Consülto
Consülto
Karar ArşiviYargıtay İçtihat Veritabanı
Yargıtay

7. Hukuk Dairesi

Dosya2025/2590 E. 2026/319 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2023/2160 E., 2025/861 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 22. Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2021/248 E., 2023/264 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin .. ili, .. ilçesi, .. Mahallesi, 14 49... parsel, 5. Blok, 2. Kat, 13 numaralı bağımsız bölümün maliki olduğunu, davalının davacı tarafından noter ihtarnamesi ile intifadan men edilmiş olunmasına karşın taşınmazı tahliye etmediğini ve müvekkiline taşınmazın kullanımı ile ilgili herhangi bir ödeme yapmadığını ileri sürerek, davalının dava konusu taşınmaza el atmanın önlenmesine ve tahliyesine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 100,00 TL ecrimisil bedelinin her bir dönem sonu itibarıyla işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının müvekkilinin kayınpederi olduğunu, dava konusu taşınmazın davacı tarafından diğer tüm çocuklarına yaptığı şekilde müvekkilinin ölen eşi ile evlenme sürecinde, kendilerine ölene kadar oturmak üzere kullanım ödüncü olarak verdiğini, müvekkilinin eşinin öldüğü tarihe kadar davacı kayınpederiyle bir problem yaşamadığını, davacının çok sayıda gayrimenkule sahip olduğunu, davacının ihtiyacının olması hâlinde bu gayrimenkullerinden birini satarak ihtiyacını karşılayabileceğini, davacının eldeki davayı açmaktaki amacının davalıya zarar vermek olduğunu, taşınmazın emlak vergilerinin müvekkili tarafından ödendiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 07.04.2023 tarihli ve 2021/248 Esas, 2023/264 Karar sayılı kararı ile "...dava konusu taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğu, davalı tarafın dava konusu bu taşınmazı kullanmasını gerektirir ve davacıya ait mülkiyet hakkına üstünlük kuracak bir hakkının bulunmadığı, dava konusu yerin davalı tarafça kullanıldığı ve kullanımının uzun süreye dayalı olduğu anlaşılmakta ise de davacı tarafın daha sonrasında bu kullanıma karşı çıkıp davalıya noter vasıtasıyla ihtarname gönderdiği, ihtarnamede taşınmazın tahliyesi için davalıya süre verdiği dolayısıyla davacının davalının kullanımına rızasının ortadan kalktığının anlaşıldığı..." gerekçesiyle;

"...1-El atmanın önlenmesi ve tahliye istemine ilişkin davanın kabulü ile davalının, davacıya ait dava konusu....13 numaralı bağımsız bölümlü taşınmaza yönelik müdahalesinin önlenmesine ve ve taşınmazdan tahliyesine,

2-Ecrimisil istemine yönelik açılan davanın kısmen kabulü ile ile

03/10/2019-02/09/2020 tarihleri arasında belirlenen 22.000,00-TL'lık kısmına 02.09.2020,

03/09/2020-30/07/2021 tarihleri arasında belirlenen 24.252,00-TL'lık kısmına ise 30.07.2021, tarihinden itibaren kademeli yasal faiz işletilmek suretiyle toplam 46.252,00-TL ecrimisil alacağının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,

3- 492 Sayılı Harçlar yasasına göre alınması gerekli 70.786,37-TL nispi karar ve ilam harcından, davacı taraftan alınan peşin ve tamamlama harcı toplamı 17.612,15-TL harcın mahsubu ile bakiye 53.174,22-TL harcın davalıdan tahsili ile Hazine'ye irat kaydına,

4-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T gereğince hesaplanan 130.900,16-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T gereğince hesaplanan 2.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Davacı tarafça yapılan peşin harç ve tamamlama harç masrafı toplamı olan 17.612,15-TL harç masrafının davalıdan alınarak davacıya verilmesine..." karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda (III) numaralı bentte belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından adli yardım talebinde bulunularak istinaf yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin adli yardım talebinin kabulü ile 26.03.2025 tarihli ve 2023/2160 Esas, 2025/861 Karar sayılı kararında "...davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine...." karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

Davalı vekili temyiz dilekçesinde cevap dilekçesinde dayanılan nedenleri tekrarla;

1. Mahkemenin dava konusu taşınmazı davacının oğluna zımnen tahsis ettiği hususunun gözardı edilerek karar verildiğini,

2. Müvekkilinin işgalci olmadığını,

3. Müvekkilinin adli yardımdan faydalandığını ve bu dava ile mağdur olduğunu belirterek, kararın bozulmasını istemiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Dava, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir.

Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

19.01.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.

K A R Ş I O Y

I- 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun:

1- “Değer esası” kenar başlıklı 16. maddesinin birinci ve ikinci fıkrasına göre; Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahelenin men'i tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taallük eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır.

Gayrimenkulün aynına taallük eden davalarda ecrimisil ve tazminat gibi taleplerde de bulunulduğu takdirde harc, gayrimenkulün değeri ile talep olunan tazminat ve ecrimisil tutarı üzerinden alınır.

2- “Tahliye davalarında değer” kenar başlıklı 17. maddesine göre, gayrimenkulün tahliyesi davalarında, yazılı mukavele olsun veya olmasın bir yıllık kira bedeli üzerinden karar ve ilam harcı alınır.

II- Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 9. Maddesine göre; avukatlık ücretinin, tahliye davalarında bir yıllık kira bedeli tutarı üzerinden hesaplanacaktır.

Kira sözleşmesinden kaynaklanan davalarda, davacı kirayı verenin, davalının taşınmazdan tahliyesini talep ettiği davalarda, dava konusu taşınmazın mülkiyeti ihtilaflı olmadığından taşınmazı değeri üzerinden değil, 17. madde uyarınca bir yıllık kira bedeli üzerinden harç ve vekalet ücretinin hesaplanması gerekmektedir.

İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile birlikte dava konusu taşınmazın değeri 990.000,00 TL ve 46.252,00TL ecrimisil bedeli üzerinden 70.786,37TL harç ve 130.900,16TL vekâlet ücretinden davalının sorumlu olması yönünde hüküm kurulmuştur. Kararın istinafı üzerine istinaf talebi esastan reddedilmiş, temyiz başvurusu üzerine Dairemizin Sayın Çoğunluğunca da anılan hüküm onanmıştır.

Sayın Çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık söz konusu müdahalenin men'i davasında esas alınması gereken dava değerinin ne olduğu, bir başka ifadeyle söz konusu davanın taşınmazın aynına ilişkin bir dava olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Sayın Çoğunluk müdahalenin men'i davalarının tümünün kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olduğunu ve bu davalar yönünden 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca taşınmazın değeri üzerinden nispi harca ve vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini benimsemektedir. Kanaatimizce ise müdahalenin men'i davalarının tamamının kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi doğru olmayıp taraflar arasındaki ihtilafın niteliğine göre davanın taşınmazın aynına ilişkin olup olmadığının saptanması gerekmektedir.

Dava konusu olay bu çerçevede ele alındığında, davacı davada mülkiyet hakkına dayanırken davalının taşınmaz üzerinde bir mülkiyet iddiasında bulunmadığı anlaşılmaktadır. Dava konusu taşınmazın davalı ve ölen eşinin kullanımına kayınpederi olan davacı tarafından evlilik birliğinin kurulması nedeniyle tahsis edildiği, taşınmazın davacı tarafından satın alındığı 18.01.1996 tarihinden itibaren dava konusu taşınmazda ikamet edildiği iddiasına dayanıldığı, davacının ölen oğlu ile davalının 02.10.1996 tarihinde evlendiği hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, uyuşmazlığın taşınmazın aynına ilişkin değil, taşınmazın davalı tarafından rızaya dayalı tahsis kapsamında kullanma yetkisinin bulunup bulunmadığına ilişkin olduğu, buna göre dava değerinin gayrimenkulün değerine göre hesaplanmaması gerektiği düşünülmektedir.

Gerek doktrinde, gerek uygulamada kötüniyetli haksız zilyedin eşyayı bizzat kullanma karşılığı ödeyeceği tazminata ecrimisil adı verilmektedir. Bu davada, taşınmazda devam eden davalı zilyetliğinin haksız olduğu davacı tarafından iddia edilerek tazminat (ecrimisil) ile birlikte bu haksız işgalin sona erdirilmesi de talep edilmektedir. Ecrimisil konusunda olumlu veya olumsuz bir karar verilebilmesi için davalı zilyetliğinin haksız olduğunun davacı tarafından ispatlanması gerekir. Davalının taşınmazda haksız işgalci olduğunun belirlenmesinden sonra tazminatın hesabı dışında bir yargılama konusu kalmadığına ve taşınmazın aynından kaynaklanan bir uyuşmazlık da bulunmadığına göre, tahliye konusunda davalı aleyhine bir karar verilse bile bu taleple ilgili harç ve vekalet ücretinin hesabı için taşınmazın değerinin esas alınmasının bir hukuki dayanağı bulunmamaktadır.

Dava konusu olmayan, hakkında yargılama yapılmayan, taraflarca ve mahkemece emek ve mesai verilmeyen mülkiyetle ilgili olarak taşınmazın değeri üzerinden harç ve vekalet ücreti hesabı yapılması doğru olmayıp, bu hatalı uygulamanın Harçlar Kanununun 16... . maddelerinin yüzeysel ve biçimsel yorumundan kaynaklandığı, işin esası hakkında adalete ve hakkaniyete uygun bir değerlendirme yapılmadığı görüşündeyim.

Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin vekalet ücreti ve harcın taşınmazın değeri üzerinden hatalı hesaplandığına ilişkin temyiz itirazlarının kabulüyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerektiği kanaatinde olduğumdan değerli çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.

K A R Ş I O Y

1. Uyuşmazlık, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemlerine ilişkindir.

2. İlk Derece Mahkemesince (İDM) el atmanın önlenmesi talebinin kabulüne, ecrimisil talebinin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince (BAM) istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik yeniden hüküm kurulmuş, kararın temyizi üzerine ise Dairemizin Sayın Çoğunluğunca da anılan hükmün onanmasına karar verilmiştir.

3. Sayın Çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık el atmanın önlenmesi davası yönünden esas alınması gereken dava değerinin ne olduğu, bir başka ifadeyle söz konusu davanın taşınmazın aynına ilişkin bir dava olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Sayın Çoğunluk müdahalenin men'i davalarının tümünün kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olduğunu ve bu davalar yönünden 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca taşınmazın değeri üzerinden nispi harca ve vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini benimsemektedir. Kanaatimizce ise müdahalenin men'i davalarının tamamının kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi doğru olmayıp taraflar arasındaki ihtilafın niteliğine göre davanın taşınmazın aynına ilişkin olup olmadığının saptanması gerekmektedir. Aşağıda bu görüşün dayanağı açıklanmaya çalışılacaktır.

4. 492 sayılı Kanun'un "Değer" başlıklı 16. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahelenin men'i, tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır."

5. Buna göre gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda harcın gayrimenkulün değeri nazara alınarak belirleneceği açıktır. Bir başka ifadeyle anılan hükümle taşınmazın değerinin esas alınacağı davalar tek tek sayılmak suretiyle değil bazı örnekler verilmek suretiyle ama nihai kertede temel kıstas gayrimenkulün aynına taalluk eden dava olarak belirlenmiştir. Burada dikkat edilecek husus hükümde müdahalenin men'i davası bir belirleyeci kriter olarak değil belirleyici kriter olan taşınmazın aynına ilişkin dava esasının bir örneği olarak gösterilmiştir.

6. Gerçekten de müdahalenin men'i davalarının önemli bir kısmına bakıldığında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta karşı taraf davalı da taşınmazda davacının değil kendisinin mülkiyet hakkının bulunduğunu, davacının mülkiyet kaydının yolsuz veya hukuka aykırı olarak oluştuğu yönünde ihtilaf çıkarmaktadır. Bu çerçevede bu nevi müdahalenin men'i davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu hususunda hiçbir kuşku bulunmamaktadır.

7. Ancak el atma davalarının tamamı bu niteliğe sahip olmayıp bazılarında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta iken davalı taraf kira ilişkisi vb. şahsi hakka dayanmakta, bu bağlamda taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu davalı da kabul etmektedir. Sadece kira, davacı gayrimenkul sahibinin taşınmazı belli bir süre kullanmasına rıza göstermesi ve benzeri gibi bir şahsi hakka dayanarak taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin bulunduğunu ileri sürmektedir. Bu ikinci örnekte taraflar arasında taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir ihtilafın bulunmadığı çok açıktır. Bir başka ifadeyle taşınmazın kime ait olduğu hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık dolayısıyla bir dava bulunmamaktadır. Bu nedenle bu davaların da taşınmazın aynına ilişkin kabul edillerek harç ve vekâlet ücretinin taşınmazın toplam değeri üzerinden hesaplanmasının, tarafların mülkiyet hakkını ölçüsüz biçimde ihlal etmesi söz konusu olacağı gibi bunun gerek hakkaniyetle ve gerekse de mevzuatımızın bu konuyla ilgili genel sistemiyle/mantığıyla bağdaştırılması mümkün olmayan sonuçlar doğurabileceği değerlendirilmektedir.

8. Bu çerçevede örneğin taşınmazın değerinin çok yüksek olduğu ancak bir yıllık kira ücretinin nispeten çok daha az olduğu ve fakat davalının taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir hak iddia etmediği sadece kira sözleşmesine dayanarak bir yıllık kullanım açısından taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin bulunduğunu iddia ettiği ve davanın da kira sözleşmesinin geçerli olup olmadığı noktasında ele alındığı müdahalenin men'i davalarında davalının haksız çıkması durumunda taşınmazın değeri üzerinden harç ve vekâlet ücretine mahkûm edilmesinin davalının uğrayabileceği fahiş maddi kayıplar nedeniyle mülkiyet hakkı açısından ciddi bir mağduriyete maruz kalacağı tartışmasızdır.

9. Keza davalının taşınmazın aynı üzerinde hiçbir hak iddiasında bulunmazken davayı davalının kazanması hâlinde davalının taşınmazın tamamı üzerinden vekâlet ücreti almaya hak kazanması da aynı derecede hakkaniyet duygusunu zedeleyecektir.

10. Dolayısıyla anılan hükümde kastedilen "dava"nın "ihtilaf konusu uyuşmazlık" olarak anlaşılması gerektiği, bu çerçevede iki tarafın da taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu benimsediği, dolayısıyla taşınmazın mülkiyeti konusunda aralarında uyuşmazlığın/ihtilafın bulunmadığı davalarda dava konusunun taşınmazın aynına müteallik olmadığının kabul edilmesi gerekir. Söz konusu Kanun maddesinin de yorum yapmaya elverişli olması karşısında kanun koyucunun buradaki muradının sadece taşınmazın aynına ilişkin olan davalara yönelik müdahalenin men'i davasına örnek göstermek olduğu, yoksa taşınmazın aynının ihtilaflı olmadığı müdahalenin men'i davalarında ihtilaf konusu ne ise onun dava değeri olarak belirlenmesini, bu çerçevede örneğin kira ilişkisinin bulunduğu durumlarda ecrimisil bedeli üzerinden harç ve vekâlet ücretine hükmedilmesini amaçladığı söylenebilir.

11. Dolayısıyla bu anlayışla anılan kanun hükmü yorumlandığında kategorik olarak tüm müdahalenin men'i davalarının değil, sadece taşınmazın aynına ilişkin olan müdahalenin men'i davalarında taşınmazın değerinin harca ve vekâlet ücretine esas alınması gerektiği değerlendirilmektedir. Aksi takdirde çözdüğü uyuşmazlığın niteliğine göre harç alan devletin aslında ihtilaflı olmayan ve devletin yargı yetkisini kullanan mahkemenin çözmediği bir hususta harç alınması gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır ki bunun gerek hukukla gerekse de sistemin mantığıyla bağdaştırılması mümkün değildir.

12. Öte yandan 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'nun "Mülkiyet Hakkının İçeriği" başlıklı 683. maddesinde yer alan "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir." biçimindeki hüküm de yukarıdaki yorumun yapılmasını engellememektedir. Zira ifade edildiği üzere el atmanın önlenmesi davalarının çok önemli bir bölümü, davanın iki tarafının da gayrimenkulün mülkiyetini ihtilaf konusu ettiği davalardan oluşmaktadır. Dolayısıyla bu hükümde geçen el atmanın önlenmesi kavramı da kategorik olarak tüm el atmanın önlenmesi davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu sonucuna gidilmesini gerektirmemektedir.

13. Belirtmek gerekir ki 492 sayılı Kanun'un 16. maddesinde belirtilen dava kavramı taraflar arasındaki uyuşmazlık veya ihtilaf olarak kabul edilmesi gereken bir kavram olup neyin dava olduğuna sadece davacının dayandığı hakka göre karar vermek doğru olmayacaktır. Burada esas alınması gereken taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu olmalıdır. Yoksa taraflar arasında ihtilaf veya uyuşmazlık bulunmayan konularda bir davanın bulunduğunu söylemek makul olmayacaktır. Bu bağlamda bir örnek vermek gerekirse kira tespit ve tahliye davalarında da davacı taraf çoğu zaman mülkiyet hakkına dayanmaktadır. Bir başka ifadeyle davacı taşınmazın mâliki olduğu hâlde davalının taşınmazı haksız bir şekilde elinde bulundurduğunu iddia etmektedir. Davanın davacının dayandığı hakka göre nitelendirilmesi gerektiği kabul edildiğinde tahliye davalarının da taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi gerekir ki bunun gerek teoride gerekse Yargıtay uygulamasında böyle görülmediği ve görülmemesi gerektiği açıktır.

14. Bir an için anılan hükmün önerdiğimiz şekilde yorumlanamayacağının kabul edilmesi durumunda dahi bu tür davalarda taşınmazın toplam değeri üzerinden harç ve vekâlet ücreti hesaplanmasının yine de hukuken mümkün olmaması gerektiği düşünülmektedir. Zira hükmün bu şekilde anlaşılmasının zorunlu olduğunun kabulü hâlinde de söz konusu hükmün Anayasa'ya aykırı olduğunun dikkate alınması gerekmektedir. Bu çerçevede taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf bulunmadığı hâlde davanın taşınmazın aynına ilişkin olduğu kabul edilerek tarafları makul olmayan ve fahiş sayılabilecek parasal yükümlülükler altına sokmanın mülkiyet hakkını açıkça ihlal edeceğinin değerlendirilmesi ve bu durumda söz konusu hükmün anılan haksızlığa yol açmayacak biçimde yeniden düzenlenmesi sağlamak üzere Anayasa Mahkemesine somut norm denetimi yoluyla itiraz başvurusunda bulunulması gerektiği değerlendirilmektedir.

15. Dava konusu olay bu çerçevede ele alındığında davacının davada mülkiyet hakkına dayanırken davalının taşınmazda davacının önceden verilmiş muvafakati sebebiyle oturduğunu savunduğu, bu yönüyle davalının mülkiyet iddiasında bulunmadığı, uyuşmazlığın taşınmazın aynına ilişkin değil taraflar arasında davacının, davalının taşınmazda oturmasına yönelik önceden verilmiş muvafakatinin bulunup bulunmadığı noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. Buna göre müdahalenin men'i davası yönünden dava değerinin ecrimisil miktarı üzerinden hesaplanması gerektiği düşünülmektedir.

16. Açıklanan nedenlerle BAM kararının harç ve vekâlet ücreti yönünden bozulması veya Sayın Heyet Kanun'un lafzının yoruma elverişli olmadığının kabul etmekte ise Anayasa Mahkemesine itiraz başvurusunda bulunulması yönünde karar alınması gerekirken Sayın Çoğunluğun aksi yönündeki onama kararına iştirak edilememiştir.

§