Consülto
Consülto
Karar ArşiviYargıtay İçtihat Veritabanı
Yargıtay

7. Ceza Dairesi

Dosya2023/15946 E. 2026/3631 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SAYISI : 2021/922 E., 2021/2011 K.

SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet

HÜKÜM : Mahkûmiyet, müsadere, nakil aracının iadesi

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Kısmî onama, kısmî bozma

Sanık hakkında kanun iadesi üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:

I- Katılan ... İdaresi Vekilinin Nakil Aracının İadesine Yönelik Temyiz İsteminin İncelenmesinde

Katılan ... İdaresi vekilinin temyiz isteminin suçta kullanılan nakil vasıtasının müsadere edilmesi gerektiğiyle sınırlı olduğu gözetilerek;

Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, katılan ... İdaresi vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden, katılan vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle nakil aracının iadesine ilişkin hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,

II- Sanığın Mahkûmiyet Hükmüne Yönelik Temyiz İsteminin İncelenmesinde

Olayın oluş biçimi, sanığın aşamalardaki savunması, ele geçirilen kaçak eşyanın miktar ve mahiyeti ile eşyanın yakalanma şekli göz önüne alındığında, atılı suçun sanık tarafından işlendiğine dair sübuta yönelik Mahkeme kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Ancak;

1. Suç tarihinde yürürlükte olan 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun (5607 sayılı Kanun) 5/2. maddesinin "Yedinci fıkrası hariç, 3. maddede tanımlanan suçlardan birini işlemiş olan kişi, etkin pişmanlık göstererek, soruşturma evresi sona erinceye kadar suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hâzinesine ödediği takdirde, hakkında, bu kanunda tanımlanan kaçakçılık suçlarından dolayı verilecek ceza yarı oranında indirilir. Bu fıkra hükmü, mükerrirler hakkında veya suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde uygulanmaz" hükmünü içerdiği, 7242 sayılı Kanun'un 62. maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesinde yapılan değişiklik gereği kovuşturma aşamasında da etkin pişmanlık uygulamasının olanaklı hale geldiği ve 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesinin son cümlesi kapsamında "Soruşturma evresinde, ihtar yapılmaması hâlinde kovuşturma evresinde hâkim tarafından sanığa ihtar yapılır" düzenlemesinin getirildiği cihetle, sanığa, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı hüküm verilinceye kadar Devlet Hazinesine ödediği takdirde hakkında 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesinin uygulanabileceği ihtarı yapılarak sonucuna göre hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, usulüne uygun şekilde etkin pişmanlık ihtarı yapılmayan sanık hakkında yazılı şekilde hüküm kurulması,

2. Kanun iadesi öncesinde verilen kararın, sanık ile katılan vekili tarafından nakil aracı hakkında müsadere kararı verilmesi gerektiği ile sınırlı olarak temyiz edilmiş olması karşısında, neticeten hükmolunan 3 yıl 9 ay hapis ve 5.000,00 TL adlî para cezasının, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 326/son maddesi gereğince 3 yıl 4 ay hapis ve 4.000,00 TL adlî para cezası üzerinden infazına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde sanığın 3 yıl 4 ay hapis ve 4.000,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş olması, hukuka aykırı bulunmuştur.

Açıklanan nedenlerle, sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA, 30.03.2026 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY

Sayın daire çoğunluğuyla uyuşmazlığımız, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının lehe kanun değerlendirmesi için dosyayı mahalline iade etmesi üzerine ilk derece mahkemesince kurulan yeni hükmün, hangi kanun yoluna tabi olacağına ilişkindir.

7242 sayılı Kanun'un 63. maddesi ile 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na eklenen geçici 12. maddeye göre "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte bu Kanun'un kapsamına giren suçlardan dolayı kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalardan, 3 üncü ve 5 inci maddede bu maddeyi ihdas eden Kanunla yapılan düzenlemeler nedeniyle lehe değerlendirme yapılması gereken dosyalar hakkında bozma kararı verilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir." hükmü bulunmaktadır.

Anılan düzenleme ile ilk derece mahkemelerince verilip temyiz edilen hükümlerde, lehe hükümlerin uygulanması yönünde mahkemesince değerlendirme yapılmasının gerektiği açıkça anlaşılması halinde, dosyanın doğrudan ilgili mahkemesine iade edilebilme yetkisi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tanınmış olup, bu hüküm uyarınca gönderilen dosyalarda, iade kararının mahkemesince benimsenmesi halinde yeniden duruşma açılarak hüküm verme ödevi doğmuştur.

Kuşkusuz, başlamış olan temyiz sürecini sonlandıran ve yeni bir süreç başlatan bu işlem, yeni bir hüküm verilmesi zorunluluğu nedeniyle bozma etkisi doğurması bakımından, usul yasamızdaki sisteme aykırı ise de, yerel mahkemelere önceki hükmü ıslah veya değiştirme yetkisi veren söz konusu istisnai düzenleme, pozitif bir hukuk normu olarak yasalardaki yerini almıştır. Kuralın yerindeliği ve sisteme uyumluluğu tartışılabilirse de, yargı mercilerinin yasalara uygun olarak karar vermek hak ve ödevine sahip oldukları hususu tartışılmaz bir gerçektir. Bu sebeple, Mahkemece iade kararı benimsenerek duruşma açılması halinde, artık önceki hüküm varlığını yitirmiş olacak ve yeniden hüküm verme zorunluluğu doğacaktır. Verilen yeni hükmün önceki ile aynı olması veya değişik olması da, “yeni hüküm” olduğu gerçeğini ortadan kaldırmayacaktır. Artık; duruşma açılmakla, mahkeme için öncekinden bağımsız ve yeni bir hüküm verme olanağı doğmuş olacaktır.

Kendine özgü ve geçiş dönemine ilişkin bir düzenleme olan bu hükmün, bir takım adaletsizliklere neden olacağı veya başlamış olan temyiz sürecini sona erdirmesi nedeniyle mevcut yasalarla çatıştığı ve genel ilkelere aykırı olduğu ileri sürülebilirse de, açık olan yasal düzenleme karşısında başka türlü bir uygulama yapma olanağı bulunmamaktadır. Diğer yönden; bu hüküm, başlamış olan temyiz sürecini sona erdirmekte ise de, ilgililerin yasa yoluna başvuru haklarını ortadan kaldırmamakta, yeniden hüküm verilmekle ilgililer bu haklara yeniden sahip olmakta ve yeni bir süreç başlatabilmektedirler.

Dosyanın doğrudan ilgili mahkemesine iade edilebilme yetkisinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tanınmış olması, başlamış olan temyiz sürecini sonlandıran ve yeni bir süreç başlatan bu işlemin, bozma etkisini doğuran ve mahkemeye yeni bir hüküm verilmesi zorunluluğu yükleyen bir niteliğinin bulunması; bu aşamadan sonra kurulan hükmün hangi kanun yoluna gideceği sorununu ortaya çıkarmaktadır.

5607 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (22) numaralı fıkrasına 7242 sayılı Kanun’un 61. maddesiyle “Eşyanın değerinin hafif olması hâlinde verilecek cezalar yarısına kadar, pek hafif olması hâlinde ise üçte birine kadar indirilir.” cümlesi eklenmiş ve anılan Kanun’un 62. maddesiyle 5607 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (2) numaralı fıkrasında değişiklik yapılarak kaçakçılık suçları yönünden etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma alanı kovuşturma evresini de kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Dava konusu kuralla da sanıklar lehine yapılan bu düzenlemelerin değerlendirilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyaların gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderileceği öngörülmüştür.

Bu bağlamda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyaların gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderileceğini öngören kuralın usul hukukuna ilişkin bir düzenleme olduğu hususunda herhangi bir kuşku bulunmamaktadır. Söz konusu düzenleme ile 5607

sayılı Kanun’da 7242 sayılı Kanunla yapılan değişiklikler sonrasında lehe kanun hükümlerinin uygulanması sırasında, yargılamada ortaya çıkacak gecikmelerin asgari düzeye çekilmesi ve usul ekonomisi yönünden yargılamayı hızlandırıcı bir yöntemin getirilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır.

Diğer yandan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyaların gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderileceğini öngören kuralla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına 5607 sayılı Kanun kapsamında lehe kanun değerlendirilmesi yapılması gereken dosyalar ile ilgili ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararı ortadan kaldırma yetkisinin verilmesi söz konusu olmayıp ilk derece mahkemesi kararının ortadan kalkması 5607 sayılı Kanun’un geçici 12. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yapılan düzenlemeden kaynaklanmaktadır.

Bu düzenleme ile mahkemelerin sahip olduğu yargılama veya lehe kanun değerlendirme yapma yetkisine ve ilgili Yargıtay dairelerinin dosyanın esası yönünden karar verme yetkilerine müdahalede bulunulmamakta, sadece lehe kanun hükümlerinin uygulaması yönünde mahkemesince değerlendirme yapılması gereken dava dosyaları yönünden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına süreci kısaltıcı bir inceleme yapma yetkisi tanınmaktadır. Bu bağlamda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 5607 sayılı Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalardan 3. ve 5. maddede yapılan düzenlemeler nedeniyle lehe değerlendirme yapılması gereken dosyaları ilk derece mahkemesine iade edebilecektir. 5607 sayılı Kanun kapsamında bulunmayan suçlarla ilgili veya bu Kanun kapsamında kalan suçlarla ilgili olmasına rağmen Kanun’un 3. ve 5. maddelerinin değerlendirilmesi gerekmeyen dosyaları tebliğname düzenleyerek ilgili ceza dairesine gönderecektir. Bir başka ifadeyle kuralın mahkûmiyet hükmü dışında aynı zamanda beraat ve düşme gibi kararlar için uygulanması söz konusu değildir.

Kanunla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tanınan yetki, sadece Kanun’un 3. ve 5. maddesinde yapılan düzenlemeler nedeniyle lehe değerlendirme yapılması gereken dosyalarla sınırlı olup burada Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca anılan kural kapsamında dosyalarla ilgili olarak bir takdirde bulunulması söz konusu değildir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Kanun uyarınca bu kapsamdaki tüm dosyaları geliş usulüne göre ilk derece mahkemelerine göndermesi gerekmektedir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tanınan bu yetki, prosedürü ve süreci kısaltıcı inceleme ve aracılık yapma görevi olup, yargı yetkisi değildir.

O halde 5607 sayılı Kanun'un geçici 12. maddesiyle gelen usul düzenlemesi Kanundan doğan Yargıtay'ın esas denetimine istisna getiren bir düzenleme olmuştur. Ayrıca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğname düzenlemeden 5607 sayılı Kanun'un 3. ve 5. maddeleri kapsamına giren dosyaları iade etmesi kararı kısıtlı bir inceleme kararı olup, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'un 307/3. maddesi kapsamında Yargıtay'dan verilen bir bozma kararı değildir. Bu kapsamda bir bozma kararı verilebilmesi için Ceza dairesinin dosyayı incelemesi gerekmektedir. Kanundan doğan istisnai bozma kararı ile Yargıtay dairesinin inceleme sonucu vermiş olduğu bozma kararı aynı nitelikte değildir. Kanuni bozmada davanın usuli ve esası incelenmemiştir. Yargıtay Ceza dairesinin vermiş olduğu karar sonucunda kazanılmış hak gibi hususlar söz konusu olabilecektir. Fakat kanuni bozmada; dava yeniden görüleceğinden hak kaybı da veya kazanılmış hak söz konusu olmayacaktır.

Öte yandan 5235 sayılı Adli Yargı İlk derece mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan Bölge Adliye Mahkemelerinin 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan karar uyarınca tüm yurtta 20.07.2016 tarihinde göreve başladığı bu tarihten sonra verilen kararların istinaf kanun yoluna tabi olduğu gözetildiğinde artık Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının lehe kanun değerlendirmesi için dosyayı mahallinde iade etmesi durumunda mahalli mahkemenin verdiği yeni karar eğer 20.07.2016 tarihinden sonra ise istinaf kanun yoluna tabi olacaktır. Bu husus sanığın kanun yolu incelemesi bakımından lehine bir durumdur. Çünkü tek aşamalı kanun yolu iki aşamaya yükselmiş sanığa daha etraflı bir hukuki korunma getirilmiştir.

Bu sebeple yargılamaya konu dosyanın karar tarihi gözetilerek istinaf kanun yoluna tabi olduğundan incelenmeksizin iadesi düşüncesiyle sayın çoğunluğun kararına iştirak edilmemiştir.

§