Consülto
Consülto
Karar ArşiviYargıtay İçtihat Veritabanı
Yargıtay

7. Hukuk Dairesi

Dosya2025/2272 E. 2026/261 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2022/2705 E., 2025/664 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ : Çine 1. Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2018/199 E., 2021/297 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma talepli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma isteminin davanın mahiyeti itibariyle reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; .. ili, .. ilçesi, .. Mahallesi, 2 00... parsel, .. Mahallesi, 3 86... parsel, .. Mahallesi 1 01... parselde kayıtlı tarla vasıflı taşınmazların davalı adına kayıtlı olup, taşınmazlardan çıkan kaynak suyunun davalı tarafından ".. .." markası ile şişelenerek satıldığını ileri sürerek dava konusu 3 adet su kaynağına davalının el atmasının önlenmesi ve 10.000,00'er TL olmak üzere toplam 30.000,00 TL ecrimisilin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazların .. Tarım Hayvancılık Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. adına kayıtlı olduğunu, suyun genel su vasfında olmadığını, tapulu taşınmaz malikinin mülkiyetinde ve tasarrufu altında olduğunu, Devletin özel mülkiyetinde veya hüküm ve tasarrufu altında olmadığını, davanın kesin hüküm nedeniyle reddinin gerektiğini, davacının aktif dava ehliyetinin bulunmadığını, davacı tarafın istediği ecrimisil bedelinin hangi zamanı kapsadığını ve miktarının tam olarak belirtilmediğini, açılan davada hukuki yarar bulunmadığını belirterek, davanın öncelikle aktif dava ehliyeti yönünden ve hukuki yarar bulunmadığından reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararı ile dava konusu suyun özel su niteliğinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararını süresi içinde davacı vekili duruşma talepli olarak temyiz etmiş, Dairemizce duruşma isteminin davanın mahiyeti itibariyle reddine karar verilmiştir.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde;

1. Hükme esas alınan bilirkişi raporlarının dava konusu uyuşmazlığı çözecek bilimsel ve teknik bakımdan yeterli bir rapor olmadığını, denetime elverişli olmayan raporun hükme esas alınmasının hukuka aykırı olup yeni bir heyet tarafından dosya kapsamındaki iddia ve savunmaları karşılar nitelikte bir rapor aldırılması gerektiğini,

2. Kaynağın, kökeni yer altı suyu olan tabii ve sürekli olarak yeryüzüne çıkan özel mülkiyete girecek nitelikte özel su olduğunu, özel suyun ise; tapulu taşınmazdan çıkan sadece o taşınmazın ve malikinin kişisel ihtiyacını karşılamaya yeterli su olduğunu, arazinin malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra kalan fazla suyun genel su olduğunu, genel suların taşınmaz mülkiyetinin kapsamı içinde olmadığını,

3. Genel sulardan herkesin kadim ya da öncelikli kullanım haklarını engellememek koşuluyla, faydalı ihtiyacı oranında yararlanabileceğini,

4. Davalıya ait taşınmazdaki su kaynağının, davalının faydalı ihtiyacı dışında kalan kısmının genel su niteliğinde olduğunu, bilirkişi raporları ile sabit olduğu üzere davalı Şirkete ait su kaynaklarının bulunduğu arazide konut bulunmadığını ve herhangi bir zirai faaliyet yapılmadığını,

5. Davalının, taşınmazdaki kaynak suyunun tamamını kaptaja aldığını, şişeleme tesisine taşıdığını, şişeleyerek sattığı suyu ticari amaçlı olarak kullandığının açık olduğunu, davalının bu kullanımının faydalı ihtiyaç olmadığını, davalı Şirketin, müvekkili İdareyle sözleşme yapmadan ticari amaçlı olarak suyu kullanmasının mümkün olmadığını ileri sürmektedir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Dava, suya el atmanın önlenmesi ve tazminat istemine ilişkindir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 718. maddesi gereğince; arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer.

Bu madde hükmüne paralel olarak düzenlenen 4721 sayılı Kanun'un 756. maddesi gereğince de; "Kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup bunların mülkiyeti ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabilir. Başkasının arazisinde bulunan kaynaklar üzerindeki hak, bir irtifak hakkı olarak tapu kütüğüne tescil ile kurulur. Yer altı suları, kamu yararına ait sulardandır.

Arza malik olmak onun altındaki yer altı sularına da malik olmak sonucunu doğurmaz. Arazi maliklerinin yer altı sularından yararlanma biçimi ve ölçüsüne ilişkin özel kanun hükümleri saklıdır."

Gerek 4721 sayılı Kanun'un 718. maddesi gerekse 756/2 hükmünde sözü edilen kaynaklar, yer altı sularından farklıdır.

Kaynak, kökeni yer altı suyu olan tabii ve sürekli olarak yeryüzüne çıkan özel mülkiyete girecek nitelikte özel bir su olup, suni bir şekilde veya ara sıra yeryüzüne çıkan su kaynak niteliğini kazanmaz (Gürsoy/Eren/Cansel, Türk Eşya Hukuku, Ankara, 1978, s.618). Ayrıca, kaynaktan çıkan suyun yararı kamuya ait bir akarsu oluşturacak kadar bol çıkması hâlinde kaynak artık özel mülkiyete konu olamaz. Yine, yer altı suyundan sondaj gibi suni yollarla çıkartılan sulardan yararlanma usulü de 167 sayılı Yeraltı Suları Kanunu'na tâbidir.

Başka bir ifadeyle kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su kabul edilir ve komşular da yararlanabilir. Bunun yanında kaynak suyu tapulu olmayan araziden (örneğin mera, orman vb.) çıkıyorsa suyun debisine bakılmaksızın genel sudur. Bu sudan ise kadim ve öncelik hakkı ihlal edilmemek suretiyle herkes ihtiyacı oranında yararlanabilir.

Özel su ise tapulu taşınmazdan çıkan ve sadece o taşınmazın ve malikinin kişisel ihtiyacını karşılamaya yeterli olan sudur. Arazinin mülkiyetine tâbi olan kaynak suyu yani özel su üzerinde, hak sahibi dilediği gibi tasarruf etme yetkisine sahiptir. Bu suyu kendisi kullanabileceği gibi kaynağındaki suyu kullanması hususunda bir başkasına irtifak hakkı da tanıyabilir. Ayrıca mülkiyet hakkına dayanarak kaynağa el atma varsa el atmanın giderilmesi için davalar açmak yetkisi de bulunmaktadır.

4721 Sayılı Kanun'un 756/2 hükmü gereğince "Başkasının arazisinde bulunan kaynaklar üzerindeki hak bir irtifak hakkı olarak tapu kütüğüne tescil ile kurulur" hükmü doğrultusunda kaynak hakkı ancak tapuda düzenlenecek resmî senetle tapu malikinin rızası ile kurulabilir.

Yine benzer şekilde 4721 sayılı Kanun'un 837. maddesi de "Başkasının arazisinde bulunan kaynak üzerinde irtifak hakkı, bu arazinin malikini suyun alınmasına ve akıtılmasına katlanmakla yükümlü kılar. Bu hak, aksi kararlaştırılmadıkça başkasına devredilebilir ve mirasçıya geçer. Kaynak hakkı, bağımsız nitelikte ve en az 30 yıl için kurulmuş ise tapu kütüğüne taşınmaz olarak kaydedilebilir" şeklinde düzenlenmiştir.

Madde hükmünde belirtildiği üzere, kaynak irtifakı doğrudan kişiye bağlı olarak kurulabileceği gibi başkalarına devri de kararlaştırılabilir. Bağımsız ve daimi hak olarak tesis edildiğinde tapu kütüğüne ayrı bir sayfaya kaydı da mümkündür. Kaynak hakkının kazanılmasına ilişkin kanunda açık bir hüküm olmamakla birlikte eşyaya bağlı diğer irtifakların kazanılması hükümleri uyarınca 4721 sayılı Kanun'un 780. maddesinden kıyasen yararlanarak taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasına ilişkin hükümlerin uygulanacağı kabul edilmektedir (704/2 hükmü). Bu durumda kaynak hakkının, resmî şekilde düzenlenecek sözleşme ile tapu siciline tescil ile kazanılması mümkündür.

Gerçekten 4721 sayılı Kanun'un 756/2 hükmü ve 837. maddesinde belirtilen kaynak irtifakına konu olabilecek su özel su olup genel su niteliğindeki yer altı suyu bu düzenlemelerin dışındadır. Nitekim genel sular taşınmaz mülkiyetinin kapsamı içinde kabul edilemez.

5/1465 sayılı Yeraltı Suları Tüzüğü'nün 15. maddesi gereğince yer altı suyunu kullanacak arazi veya kuyu sahibinin veya işletmecilerinin faydalı su ihtiyacı; sırasıyle içme, temizlik, belediye hizmetleri, hayvan sulaması, zirai sulama ve maden ve sanayi suyu, sportif ve benzeri tesislerin faydalı kullanış miktarı göz önünde bulundurularak tahsis edilecek maksada göre ilgili Bakanlıkların mütalaası alınmak suretiyle .. Bakanlığı tarafından tespit edilir. Faydalı ihtiyaç için ayrılacak su miktarı hiç bir zaman yeraltı suyu deposunun emniyetli veriminden daha yüksek olamaz.

Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince;

Dosya içeriğinden; davalı Şirketin kayden maliki olduğu 1 01... parsel sayılı, 2 00... parsel sayılı ve 3 86... parsel sayılı taşınmazlarda bulunan kaynak sularının davalı tarafın da kabulünde olduğu üzere davalının tesislerinde şişelenmek suretiyle satılarak ticari amaçla kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Yukarıda açıklandığı üzere, kaynaklardan çıkan suyun debisinin davalının ihtiyacından fazla olması hâlinde bu su artık özel mülkiyete konu olamaz.

Diğer taraftan; 2560 sayılı .. Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunu'na, 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu'na ve dosya içerisinde yer alan yargısal kararlara göre dava konusu suyu kiralama hakkı davacıya aittir.

Bu durumda, davalı tarafından ticari amaçla kullanılan davaya konu suların genel su niteliğinde olduğunun ve davacının el atmanın önlenmesi isteğinde bulunmasında kanuna aykırı bir yön bulunmadığının kabulü gerekir.

Öte yandan; davacının, kiralama hakkı kendisine ait suyla ilgili olarak; hak sahibi zilyedin, kötü niyetli zilyedden isteyebileceği tazminat olan ecrimisil isteminde bulunması da mümkündür. Ancak, bu istem bakımından zilyedin iyi veya kötüniyetli oluşu, her somut olayın özelliği dikkate alınarak takdir edilmelidir.

İlk Derece Mahkemesince; değinilen hususlar göz önüne alınarak dava konusu suyun genel su niteliğinde olması nedeniyle davacının el atmanın önlenmesi talebinin kabulüne karar verilmesi ve ecrimisil isteminin değerlendirilmesi gerekirken, yanılgılı nitelendirmeyle davalının su ihtiyacının taşınmazların fiili kullanım durumları esas alınmadan belirlenen bilirkişi raporlarına dayalı şekilde ve yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.

VI.KARAR

Açıklanan sebeplerle;

1. Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

15.01.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

§