAYISI : 2017/1 E., 2024/28 K.

İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen karar davacı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

1. Kadastro sırasında, .. ili .. ilçesi .. Mahallesi çalışma alanında bulunan temyize konu 4 75... parsel sayılı taşınmazın, 20-30 yıldır ...tarafından kullanıldığı ancak zamanaşımını doldurduğu kanaatine varılamadığından 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanunu'nun 22/H maddesi gereğince senetsizden tarla vasfıyla Hazine adına tespiti yapılmış, tespite itiraz edilmesi üzerine 31.05.1974 tarihli ek karar ile ... tarafından Asliye Hukuk Hakimliğinin 974/353 Esas sayılı dosyasında dava açıldığı bildirildiğinden mülkiyet hanesinin açık bırakılmasına karar verilmiştir.

2. Asıl davacı ... vekili dava dilekçesinde; vekil edenin maliki olduğu 4 75... parsel sayılı taşınmazın doğusunda bulunan ve sınırları mahkemece yapılacak keşif sırasında tespit edilecek olan 4 75... parsel sayılı taşınmazın müvekkili adına tescil edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

3. Birleşen dosyada davacı ... dava dilekçesinde; 4 75... ve 17 parsel sayılı taşınmazlara 20 yılı aşkın zamandan beri malik sıfatı ile zilyet olduğunu öne sürerek, taşınmazların adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalılar, davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 14.05.2013 tarihli ve 2012/175 Esas, 2013/257 Karar sayılı kararı ile dava konusu 4 75... parsel sayılı taşınmazın Asliye Hukuk Mahkemesinin 1974/353 Esas sayılı dosyası ile davalı olduğundan tespit dışı bırakıldığı, 1983 yılında yaşanan su basmasından dolayı dosyanın gönderilemediği, 14.06.2006 yılında yapılan imar uygulaması ile taşınmazın ifraz gördüğü, mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarından davacının imardan önce kazanma koşullarını sağlamış olduğu gerekçeleriyle davanın kabulüne, fen bilirkişinin 02.03.2013 tarihli rapor ve krokilerinde (A) harfi ile gösterdiği 1.099,29 m²lik kısmın tapu kaydının iptali ile davacı adına aynı adada son parsel numarası verilmek suretiyle tapuya tesciline karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı ... vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairemizin 01.06.2016 tarihli ve 2016/6931 Esas, 2016/9612 Karar sayılı ilamıyla ''3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 26. maddesi hükmünde bir taşınmaz hakkında kadastro tutanağının düzenlenmesi ile Kadastro Mahkemesi'nin görevinin başlayacağı, 27. maddesi hükmünde de, mahalli hukuk mahkemelerinde görülmekte olan veya henüz kesinleşmemiş bulunan taşınmaz mala ilişkin davalar hakkında o taşınmaz mal için kadastro tutanağı düzenlendiği tarihte bu mahkemelerin görevinin sona ereceği, dava dosyalarının resen Kadastro Mahkemesine devrolunacağı açıklanmış, Kadastro Hakiminin devredilen bu dava dosyaları ile beşinci madde gereğince müdür tarafından gönderilen kadastro tutanaklarını birleştirerek 11. maddede yazılı şekle uygun olarak askı ilanını yaptıracağı, ilan süresi bitmeden duruşmaya başlanamayacağı, henüz kesinleşmemiş olan davalara, kaldıkları noktadan bu kanunda öngörülen esas ve usul dairesinde devam olunacağı belirtilmiştir. Bu olguların kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle istek olmasa bile mahkemece kendiliğinden gözetilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Somut olaya gelince, Dairenin geri çevirme yazıları üzerine, mahkemece yapılan araştırma ve Kars 1. Asliye Hukuk Mahkemesi cevabi yazılarına göre, Mahkeme arşivini 1983 yılında aşırı yağmurlar nedeniyle su bastığından Asliye Hukuk Mahkemesinin 1974/353 Esas sayılı dosyasına ulaşılamadığı, tutanak aslı ile Asliye Hukuk Mahkemesi dava dosyasının birleştirilerek Kadastro Mahkemesine dosyanın devredilemediği, taşınmaza ait kadastro tutanak asıllarının ise Tapu Müdürlüğü'nde mevcut olduğu görülmüştür. Hal böyle olunca, dava konusu taşınmaz hakkında 3402 sayılı Kanun'un 30. maddesi hükmünün uygulanacağı kuşkusuzdur. Bir başka anlatımla gerçek malikin Kadastro Mahkemesince belirlenmesi zorunludur. O halde 3402 sayılı Kanun'un 27/2 maddesi gereğince yapılması gerekli ilanların yaptırılması, her ne kadar Asliye Hukuk Hakimliğinin 1974/353 Esas sayılı dosyası bulunamamış ise de, Mahkemenin 1974 yılı Esas defterinde davacısının ..., davalıların ise ... ve Hazine olduğu gözönüne alınarak bu kişiler ve yapılacak ilanlarda itirazcı çıkması durumunda itiraz edenlere de tebligat yapılarak taraf teşkilin sağlanması, daha sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre gerçek maliki belirleme görevi Kadastro Mahkemesine aittir. Açıklanan Kanun hükümleri uyarınca; (3402 sayılı Kanun'un 30/2 maddesi gereğince) gerçek maliki belirleme ve malik hanesindeki boşluğu doldurma görevi Kadastro Mahkemesi'ne ait olduğuna, öte yandan aynı Kanun'un 26/son ve 27/1 maddeleri uyarınca taşınmaz hakkında tutanak düzenlendiği tarihten itibaren tutanağın kesinleşmesine kadar kadastro mahkemesi görevli olarak belirlendiğine ve görev kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her hal ve aşamasında resen gözönünde bulundurulmak gerektiğine göre, Mahkemece, uyuşmazlık hakkında görevsizlik kararı verilmek suretiyle dava dosyasının görevli ve yetkili Kadastro Mahkemesine gönderilmesi gerekirken, işin esasının incelenerek yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru olmamıştır.'' gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile birleşen dosya davacısı mütevvefa ...'ın açtığı davanın zilyetliğe dayalı kazandırıcı zamanaşımı ile tescil talebi olduğu (kaldı ki zilyetliğin de kesintisiz 20 yıl sürdüğü de ispat edilemediğinden bu husus tapulama tespit tutanağında da şerh edilmişken) ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı tescil isteminin aynı zamanda "imar ve ihya" yı da ihtiva ettiği halde huzurdaki davada alınan bilirkişi raporunda da dava konusu parsellerin imar ve ihya ile tarım arazisi niteliğinde olmadığı, arsa vasfında olduğu tespit edilmiş olduğundan ve imar planı dahilinde olduğundan kazandırıcı zamanaşımı ile kazanılmasının mümkün olmadığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.10.1999 tarihli ve 1999/592 Esas, 1999/786 Karar sayılı içtihadında 3402 sayılı Kanun'un 17/2 maddesinin uygulanması gerektiği ve yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.11.2000 tarihli ve 2000/1289 Esas, 2000/1580 Karar sayılı içtihadı da nazara alınarak birleşen davanın reddi gerektiği, kök dosya davacısının da imar ihyaya dayalı zilyetlikle kazandırıcı zamanaşımı iddiasının da; her ne kadar keşifte ve duruşmada dinlenilen tanık ve mahalli bilirkişi anlatımlarına göre davacı ...'ın babası ...'ın tarım arazisi olarak kullandığından bahsetmiş iseler de, hava fotoğraflarındaki kullanım durumları hususunda alınan kök ve ek raporlarda kesintisiz zilyetlik ve imar ihya ispat edilemediğinden tanık ve mahalli bilirkişi anlatımlarına itibar edilmediği ve 3402 sayılı Kanun'un 17/2. maddesi hükmünce zilyetliğe dayalı tescil taleplerinin aynı zamanda imar ve ihya nedeniyle tescili de ihtiva etmekte olduğundan ve hava fotoğrafları ile kullanım durumu için alınan ek raporda nazara alınarak geçmişe dönük kesintisiz 20 yıllık kullanım tespit edilemediğinden ve dava konusu taşınmazların Belediye imar planı dahilinde olduğundan ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.11.2000 tarihli ve 2000/1289 Esas, 2000/1580 Karar sayılı içtihadında "imar planı içinde kalan yerlerin imar ihya yoluyla kazanılmasının mümkün olamayacağı" hüküm altına alınmış olup iş bu içtihat da nazara alınarak esasen rant elde etmenin amaçlandığı anlaşıldığından zilyetliğe dayalı imar ihya ile tescil talebine dayalı davanın reddi gerektiği gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine, tespit gibi tescile karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

Davacı ... vekili temyiz dilekçesinde; taşınmazın sonradan imar planına alınmasının önceden doğmuş haklara etki etmeyeceğini, hava fotoğraflarına göre taşınmazın 1957 tarihinden itibaren imar ihya sureti ile kullanıldığını, keşif sırasında alınan beyanlarla taşınmazın 30-40 yıldan fazla bir süredir kullanıldığının ispatlandığını belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, dava konusu taşınmaz üzerinden davacı yararına zilyetlikle iktisap koşullarının oluşup oluşmadığına ilişkindir.

İlk Derece Mahkemesince, her ne kadar, davacının taşınmazda 20 yıllık kullanımın tespit edilemediği ve dava konusu taşınmazın Belediye imar planı dahilinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de bu görüşe katılma olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki, dava konusu taşınmazın 06.04.1971 tarihinde Hazine adına tespitinin yapıldığı, 31.05.1974 tarihinde de komisyon kararı ile Asliye Hukuk Mahkemesinin 1974/353 Esas sayılı dosyası ile davalı olduğundan söz edilerek malik hanesinin açık bırakılmasına karar verildiği, bu durumda, davacının talebi doğrultusunda, zilyetlikle kazanım şartlarının oluşup oluşmadığının tespiti açısından, imar planına alındığı tarihin değil, tespit tarihi olan 1971 tarihinin esas alınması gerektiği ortadadır. İlk Derece Mahkemesince, hatalı değerlendirme sonucu, tespit tarihi esas alınmadan yapılan inceleme ve araştırmanın hüküm kurmaya elverişli olduğunu söyleyebilme imkanı yoktur.

Hal böyle olunca, doğru sonuca varılabilmesi için İlk Derece Mahkemesince öncelikle, dava konusu taşınmaz bölümlerini gösteren tespit tarihinden 15-20-25 yıl öncesine ait en az üç ayrı zaman dilimine ilişkin stereoskopik hava fotoğrafları ile belirtilen tarihler arasında başka uçuşlar varsa bu tarihlere ait hava fotoğrafları Harita Genel Müdürlüğünden getirtilip dosya arasına konulduktan sonra, (dosya arasına her ne kadar en erken 1957 tarihli hava fotoğrafı alınmış ise de, öncesine ait hava fotoğrafı olup olmadığının da araştırılması) taşınmaz bölümü başında yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen ve davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler ve taraf tanıkları ile önceki keşfe katılan bilirkişilerden farklı üç kişilik ziraat mühendisi bilirkişi heyeti, 3 kişilik jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişi kurulu ve fen bilirkişisinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalı, yapılacak keşifte dinlenilecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmaz bölümünün öncesinin ne olduğu, üzerinde sürdürülen zilyetliğin bulunup bulunmadığı, zilyetlik mevcut ise hangi tarihte başladığı zilyetliğin hangi tasarruflarla sürdürüldüğü, kimden kime ve nasıl intikal ettiği, imar-ihya edilip edilmediği ve edilmişse imar-ihyanın hangi tarihte tamamlandığı etraflıca sorularak maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, yerel bilirkişi ve tanık sözleri komşu parsel tutanakları ve dayanakları ile denetlenmeli, beyanlar arasındaki çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle giderilmeye çalışılmalı; ziraat mühendisi bilirkişi kurulundan, dava konusu taşınmaz bölümünün niteliğini, kullanım durumunu, imar-ihyaya muhtaç yerlerden olup olmadığını, böyle yerlerden ise imar-ihya edilip edilmediğini; önceki tarihli ziraatçi bilirkişi kurulu raporunu da irdeler şekilde tarımsal niteliğini açıklayan, taşınmaz bölümünün komşu parsellerle karşılaştırmalı biçimde, toprak yapısını, eğimini, bitki desenini, zirai durumunu, üzerinde sürdürülen zilyetlik var ise zilyetliğin şeklini ve süresini bildiren, taşınmaz bölümünün değişik yönlerden çekilmiş fotoğrafları ile desteklenmiş, bilimsel esaslara ve maddi verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; jeodezi ve fotogrametri mühendisi kurulundan yukarıda belirtilen tarihlerde çekilmiş stereoskopik üç adet hava fotoğrafı ile dosya arasında bulunan hava fotoğrafları üzerinde stereoskop aletiyle incelenme yaptırılarak, taşınmaz bölümünün sınırlarını ve niteliğini, taşınmaz bölümünde imar-ihya tamamlanmış ise tamamlandığı tarih ile taşınmaz bölümü üzerinde sürdürülen zilyetliğin başlangıcını, şeklini ve süresini belirtir şekilde rapor alınmalı; fen bilirkişisine, yapılan keşfi ve uygulamayı denetlemeye elverişli, ayrıntılı rapor ve harita düzenlettirilmeli ve bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır.

İlk Derece Mahkemesince, bu hususlar gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi; kabule göre de, taşınmazın malik hanesi komisyon kararına göre açık olduğu halde, hükümde, davanın reddine karar verildikten sonra tespit gibi tesciline denilmesi de hatalı olmuştur.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,

İstek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine,

1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

05.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

§