"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2380 E., 2025/366 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Nazilli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/585 E., 2022/173 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma talepli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma isteminin davanın mahiyeti itibariyle reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; .. ilçesi, .. Mahallesi, 572 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki kaynak hakkının davalı adına 25.07.2000 tarihinde tescil edildiğini, dava konusu taşınmazın mülkiyetinin ise davalıya ait iken yine davalı tarafından kurulan .. .. Jeotermal Turizm Gıda Tarım Hayvancılık İnşaat Sanayi Pazarlama ve Ticaret Limited Şirketi adına 02.01.2014 tarihinde "ticaret şirketlerine ayni sermaye konulması" sebebi ile tescil edildiğini, dava konusu kaynak suyun dava dışı .. Grup Su Meşrubat Gıda Nak. San. İnş. Taah. Tic. İth. ve İhr. Ltd. Şti.'ye ait su fabrikasında ".. .." markası ile şişelenerek satıldığını, davalıya ait şirket adına tescilli taşınmazda bulunan davalının irtifak hakkına sahip olduğu suyun kaynak suyu olduğu ve bu kaynak sularının da kökeninin yeraltı suyu olduğunu, suların yeryüzüne doğal yollarla çıkmasıyla birlikte özel mülkiyete konu edilmesi, yer altı sularının bilinçsizce kullanılmasına ve su sıkıntılarının baş göstermesine sebep olacağını, bu nedenlerle Yargıtay yerleşik içtihatlarında ve doktrinde; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 718. maddesi ve 756/2 hükmündeki kaynaklara ilişkin düzenlemeyle ilgili istisnalar bulunduğunu, birinci istisnanın kaynaktan çıkan suyun yararı kamuya ait bir akarsu oluşturacak kadar bol çıkması hâlinde kaynağın artık özel mülkiyete konu olamayacağını, ikinci istisnanın ise kaynağın bulunduğu arazinin malikinin veya irtifak hakkı sahibinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra kalan fazla suyun genel su olduğunu, davalının hukuka aykırı olarak genel su niteliğindeki suyu ticari amaçlı sattığını, davalının faydalı ihtiyacından fazla olan suyu ticari amaçlı olarak satmasının genel su niteliğindeki suya müdahale olup, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki genel suya müdahale; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 168. maddesi ve 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanunu'nun 4. maddesine aykırılık teşkil ettiğini, .. ili mülki sınırları içerisinde müvekkili İdare ile kaynak sularının kullanım ve işletme hakkı satış veya kiralama sözleşmesi yapılmaksızın ticari gaye ile işletilmesi mümkün olmayıp, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun 7/r hükmü uyarınca kaynak sularını pazarlama yetkisinin büyükşehir belediyelerine ait olduğunu, Orman ve Su İşleri Bakanlığının 12.07.2016 tarihli 2016/4 genelgesinde; su kaynaklarının geliştirilmesi, iyileştirilmesi, korunması, etkin ve verimli kullanılmasının sağlanması, su kullanım taleplerinin, su kullanım önceliklerine göre planlara uygun olarak havza bazında değerlendirilmesi gerektiğinin vurgulandığını, tüm su kullanımları için Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünden izin alınması gerektiği ve doğal kaynak sularının kiralama işlemlerinin büyükşehir belediyesine bağlı su idareleri tarafından yapılacağının belirtildiğini, 2560 sayılı .. Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun'un ilgili maddeleri ve .. Büyükşehir Belediyesi ASKİ Genel Müdürlüğü Su Havzaları Koruma Yönetmeliği'nin 2. maddesi uyarınca ASKİ'nin içme, kullanma ve endüstri suyu ihtiyacını karşıladığı bütün yerleşim yerleri ve bölgelerin faydalandığı bütün yüzey ve yer altı su kaynaklarının korunması, ayrıca bölge içindeki su kaynaklarının, deniz, göl, akarsu kıyılarının ve yer altı sularının kullanılmış sularla ve endüstri atıkları ile kirlenmesini, bu kaynaklardan suların kaybına veya azalmasına yol açacak tesis kurulmasını ve bu tür faaliyetlerde bulunulmasını önlemek için; hizmet sınırları dâhilinde veya haricinde bulunan bütün alanlarda ..'nin yetkili olduğunu, davalının müvekkili İdare ile sözleşme yapmadan ticari amaçlı olarak suyu kullanamayacağı konusunda yazılı ve sözlü olarak uyarılmış olmasına rağmen, hukuka aykırı olarak su kaynağına müdahaleye devam ettiğini ileri sürerek, davalının su kaynaklarından çıkan suyun genel su sayılan kısmına davalının faydalı ihtiyacı için kullanmadığından kaynak debisinin tamamına mevcut müdahalesine son vermesi ile davalının üzerinde hüküm ve tasarruf yetkisi bulunmayan suya müdahalesinden dolayı müvekkili idarenin uğradığı zararların giderilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafın aktif husumet yetkisinin mevcut olmadığını, davaya konu edilen kaynak sularının genel su mu yoksa özel su mu olduğunun ayrımını doğru yapmak gerektiğini, davacının dosyaya sunduğu tek taraflı tespit tutanağı, genelgeler ve görüş yazıları ile, dava konusu kaynak suyu gibi tüm suların mülkiyetinin, kullanma ve işletme hakkının kendilerine ait olduğunu iddia ettiğini, bunun kabulünün mümkün olmadığını, iddia ettikleri gibi özel suların faydalı ihtiyaçtan fazlasının genel su olarak kabul edilmesinin de hukuki dayanağının mevcut olmadığını, genel suların yer altı suları olup, 4721 sayılı Kanun'un 756/2 ve 837/2 hükümleri kapsamına girmediğini belirterek, davanın öncelikle husumet yönünden ve hukuki yarar bulunmadığından reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararı ile dava konusu suyun özel su niteliğinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararını süresi içinde davacı vekili duruşma talepli olarak temyiz etmiş, Dairemizce duruşma isteminin davanın mahiyeti itibariyle reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde;
1. Hükme esas alınan bilirkişi raporlarının dosya kapsamındaki iddialarını karşılar nitelikte olmadığı gibi dava konusu uyuşmazlığı çözecek bilimsel ve teknik bakımdan yeterli raporlar olmadıklarını, denetime elverişli olmayan raporların hükme esas alınmasının hukuka aykırı olup, yeni bir heyet tarafından dosya kapsamındaki iddia ve savunmaları karşılar nitelikte bir rapor aldırılması gerektiğini,
2. Hükme esas alınan Ziraat Mühendisi bilirkişisi tarafından hazırlanan 10.02.2022 tarihli ek bilirkişi raporunda kaynak suyunun özel su statüsünde olduğu değerlendirilmesinin doğru olmadığını, 27.12.2013 tarihli üretim izni belgesinde fabrikaya gelen debinin 2,16 lt/sn olduğunun açık olduğundan davalının müdahale ettiği su miktarının bu debi üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini, suyun sulama amaçlı kullanılmadığı, ticari amaçlı şişelenerek satıldığı, suların kaptajda toplanarak fabrikaya aktarıldığı, fabrikanın ne şekilde çalıştığına ilişkin değerlendirme yapılmadığını, davalının faydalı kullanış için suya ihtiyacı bulunmadığını, bilirkişi raporunun dava konusu çekişmelerin dışında, meri mevzuat ile değerlendirilme yapılmadan, subjektif bir bakış açısı ile hazırlanmış rapor olup, taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını,
3. Davalının faydalı kullanımı olmadığı tüm suyun kaptaja alınarak toplandığı ve fabrikaya borularla nakledildiğini, mahkeme kararı ile davalının taşınmazlarında bulunan kaynaklardaki suyun özel su olarak kabul edilmesi ve dilediği şekilde tasarrufta bulunabileceği kanaatinin hakkaniyete, kamu menfaatine ve hukuka aykırı olduğunu
4. Genel suların taşınmaz mülkiyetinin kapsamı içinde olmadığını, genel su sayılan bu kısım ile ilgili 167 sayılı Kanun'un ilgili maddelerin uygulanacağını, genel sulardan herkes, kadim ya da öncelikli kullanım haklarını engellememek koşuluyla, faydalı ihtiyacı oranında yararlanabileceğini,
5. Davalının hukuka aykırı olarak genel su niteliğindeki suyu ticari amaçlı sattığını, davalının faydalı ihtiyacından fazla olan suyu ticari amaçlı olarak satması genel su niteliğindeki suya müdahale olup, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki genel suya müdahalenin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 168. maddesi ve 167 sayılı Kanun'un 4. maddesine aykırılık teşkil ettiğini, 5216 sayılı Kanun'un 7/r hükmü uyarınca kaynak sularını pazarlama yetkisinin Büyükşehir Belediyesinde olduğunu, kaynak suları ile ilgili yetki ve sorumluluğu .. Genel Müdürlüğünde bulunduğunu,
6. Suyun, genel su sayılan kısmına davalının faydalı ihtiyacı olmadığından kaynak debisinin tamamına ilişkin müdahalesine son vermesi ile kötüniyetli tecavüzünden dolayı davacının uğradığı zararı gidermesi ve ecrimisil taleplerinin kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, suya el atmanın önlenmesi ve tazminat istemine ilişkindir.
4721 sayılı Kanun'un 718. maddesi gereğince; arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer.
Bu madde hükmüne paralel olarak düzenlenen 4721 sayılı Kanun'un 756. maddesi gereğince de; "Kaynaklar, arazinin bütünleyici parçası olup bunların mülkiyeti ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabilir. Başkasının arazisinde bulunan kaynaklar üzerindeki hak, bir irtifak hakkı olarak tapu kütüğüne tescil ile kurulur. Yer altı suları, kamu yararına ait sulardandır.
Arza malik olmak onun altındaki yer altı sularına da malik olmak sonucunu doğurmaz. Arazi maliklerinin yer altı sularından yararlanma biçimi ve ölçüsüne ilişkin özel kanun hükümleri saklıdır."
Gerek 4721 sayılı Kanun'un 718. maddesi gerekse 756/2 hükmünde sözü edilen kaynaklar, yeraltı sularından farklıdır.
Kaynak, kökeni yeraltı suyu olan tabii ve sürekli olarak yeryüzüne çıkan özel mülkiyete girecek nitelikte özel bir su olup, suni bir şekilde veya ara sıra yeryüzüne çıkan su kaynak niteliğini kazanmaz (Gürsoy/Eren/Cansel, Türk Eşya Hukuku, Ankara, 1978, s.618). Ayrıca, kaynaktan çıkan suyun yararı Kamuya ait bir akarsu oluşturacak kadar bol çıkması hâlinde kaynak artık özel mülkiyete konu olamaz. Yine, yeraltı suyundan sondaj gibi suni yollarla çıkartılan sulardan yararlanma usulü de 167 sayılı Kanun'a tâbidir.
Başka bir ifadeyle kaynak suyu kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su kabul edilir ve komşular da yararlanabilir. Bunun yanında kaynak suyu tapulu olmayan araziden (örneğin mera, orman vb) çıkıyorsa suyun debisine bakılmaksızın genel sudur. Bu sudan ise kadim ve öncelik hakkı ihlal edilmemek suretiyle herkes ihtiyacı oranında yararlanabilir.
Özel su ise tapulu taşınmazdan çıkan ve sadece o taşınmazın ve malikinin kişisel ihtiyacını karşılamaya yeterli olan sudur. Arazinin mülkiyetine tâbi olan kaynak suyu yani özel su üzerinde, hak sahibi dilediği gibi tasarruf etme yetkisine sahiptir. Bu suyu kendisi kullanabileceği gibi kaynağındaki suyu kullanması hususunda bir başkasına irtifak hakkı da tanıyabilir. Ayrıca mülkiyet hakkına dayanarak kaynağa el atma varsa el atmanın giderilmesi için davalar açmak yetkisi de bulunmaktadır.
4721 sayılı Kanun'un 756/2 hükmü gereğince "Başkasının arazisinde bulunan kaynaklar üzerindeki hak bir irtifak hakkı olarak tapu kütüğüne tescil ile kurulur" hükmü doğrultusunda kaynak hakkı ancak tapuda düzenlenecek resmî senetle tapu malikinin rızası ile kurulabilir.
Yine benzer şekilde 4721 sayılı Kanun'un 837. maddesi de "Başkasının arazisinde bulunan kaynak üzerinde irtifak hakkı, bu arazinin malikini suyun alınmasına ve akıtılmasına katlanmakla yükümlü kılar. Bu hak, aksi kararlaştırılmadıkça başkasına devredilebilir ve mirasçıya geçer. Kaynak hakkı, bağımsız nitelikte ve en az 30 yıl için kurulmuş ise tapu kütüğüne taşınmaz olarak kaydedilebilir" şeklinde düzenlenmiştir.
Madde hükmünde belirtildiği üzere, kaynak irtifakı doğrudan kişiye bağlı olarak kurulabileceği gibi başkalarına devri de kararlaştırılabilir. Bağımsız ve daimi hak olarak tesis edildiğinde tapu kütüğüne ayrı bir sayfaya kaydı da mümkündür. Kaynak hakkının kazanılmasına ilişkin kanunda açık bir hüküm olmamakla birlikte eşyaya bağlı diğer irtifakların kazanılması hükümleri uyarınca 4721 sayılı Kanun'un 780. maddesinden kıyasen yararlanarak taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasına ilişkin hükümlerin uygulanacağı kabul edilmektedir (704/2 hükmü). Bu durumda kaynak hakkının, resmî şekilde düzenlenecek sözleşme ile tapu siciline tescil ile kazanılması mümkündür.
Gerçekten 4721 sayılı Kanun'un 756/2 hükmü ve 837. maddesinde belirtilen kaynak irtifakına konu olabilecek su özel su olup genel su niteliğindeki yer altı suyu bu düzenlemelerin dışındadır. Nitekim genel sular taşınmaz mülkiyetinin kapsamı içinde kabul edilemez.
5/1465 sayılı Yeraltı Suları Tüzüğü'nün 15. maddesi gereğince yer altı suyunu kullanacak arazi veya kuyu sahibinin veya işletmecilerinin faydalı su ihtiyacı; sırasıyle içme, temizlik, belediye hizmetleri, hayvan sulaması, zirai sulama ve maden ve sanayi suyu, sportif ve benzeri tesislerin faydalı kullanış miktarı göz önünde bulundurularak tahsis edilecek maksada göre ilgili Bakanlıkların mütalaası alınmak suretiyle .. Genel Müdürlüğü tarafından tespit edilir. Faydalı ihtiyaç için ayrılacak su miktarı hiç bir zaman yeraltı suyu deposunun emniyetli veriminden daha yüksek olamaz.
Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince;
Dosya içeriğinden; davalı Belediyeye ait şirketin kayden maliki olduğu 572 parsel sayılı taşınmazda bulunan kaynak suyunun, davalı tarafın da kabulünde olduğu üzere davalının tesislerinde şişelenmek suretiyle satılarak ticari amaçla kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda açıklandığı üzere, kaynaklardan çıkan suyun debisinin davalının ihtiyacından fazla olması hâlinde bu su artık özel mülkiyete konu olamaz.
Diğer taraftan; 2560 sayılı .. Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunu'na, 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu'na ve dosya içerisinde yer alan yargısal kararlara göre dava konusu suyu kiralama hakkı davacıya aittir.
Bu durumda, davalı tarafından ticari amaçla kullanılan davaya konu suyun genel su niteliğinde olduğunun ve davacının el atmanın önlenmesi isteğinde bulunmasında yasaya aykırı bir yön bulunmadığının kabulü gerekir.
Öte yandan; davacının, kiralama hakkı kendisine ait suyla ilgili olarak; hak sahibi zilyedin, kötü niyetli zilyetten isteyebileceği tazminat olan ecrimisil isteminde bulunması da mümkündür. Ancak, bu istem bakımından zilyedin iyi veya kötüniyetli oluşu, her somut olayın özelliği dikkate alınarak takdir edilmelidir.
İlk Derece Mahkemesince; değinilen hususlar göz önüne alınarak dava konusu suyun genel su niteliğinde olması nedeniyle davacının el atmanın önlenmesi talebinin kabulüne karar verilmesi ve ecrimisil isteminin değerlendirilmesi gerekirken, yanılgılı nitelendirmeyle davalının su ihtiyacının taşınmazın fiili kullanım durumu esas alınmadan belirlenen bilirkişi raporlarına dayalı şekilde ve yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.
VI.KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
15.01.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.