Consülto
Consülto
Karar ArşiviYargıtay İçtihat Veritabanı
Yargıtay

8. Hukuk Dairesi

Dosya2024/3644 E. 2026/159 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2024/149 E., 2024/406 K.

Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına uyularak verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

1. Antalya ili ... ilçesi ... Mahallesi çalışma alanında bulunan 281 43... parsel sayılı 1.570,01 m² (eski 1174 parsel 1.565 m²) yüzölçümündeki taşınmaz, “bahçenin kullanımı ... oğlu ...’e aittir” şerhiyle limon bahçesi vasfıyla Hazine adına tespit edilmiştir.

2. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili olan davacının Antalya ili ... ilçesi ... köyü eski 1174 yeni ... Mahallesi 281 43... parsel sayılı taşınmazın kullanıcısı olduğunu, Antalya Kadastro Mahkemesinin 2000/174 Esas, 2003/56 Karar sayılı kararıyla taşınmazın Hazine adına tapuya tesciline, bahçenin ve kullanımının davalı ... oğlu ...'e ait olduğunun tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesine karar verildiğini, bu kararın Yargıtay tarafından onandığını ve bunun üzerine kesinleşerek tapuya tescil edildiğini, davalı ...'in taşınmazdaki tüm zilyetlik ve kullanım haklarını uzun yıllar önce davacıya devrettiğini, dava konusu taşınmazın 1942 yılında yapılan orman tahdidinde orman sınırları içine alındığını, 1976 yılına kadar orman olarak kaldığını, 1976 yılında yapılan 2/B çalışmasında orman sınırları dışına çıkarıldığını, tapuda 2/B belirtmesi olmadığı için Kadastro Müdürlüğünün bu yerde kullanım güncellemesi yapmadığını, bu nedenle defterdarlığın da satış işlemi yapmadığını, dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesiyle ormandan Hazine adına çıkarılan yer olduğu hususunun ve davacının 30.12.2011 tarihinden daha öncesinden beri kullanıcı olduğunun tapunun beyanlar hanesine şerh verilmesi halinde davacının bu yeri doğrudan satın alabileceğini ileri sürerek, dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yer olduğunun ve taşınmazın 30.12.2011 öncesinden beri davacının zilyetliğinde olduğunun tapuya şerh verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; ormandan Hazine adına çıkarılan taşınmazların satışı için belirtilen idari prosedürün gerçekleştirilmesi gerektiğini, bu idari prosedür gerçekleştirilmeden yargı yoluyla şatışa yönelik işlem yapılmasının söz konusu olmadığını, dava konusu taşınmazın orman sınırları dışına çıkartılan 2/B vasıflı taşınmazlardan olmadığını, davacının davada hukuki yararının bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 27.09.2018 tarihli ve 2016/156 Esas, 2018/346 Karar sayılı kararıyla, "... dava konusu taşınmazda Kadastro Müdürlüğünce kullanıcı tespitine ilişkin bir çalışma yapılmadığı gibi orman mühendisi bilirkişi ek raporuna göre dava konusu taşınmazın maki tefrik hattı içinde kaldığı, orman sayılmayan yer olduğu, kesinleşmiş orman kadastro sınırları dışında (sarı alan) kalan yerlerden olduğu, 6292 sayılı Kanun kapsamına girmediği ..." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin 27.09.2018 tarihli kararına karşı taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 07.05.2019 tarihli ve 2019/135 Esas, 2019/263 Karar sayılı kararıyla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne, dava konusu Antalya ili ... ilçesi ... Mahallesi 281 43... parsel sayılı taşınmazın tapu kaydına "6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkartılan yerdir" şerhinin yazılmasına, davacı vekilinin dava konusu taşınmazın 30.12.2011 tarihinden önce davacının kullanımında olduğunun tapuya şerh vermesine ilişkin talebinin reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

Bölge Adliye Mahkemesinin 07.05.2019 tarihli kararı, taraf vekillerinin temyizi üzerine Dairemizin 05.04.2022 tarihli ve 2021/3924 Esas, 2022/3275 Karar sayılı ilamıyla; ".... 1) Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları bakımından; ... Açıklanan orman kadastro çalışmaları ışığında dava konusu parselin içinde bulunduğu anlaşılan II nolu parselin, itirazları inceleme komisyonunca önceki ekip çalışmasının düzeltilmesine karar verilmiş olması nedeniyle 2. maddesiyle orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olmadığı ve daha sonra 1989 yılında yapılan çalışmalarda 2/B uygulamasına da konu edilmediği anlaşılmakta olup, dava konusu taşınmazın hükmen tesciline ilişkin mahkeme kararının hüküm fıkrasında belirtilmeyen, ancak gerekçe kısmında yer verilen taşınmazın 2. madde ya da 2/B alanında olduğu yönündeki belirlemenin kesin hüküm olarak değerlendirilmesi de hukuken mümkün bulunmamaktadır. Zira, kesin hükmün varlığı için, her iki davanın taraflarının dava sebeplerinin ve ilk davadaki hüküm fıkrasıyla diğer davadaki talep sonucunun aynı olması gerektiği gibi; kesin hükümle bağlılık, kural olarak hüküm fıkrasına münhasırdır ve gerekçeye sirayet etmez. Hal böyle olunca; dava, tapu kaydının beyanlar hanesine 2/B şerhi verilmesine yönelik olduğuna ve taşınmazın 2. madde kapsamında veya 2/B alanında kalmadığı anlaşıldığına göre Bölge Adliye Mahkemesince bu hususlar dikkate alınarak taşınmazın 2/B ile orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olduğuna ilişkin şerh verilmesi yönündeki talebin de reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçelerle yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. 2) Davacı ... vekilinin temyiz itirazları bakımından; yukarıda açıklandığı üzere dava konusu taşınmazın 2/B alanında bulunmadığı, ayrıca 5831 sayılı Kanun'un 8. maddesiyle 3402 sayılı Kanun'a eklenen Ek-4. maddesi kapsamında yapılan kullanım veya güncelleme kadastrosuna da konu olmadığı ve bu tür bir çalışma yapılmadan zilyetlik şerhi verilmesinin hukuken mümkün olmadığı anlaşıldığından, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir." denilerek bozulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince, bozma sonrası yapılan yargılama neticesinde 29.11.2022 tarihli ve 2022/1181 Esas, 2022/1469 Karar sayılı kararla, Dairece verilen 07.05.2019 tarihli ve 2019/135 Esas, 2019/263 Karar sayılı kararda direnilmesine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne, dava konusu Antalya ili ... ilçesi ... Mahallesi 281 43... parsel sayılı taşınmazın tapu kaydına "6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkartılan yerdir" şerhinin yazılmasına, davacı vekilinin dava konusu taşınmazın 30.12.2011 tarihinden önce davacının kullanımında olduğunun tapuya şerh vermesine ilişkin talebinin reddine karar verilmiş ve işbu direnme kararının, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 11.10.2023 tarihli ve 2023/8-584 Esas, 2023/936 Karar sayılı ilamıyla; ".... 1) Davacı vekilinin temyiz talebi yönünden yapılan incelemede; Bölge Adliye Mahkemesince verilen ilk kararı temyiz edip, bu istemi Özel Daire tarafından incelenerek reddedilen taraf yönünden karar kesinleşmiştir. Davacı tarafın zilyetlik şerhi verilmesine ilişkin talebi bakımından Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında bir uyuşmazlık ve dolayısıyla verilen bir direnme kararı bulunmamaktadır. Bu nedenle; davacı vekilinin direnme kararını temyiz etmesinde hukuki yararı olduğu söylenemez. O hâlde davacı vekilinin direnme hükmüne yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir. 2) Davalı Hazine vekilinin temyiz talebi yönünden yapılan incelemede; .... dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede ilk orman kadastrosu 3116 sayılı Orman Kanunu hükümlerine göre 1942 yılında yapıldığı ve taşınmazın orman sınırları içinde kaldığı konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. ... İdaresi tarafından ... Vakfına ait tapu kaydına dayanılarak 1942 yılında yapılan tahdide itiraz edilmiş ise de Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanlığının hakem sıfatıyla verdiği 19.12.1947 tarihli ve 208 sayılı kararında sadece vakfın tapulu taşınmazları kapsamında kalan yerlere ilişkin olarak 8 Numaralı Orman Tahdit Komisyonu kararının iptal edilerek, bu yerlerin eskisi gibi ... Genel Müdürlüğü adına tesciline karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla Vakıf tapusu kapsamı dışında kalan taşınmazlar yönünden tahdidin kesinleştiği ve geçerliliğini sürdürdüğü, 1952 yılında ise makiye tefrik çalışmalarının yapıldığı, makiye tefrik işleminin bir tespit niteliğinde olup orman sınırları dışına çıkarma işlemi olmadığı, bu husus bakımından Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 30.04.2010 tarihli ve 2004/1 Esas, 2010/1 Karar sayılı kararında açık şekilde “...3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılıp orman tahdidi içinde kaldığı kesinleşen, ancak, tapuya tescil edilmeyen yerlerde 5653 sayılı Kanun ile değişik 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre maki komisyonlarının yaptığı işlemlerin bir tespit niteliği taşıdığına, teknik ve hukuki anlamda orman kadastro (tahdit) sınırı dışına çıkarma işlemi olmadığına...” karar verildiği görülmektedir. ... Genel Müdürlüğünün itirazı nedeniyle verilen karar üzerine 1976 yılında orman kadastro komisyonunca "Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanlığının 19.12.1947 tarihli ve 208 nolu hakem kararı gereğince eski tahdit hattı iptal edilen Devlet ormanının tekrar kadastrosu yapılmak üzere" nitelendirilmesiyle 03.06.1976 tarihli işe başlama tutanağıyla orman kadastrosuna başlanılmış ve bu çalışma kapsamında 1942 yılında yapılan orman tahdidi sanki tamamen iptal edilmiş gibi kabul edilerek önce her iki dava konusu taşınmazın da orman olarak sınırlandırıldığı, daha sonra 14.07.1976 tarihinde II nolu parsel sahası olarak 1744 sayılı 6831 sayılı Kanun'un Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ve Bu Kanuna 3. ek madde ile Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun'un (1744 sayılı Kanun) 2. maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı, tahdit ve 2. madde uygulamasının 15.07.1976 tarihinde ilan edildiği, bu çalışmaya süresi içinde itiraz edilmesi üzerine komisyonca 09.11.1976 tarihli itirazları inceleme tutanağında belirtildiği üzere “2 nolu parselin 6831 sayılı Kanun'un 1. maddesinin istisna fıkraları hükmüne giren yerlerden olduğu tespit edildiğinden, 2 nolu parsel ile içerisinde mevcut itirazlı sahanın 6831 sayılı Kanun'un orman saymadığı yerlerden olarak orman sınırları dışında bırakılmasına ve ekip tarafından yapılan işlemin bu şekilde düzeltilmesine” karar verilmek suretiyle orman sınırları dışında orman sayılmayan yerde bırakıldığı, söz konusu itiraz komisyon tutanağının 09.12.1976 tarihinde ilan edildiği, daha sonra 1989 yılında yapılan orman kadastrosu ve 2/B çalışmalarına ise dava konusu taşınmazın konu edilmediği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Bu kapsamda; yapılan orman tahdidinin sadece Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanının hakem sıfatıyla verdiği 19.12.1947 tarihli ve 208 sayılı kararla ... İdaresinin dayandığı ... Vakfına ait tapulu taşınmazlar yönünden iptal edildiği, vakıf tapusu kapsamı dışında kalan orman tahdidinin halen geçerliliğini sürdürdüğü, orman kadastro çalışmaları ışığında dava konusu parselin içinde bulunduğu anlaşılan II nolu parselin itirazları inceleme komisyonunca önceki ekip çalışmasının düzeltilmesine karar verilmiş olması nedeniyle 2. maddesiyle orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olmadığı ve 1989 yılında yapılan çalışmalarda 2/B uygulamasına da konu edilmediği açıktır. Dava konusu taşınmazın hükmen tesciline ilişkin mahkeme kararı incelendiğinde ise hüküm fıkrasında belirtilmeyen, ancak gerekçe kısmında yer verilen ve taşınmazın 2. madde ya da 2/B alanında olduğu yönündeki belirlemenin kesin hüküm olarak değerlendirilmesinin hukuken mümkün olmadığı, ayrıca 1942 yılından beri orman sınırları içinde olan bir taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 2. veya 2/B maddesi gereği orman sınırları dışına çıkarılmasının ancak idarece usulüne uygun şekilde yapılacak işlemle mümkün olduğu, idarenin yaptığı bir tasarruf olmadan mahkemelerin orman sınırı içinde kalan bir taşınmazı orman sınırı dışına çıkarmasının teknik olarak mümkün olmadığı, somut olayda her ne kadar 1976 yılında 7 numaralı orman kadastro komisyonu taşınmazları Hazine adına orman sınırı dışına çıkarmışsa da işleme itiraz edilmesi üzerine aynı komisyonun bu işlemi iptal ettiği, sonra da taşınmazları orman sınırı dışında bıraktığı, dolayısıyla dava konusu taşınmazlar bakımından ayakta olan 2. madde çalışmasından söz edilemeyeceği, kesinleşen orman tahdidi içinde kalan bir taşınmazın orman sınırı dışında yani ziraat alanında bırakılmasının ise kanuni bir dayanağının olmadığı, dolayısıyla 7 numaralı komisyon tarafından yapılan hiçbir işleme değer verilemeyeceği ve dava konusu taşınmazların hâlen 1942 yılında kesinleşen orman tahdit sınırları içinde olduğunun kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu durumda, dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 2. veya 2/B maddesi gereği orman sınırları dışına çıkarıltılan yerlerden olmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. ... Hâl böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır." denilerek, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararla, "... dava konusu taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesine taşınmazın 2/B ile Hazine adına orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olduğu ve davacının zilyetliğinde bulunduğu şerhi istemine ilişkin olup, her ne kadar önceki tarihli içtihatlar uyarınca davanın kısmen kabulüyle yazılı şekilde karar verilmiş ise de, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin dava konusu taşınmaza ilişkin anılan ilamında ve bölgeye ilişkin aynı nitelikteki ilamlarında, davanın reddine karar verilmesi gerektiğinin içtihat edildiği, her ne kadar Dairemizce bu nitelikteki dosyalara ilişkin direnme kararları verilmiş ise de, direnme kararlarının da Hukuk Genel Kurulu tarafından bozulduğu, hal böyle olunca içtihatla açıklanan bölgenin hukuki durumuna göre, davaya konu taşınmazın 1942 yılında yapılan tahditte orman olduğu ve halen bu niteliğini koruduğu, hükmen tescile ilişkin mahkeme kararının kesin hüküm niteliğinde bulunmadığı ..." gerekçesiyle Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ve Yargıtay 8. Hukuk Dairesi' nin bozma ilamları doğrultusunda davanın reddine karar verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; dosyadaki Yargıtay bozma kararlarının kesin hüküm kuralları nazara alınmadan hatalı olarak verildiğini, Kadastro Mahkemesinin hükmen tescil kararının hüküm ile birlikte değerlendirilerek kesin hüküm olarak kabulü gerektiğini, dava konusu taşınmazın 1942 yılında orman sınırları içinde kaldığı konusunda tereddüt bulunmadığını, 1976 tarihli 7 numaralı orman ve 2/B kadastro komisyonu kararına karşı dava konusu parsel yönünden, komisyona geçerli bir itirazın bulunduğu kabul edilse bile, kesinleşen tahdit sınırları içinde kalan taşınmazın ziraat arazi olduğu gerekçesiyle orman sınırları dışında bırakılması ve bunun sonucu olarak tarla niteliğiyle Hazine adına tescil edilmesi karşısında kesinleşen tahdit içinde kalan taşınmaz, orman sınırları dışına çıkarıldığından sonuç itibariyle yapılan işlemin teknik anlamda 2/B işlemi niteliğinde olduğunun kabulü gerektiğini, Yargıtay (Kapatılan) 16... . Hukuk Dairelerinin uzun yıllardır zilyetlerin açtığı tapuya 2/B şerhi verilmesine ilişkin mahkemelerin verdiği kabul kararlarını onaması sonucu, dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgedeki taşınmazların büyük bölümüne ve taşınmazın komşularına 2/B şerhi verildiğini, Kanun koyucu tarafından Dairelerin bu uygulamasını değiştirecek yeni bir yasal düzenleme yapılmadığını ve dairede temyiz incelemesi bulunan az sayıda dosya kalmış iken davaların reddi gerektiğine ilişkin daire bozmasının, hukuk güvenliği, öngörülebilirlik, hukuki istikrar, kanun önünde eşitlik, yargının kişiler arasında eşit davranma yükümlülüğü ve sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmadığını beyan ederek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Dava, çekişmeli taşınmazın 6831 sayılı Kanun'un 2/B maddesiyle ormandan çıkartılan yer olduğu hususunun tapuya şerh verilmesi istemine ilişkindir.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, yapılan yargılama ve uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarıyla hukuki ilişkinin nitelendirmesine, bozma ilamı doğrultusunda hüküm verildiğine ve 6100 sayılı Kanun’un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, uyulan bozma ilamıyla Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VII. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA,

427,60 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 304,40 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

14.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

§