Consülto
Consülto
Karar ArşiviYargıtay İçtihat Veritabanı
Yargıtay

7. Ceza Dairesi

Dosya2025/6675 E. 2026/562 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi

SAYISI : 2023/1882 E., 2023/2385 K.

SUÇ : 1219 sayılı Kanun'a muhalefet

HÜKÜM : Düzeltilerek istinaf isteminin esastan reddi

İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Hükmün bozulması

İTİRAZA KONU KARAR : Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 13.10.2025 tarihli ve

2023/19572 E., 2025/12316 K. sayılı kararı

İTİRAZ EDEN :Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 13.10.2025 tarihli kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 308/1. maddesi uyarınca yapılan itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308/2. maddesi gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:

I. İTİRAZ

A. İtiraz Sebepleri

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz başvurusu, sanığın eyleminin 1219 sayılı Kanun'un 25. maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğundan hükmün bozulması gerektiği, kabule göre de kabahat tarihine göre 5326 sayılı Kanun'un 20/2-c maddesinde öngörülen soruşturma zamanaşımı dolduğundan idari para cezası uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Asıl itiraz nedeni yönünden, 1219 sayılı Kanun'un 25. maddesindeki düzenlemenin "Diploması olmadığı hâlde, menfaat temin etmek amacına yönelik olmasa bile, hasta tedavi eden veya tabip unvanını takınan şahıs iki yıldan beş yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır." şeklinde olduğu, dosya kapsamına göre sanığın, denklik işlemi tamamlanmamakla birlikte .. ülkesinden almış olduğu diplomasının bulunduğu, denklik işleminin ise ayrıca bir idari işlem olduğu, dolayısıyla suçun kanuni tanımında yer alan "Diploması olmadığı halde..." şeklindeki unsurun oluşmadığı, Yargıtay 19. Ceza Dairesinin ve Dairemizin önceki kararlarının da bu yönde olduğu,

Kabule göre itiraz nedeni yönünden ise; 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesindeki düzenleme "Yargıtay, temyiz edilen hükmü, temyiz başvurusunda gösterilen, hükmü etkileyecek nitelikteki hukuka aykırılıklar nedeniyle bozar. Bozma sebepleri ilâmda ayrı ayrı gösterilir.", aynı maddenin üçüncü fıkrasındaki düzenlemenin ise "Hüküm, temyiz dilekçesinde gösterilen sebeplerle bozulduğunda, dilekçede açıklanmış olmasa bile saptanan bütün diğer hukuka aykırılık hâlleri de ilâmda gösterilir." şeklinde olduğu, dosya kapsamına göre Bölge Adliye Mahkemesi tarafından eylemin 1219 sayılı Kanun'un 25. maddesindeki suçu değil 3153 sayılı Kanun'un 11. maddesinde düzenlenen kabahati oluşturduğu kabul edilerek, sanık hakkında İlk Derece Mahkemesi tarafından kurulan mahkûmiyet hükmü kaldırılarak sanık hakkında beraat ve idari para cezası uygulandığı, Bölge Adliye Mahkemesince kurulan beraat hükmü katılan tarafından, sanığın atılı suçtan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği ve lehlerine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği, sanık müdafi tarafından da yalnızca vekâlet ücreti yönünden temyiz edildiği, Dairemizin itiraza konu kararı ile sanık müdafiin vekâlet ücretine hasredilen temyiz istemi doğrultusunda hükmün, hakkında beraat kararı verilen sanık lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği yönünden düzeltilerek onanmasına karar verildiği, temyiz istemine konu Bölge Adliye Mahkemesi ile sanık hakkında uygulanan idari para cezasına yapılmış bir itiraz bulunmadığı gibi sanık müdafiin temyiz isteminin beraat nedeniyle vekalet ücretine hasredildiği, dolayısıyla 5271 sayılı Kanun'un 289. ve 302/2. maddelerinin uygulanma ve sanık hakkında uygulanan idari yaptırım kararının kaldırılmasına hukuken imkan bulunmadığı,

Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazlarının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.

II. KARAR

Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ oy çokluğuyla REDDİNE,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 308/3. maddesi uyarınca Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 13.10.2025 tarihli ve 2023/19572 E., 2025/12316 K. sayılı düzeltilerek onama kararı ile ilgili itirazı incelemek üzere, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,19.01.2026 tarihinde karar verildi.

KARŞI DÜŞÜNCE

1219 sayılı Yasaya aykırılık suçundan sanık ... hakkında kurulan beraate ilişkin hükmün, katılan idare vekili ile sanık müdafiin temyizi üzerine Dairemizin 13.10.2025 tarih ve 2025/12316 K sayılı ilamıyla temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26/12/2025 tarihli itirazı üzerine dosya Dairemize gönderilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı yerinde görülmediğinden dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine ilişkin sayın çoğunluğun kararı yerinde değildir. Şöyle ki;

Çoğunlukla aramızdaki uyuşmazlık, yabancı ülkeden alınmış ve fakat ülkemizde denklik verilmemiş diplomaya itibar edilip edilmeyeceğine ve suç vasfına ilişkindir.

1) 1219 sayılı Kanun’un 25... /son maddelerinde düzenlenen suçların maddi unsuru diploması veya meslek belgesi olmadığı halde bu maddeler kapsamındaki mesleklerin yetkisinde olan işleri yapmak ya da bu ünvanları takınmak olarak düzenlenmiştir. Somut olayda, sanığın yabancı ülkeden alınma fiziksel tıp ve rehabilitasyon diplomasına sahip olduğu, denklik başvurusunda bulunduğu ancak henüz denklik almadığı anlaşılmış, sayın çoğunluk tarafından sanığın eyleminin 1219 sayılı Kanun’un 13/son maddesindeki suça uyduğu, ancak yabancı ülkeden alınma diplomasının bulunması nedeniyle 1219 sayılı Kanun’un 13/son maddesinde düzenlenen suçun maddi unsuru olan “diploması ... olmadığı halde...” koşulu gerçekleşmediğinden suçun unsurlarının oluşmadığı kanısına ulaşılmıştır.

2547 sayılı Kanun’un 7/1-p maddesinde yurtdışındaki yükseköğrenim kurumlarından alınan diplomaların denkliğini tespit etmek görevi Yükseköğretim Kuruluna (YÖK) verilmiş ve bu amaçla da Yurtdışı Yükseköğretim Diplomaları Tanıma Ve Denklik Yönetmeliği son olarak 06.12.2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürülüğe girmiştir. Anılan yönetmeliğin 3/1-d maddesinde denklik “Yükseköğretim Kurulunca tanınan yurtdışı yükseköğretim kurumlarından ve programlarından alınan ön lisans, lisans ve yüksek lisans diplomalarının, ilgili eğitim düzeyindeki kazanımlar bakımından Türkiye’deki yükseköğretim kurumlarınca verilen ön lisans, lisans ve yüksek lisans diplomalarına eşdeğerliğinin tespit edilmesini,” şeklinde tanımlanmıştır. Görüldüğü üzere, yurtdışındaki yükseköğretim kurumlarından alınan diplomalarının ülkemizde geçerli kabul edilebilmeleri için ülkemizdeki eşdeğer eğitim kurumlarından alınan diplomalarla denkliğinin onaylanması gerektiği kuşkusuzdur. Yine aynı yönetmeliğin 9/1. maddesinde “Meslek icrası kanunla düzenlenmiş alanlarda alınmış diplomalar/mezuniyet belgeleri için yapılan denklik başvurularının değerlendirilmesinde, söz konusu mesleğe ilişkin mevzuat hükümleri ve Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen esaslar saklıdır.” denilmektedir. Nitekim tabipler yönünden yabancı memleketlerden alınan diplomaların hangi şartlarda kabul edileceği 1219 sayılı Kanun’un 4. maddesinde “Yabancı memleketlerin tıp fakültelerinden izinli hekimlerin Türkiye'de hekimlik edebilmeleri için Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığından ve Üniversite Tıb Fakültesi Profesörler Meclisinden seçilmiş bir jüri heyeti tarafından hüviyetlerine bakıldıktan sonra diplomalarının Türkiye Tıp Fakültesi ders programının ve öğrenim süresinin aynı veya benzeri bir fakülteden bütün sınaç devreleri geçirilerek alınıp alınmamış olduğu araştırılır. Bu şartlarda alınmış olduğu anlaşılan diplomalar kabul edilip Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca onaylanarak kütüğe geçirilir ve iyelerinin sanat yapmalarına izin verilir. Bu şartlara uygun olarak alınmamış diplomaların iyeleri Tıp Fakültesi Profesörleri Meclisince seçilmiş bir jüri heyeti karşısında Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığından gönderilecek bir işyar da bulunduğu halde teori ve pratikten bir sınaç geçirilir. Bu sınacın şekli Sağlık ve Sosyal Yardım ve Kültür Bakanlıkları tarafından beraberce kararlaştırılır. Ancak Türkiye Tıb Fakültesi öğretim süresine ve ders programlarına göre okumamış olanlar eksiklerini tamamlamak üzere Tıb Fakültesinde okuduktan ve staj gördükten sonra sınaca girerler. Sınacları başaranların sanat yapmalarına usulüne göre izin verilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Görüleceği üzere, tabipler yönünden, yabancı diplomalar ancak maddede öngörülen şartların gerçekleşmesi ve Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanması suretiyle hukuken geçerli diploma olarak kabul edilecek ve diploma sahibinin ülkemizde mesleğini icra edebilecektir. Tabiplik dışındaki, bilhassa 1219 sayılı Kanun’un 13. maddesinde sayılan diğer sağlık personeli yönünden ise yurt dışından alınan diplomalarının 2547 sayılı Kanun ve yukarıda değinilen yönetmelik hükümlerine göre denklik verilmesi halinde mesleklerini icra edebilecekleri açıktır.

Hal böyle iken sanığın henüz ülkemizde denklik verilmemiş olan yurtdışından aldığı diplomanın geçerli kabul edilmesi ve bu diplomanın sağladığı hakları kullanabileceğinin kabulü, yukarıda açıklanan düzenlemeleri ve bütünüyle denklik müessesesini anlamsız ve gereksiz hale getirecektir. Bu nedenle sanığın henüz ülkemizde denklik verilmemiş olan yabancı ülkeden alınmış diplomasının, 1219 sayılı Kanun’da düzenlenen suçlar bakımından geçerli bir diploma olarak kabul edilemeyeceği, dolayısıyla Kanun’un 25... /son maddelerinde düzenlenen suçların maddi unsurunda yer alan “diploması olmadığı halde...” koşulunun gerçekleştiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.

2- Öte yandan, somut olayda sanığın Gürcistan ülkesinden almış olduğu fiziksel tıp ve rehabilitasyon diploması bulunduğu ve kendi ikrarına göre de fizik tedavi ve rehabilitasyon faaliyetinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Fizyoterapistlik 1219 sayılı Kanun’un 13/1-b maddesinde “Fizyoterapist; fizyoterapi alanında lisans eğitimi veren fakülte veya yüksekokullardan mezun sağlık meslek mensubudur.” şeklinde tanımlanmış ve yapabileceği iş ve işlemler de “Fizyoterapist, hastalık durumları dışında, kişilerin fiziksel aktivitelerini düzenlemek ve hareket kabiliyetlerini arttırmak için mesleğiyle ilgili ölçüm ve testleri yaparak kanıta dayalı koruyucu ve geliştirici protokolleri belirler, planlar ve uygular. Hastalık durumlarında ise fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanı tabibin veya uzmanlık eğitimleri sırasında fiziksel tıp ve rehabilitasyon rotasyonu yapmış veya uzmanlık sonrasında ilgili dalın rotasyon süresi kadar fiziksel tıp ve rehabilitasyon eğitimi almış uzman tabiplerin kendi uzmanlık alanları ile ilgili teşhisine ve tedavi için yönlendirmesine bağlı olarak hastaların hareket ve fiziksel fonksiyon bozukluklarının ortadan kaldırılması veya iyileştirilmesi amacıyla gerekli uygulamaları yapar. Hastaların tedavisi yönünden rehabilitasyon ekibinin diğer üyeleri ile işbirliği içinde çalışır ve tedavinin gidişi hakkında ilgili uzman tabibe bilgi verir.” şeklinde belirlenmiştir. Görüldüğü üzere fizyoterapistlerin hastalık durumlarında ancak tabipler tarafından öngörülen tedaviyi uygulayabilecekleri düzenlenmiş olup kendiliklerinden bir teşhis ve tedavi uygulamalarına izin verilmemiştir. Buna karşılık dosya kapsamından, katılanların ağrıları için sanığa başvurdukları ve sanığın da tabip olmadığı ve herhangi bir tabip tarafından bir tedavi öngörülmediği halde katılanlara kendiliğinden tedavi uyguladığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla sanığın eyleminin 1219 sayılı Kanun’un 25. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı kanaatinde olduğumuzdan,Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabul edilmesi yerine, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gönderilmesi yönündeki sayın çoğunluğun kararına katılmıyoruz. 19.01.2026

§