"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/2241 E., 2025/612 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/351 E., 2022/350 K.
Taraflar arasındaki muhdesat aidiyeti istemli davanın yapılan yargılaması sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ve davalılar vekilince istinaf edilmesi üzerine, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1-a hükmü gereğince kesin olmak üzere karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, kesin nitelikte olduğu belirtilen karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi 05.05.2025 tarihli ek kararı ile; Dairece kesin olarak karar verildiğinden istinafa konu yapılan kararın, değer itibarıyla temyiz edilebilirlik sınırının altında (temyiz kesinlik sınırı) kaldığından davacının temyiz dilekçesinin HMK'nın 366. maddesinin yollaması ile HMK'nın 346/1 maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir.
Ek karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartları ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların .. İli, .. İlçesi, .. Köyü 179 parsel sayılı taşınmazın hisseli maliki olup aralarında derdest ortaklığın giderilmesi davası bulunduğunu, dava konusu taşınmaz üzerindeki müvekkili tarafından yaptırılmış ve tasarruf edilegelen betonarme binanın davacı tarafından yaptırıldığı hususunun bir kısım davalılarca da yargılama aşamasında kabul edilmesine rağmen, diğer bir kısım davalıların ise davacı ile olan kırgınlıkları nedeniyle müvekkiline karşı çıktıklarını, oysaki taşınmaz üzerindeki iki katlı ev ve eklentilerinin tamamen müvekkilinin emeği, mesaisi, işçi çalıştırmak ve malzeme temin etmek suretiyle ekonomik katkısıyla yapılmış olduğunu, davacının zaman zaman Türkiye'ye geldiğinde de ailesiyle bu muhdesatta kaldıklarını, gerek elektrik, telefon gerekse su abonelikleri ile diğer giderlerinin tamamen müvekkilince karşılandığını, 2019 yılında oğlu ... tarafından muhdesatın komple kalorifer tesisatı, doğalgaz, PVC cam-doğrama işlelerinin yaptırılıp doğalgaz aboneliğinin de alınmış olduğunu belirterek; .. İli, .. İlçesi, .. Köyü, 179 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yer alan iki katlı ev ve eklentilerinden ibaret muhdesatın davacıya ait olduğunun tespitini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılardan ..., ..., ..., .. ve .. aşamalardaki beyanlarında; davanın reddini savunmuşlardır.
Diğer davalıların davaya cevap vermediği anlaşılmıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"...Davaya konu ilk katın davacı tarafından yapıldığının ispat edilemediği, bununla birlikte davalı ... ve ...'nin keşifte alınan beyanlarında ikinci katın davacı tarafından inşa edildiğini, ilk katın ise anne ... tarafından inşa edildiğini beyan ettikleri..." gerekçesiyle;
Davanın kısmen kabulü ile, dava konusu 179 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki 07.10.2021 havale tarihli fen bilirkişi raporu ve ekindeki krokide "A" harfiyle gösterilen yığma tarzda inşa edilmiş iki katlı yapının ikinci (2.) katının davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalılar vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalıların istinaf dilekçesinin ise miktar sebebiyle ayrı ayrı reddine dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile 10.04.2025 tarihinde karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda kesin olduğu belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ EK KARARI
Bölge Adliye Mahkemesi 05.05.2025 tarihli ek kararı ile;
Karar tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1-a maddesine göre Dairece kesin olarak karar verildiği, istinafa konu yapılan kararın, değer itibarıyle temyiz edilebilirlik sınırının altında kaldığı belirtilerek davacının temyiz dilekçesinin HMK'nın 366. maddesinin yollaması ile HMKnın 346/1 maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi olarak karar veren hâkim, Bölge Adliye Mahkemesinde 05.05.2025 tarihli ek kararı veren hâkimler arasında da yer almıştır.
VI. EK KARARIN TEMYİZ
Bölge Adliye Mahkemesinin 05.05.2025 tarihli ek kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; temyiz edilen değerin 195.417,00 TL. (birinci ve ikinci katların toplam değeri) olduğunu, temyiz sınırının 2022 yılında 107.090,00 TL olması nedeniyle bölge adliye mahkemesince verilen temyiz dilekçesinin reddine dair ek kararın hatalı olduğunu, ilk derece mahkemesinde hüküm veren hâkimin aynı karara ilişkin Bölge Adliye Mahkemesince verilen 05.05.2025 tarihli ek kararda da hüküm veren hâkimler arasında yer almış olmasının hâkimin reddi sebeplerinden olduğunu, kardeşleri .., .., .. ..'ın ve diğer lehe tanık beyanlarının evi davacının yaptığı yönündeki beyanlarının hiç dikkate alınmadığını, .. depremi sonrasında yapılan işlerin neden yapıldıklarının hiç tartışılmadığını, davalıların ise davaya cevap vermedikleri gibi diğer aşamalarda ise soyut beyanlarda bulunduklarını, sonradan sundukları bazı belgeler ve resimlerle davayı genişlettiklerini, dava konusu yapının yapıldığı tarihte henüz doğmamış olan ...'nin soyut beyanlarının hükme esas alındığını 19 51... doğum tarihli kardeşlerinin vermiş oldukları lehe beyanların değerlendirilmediğini, bilirkişilerce yapının yaşının 40-45 olduğu belirtilmiş ancak üst kattaki yapının sonradan ilave olunduğuna dair bir tespitte bulunulmadığını, tümü kendisinin olmayan bir yapıya tesisat döşenip bakım ve onarım yapılmasının hayatın olağan akışına uygun olmayacağını, bugüne kadar hiçbir paydaş tarafından men'i müdahale, ecrimisil davası açılmamış olmasının dahi yapıyı yapanın davacı müvekkili olduğuna karine teşkil ettiğini belirterek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; muhdesat aidiyeti istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun "ret sebepleri" yan başlıklı 36. maddesi,
"Hâkimin tarafsızlığından şüpheyi gerektiren önemli bir sebebin bulunması hâlinde, taraflardan biri hâkimi reddedebileceği gibi hâkim de bizzat çekilebilir.
Özellikle aşağıdaki hâllerde, hâkimin reddi sebebinin varlığı kabul edilir:
c) Davada, tanık veya bilirkişi olarak dinlenmiş veya hâkim ya da hakem sıfatıyla
hareket etmiş olması; uyuşmazlıkta arabuluculuk veya uzlaştırmacılık yapmış bulunması" hükümlerini içermektedir.
O hâlde; yargılama usulü hükümlerine göre hâkim, vermiş olduğu ve yasa yoluna başvurulmuş olan kararı inceleyecek olan yüksek görevli mahkemedeki karara katılamayacaktır. Hâkimin davaya bakamayacağı hâllerde reddi istenebileceği gibi, tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebeplerden dolayı da reddi istenebilir. Buna göre, yasaklılık hallerinin ve tarafsızlığı şüpheye düşürebilecek hallerin varlığı durumunda hâkimin reddi istenebilecektir. Bu bağlamda bir olayla ilgili olarak kanaati oluşan hâkimin yeniden yargılama aşamasında daha önce oluşan görüşünün etkisi altında kalabilmesi olanaklıdır. Bu nedenle adil yargılama hakkının bir uzantısı olarak olayla ilgili hiçbir önyargısı olmayan farklı bir hâkimin yeniden yargılama yapması hak ve özgürlüklerin korunması açısından bir güvencedir.
Somut olayda; İlk Derece Mahkemesinde hüküm veren hâkim, vermiş olduğu kararı yasa yoluna başvuru üzerine inceleyecek olan yüksek görevli bölge adliye mahkemesince verilmiş 05.05.2025 tarihli ek kararı imzalayan hâkimler arasında da yer almış olup bu durumun, hâkimin reddi sebeplerinden olduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde ek karar verilmesi doğru görülmediğinden bozularak ek kararın kaldırılması gerekmiş, davacı vekilinin hükmün esasına yönelik temyiz dilekçesinin incelenmesine geçilmiştir:
Davacı vekilinin; bölge adliye mahkemesinin verdiği istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin hükmüne yönelik temyiz dilekçesi ile ilgili olarak ise; miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, HMK'nın 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanunun 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre; davacı tarafından temyize konu edilen, hakkında ret hükmü kurulan birinci (1.) kattaki muhdesatın keşfen belirlenen değeri 97.708,71 TL olup; bu miktar Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi (2025) itibari ile kesinlik sınırı olan 544.000,00 TL’nin altında kalmaktadır.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Bölge Adliye Mahkemesince verilen 05.05.2025 tarihli ek kararın BOZULARAK KALDIRILMASINA,
Davacı vekili temyiz dilekçesinin MİKTARDAN REDDİNE,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde yatırana geri verilmesine,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
22.01.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
1. Uyuşmazlık, muhdesat aidiyeti istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince (İDM) davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince (BAM) istinaf başvurusunun esastan reddine, davalıların istinaf dilekçelerinin ise miktar yönünden ayrı ayrı reddine dair kesin olmak üzere hüküm kurulmuş. BAM kararına karşı itiraz edilmesi üzerine BAM'ca verilen ek karar ile anılan hükmün temyiz kesinlik sınırının altında kalması sebebiyle temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiştir. BAM ek kararının temyiz edilmesi üzerine Dairemizin bizim de iştirak ettiğimiz kararıyla BAM ek kararı bozularak kaldırılmış ve Dairemizin Sayın Çoğunluğunca temyiz dilekçesinin miktar yönüyle kesin olması nedeniyle temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiştir.
2. Sayın Çoğunlukla aramızda oluşan uyuşmazlık, davanın açıldığı tarih (2019 yılı) itibariyle temyiz kesinlik sınırının 58.800.,00 TL olması, Dairemizin ise BAM hüküm tarihi olan 2025 yılını esas alarak kesinlik sınırını 544.000,00 TL olarak saptaması ve dava değerinin de toplam 97.708,71 TL olması karşısında BAM kararının kesin olduğundan bahisle temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
3. Anayasa'nın 11. maddesinde "Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organları idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır./ Kanunlar, Anayasa'ya aykırı olamaz." hükümlerine yer verilmek suretiyle Anayasa'nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine yer verilmiştir.
4. Anayasa'nın 36'ncı maddesinde ise “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilmek suretiyle hak arama özgürlüğü güvence altına alınmıştır. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri de mahkemeye erişim hakkıdır. “Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkının tanınması hak arama özgürlüğünün ön koşulunu oluşturur” (AYM, Esas 2018/99, Karar 2021/14, 3/3/2021, § 21). Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 28/4/2023 tarihli ve Esas 2021/5, Karar 2023/2 sayılı kararında da açıkça ifade edildiği üzere “Davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye mahkemeye erişim imkanının tanınması gerekir (YİBBGK, s. 23-24).
5. Anayasa'da güvence altına alınan hakların geniş bunlara getirilen sınırlamaların dar yorumlanması en önemli yorum ilkelerindendir. Diğer taraftan usul kurallarının mahkemeye erişim hakkını kısıtlayacak şekilde katı uygulanmaması gerekir (YİBBGK, Esas 2021/5, Karar 2023/2, 28/4/2023, s. 25).
6. Bir hukuki uyuşmazlık çözülürken bir normun veya hükmün biri Anayasa'ya uygun diğeri Anayasa’ya aykırı bir sonuca götüren iki ayrı yorumlanma biçimi mümkün ise Anayasa'ya uygun olanın tercih edilmesi, Anayasa’ya uygun yorum ilkesinin ve Anayasa'nın 138. maddesinin gereğidir. Nitekim Anayasa'nın anılan maddesinin birinci fıkrasında “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasa'ya, kanuna, ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar verirler.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre hâkimlerin bir uyuşmazlığı çözerken ilk referans olarak ve öncelikle Anayasa'yı esas almaları ve Anayasa'ya uygun yorum yapmaları gerekmektedir.
7. 12/01/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Zaman bakımından uygulanma" başlıklı 448. maddesinde "Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır." hükmüne yer verilmiştir.
8. 6100 sayılı Kanun'a 24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 44. maddesiyle eklenen ek 1. maddenin (2) numaralı fıkrasının “…341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınır.” bölümünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru sonucunda Mahkemece anılan hükümde yer alan “...341 inci, 362 nci...” ibarelerinin iptaline karar verilmiştir.
9. Anayasa Mahkemesince:
"52. Kural gereğince istinaf veya temyiz yoluna başvuru açısından dava konusunun değer ve miktar itibarıyla hükmün verildiği tarihte geçerli olan parasal tutarların altında kalması hâlinde mahkeme veya bölge adliye mahkemesi kararına karşı kanun yoluna başvurulması mümkün değildir.
53. Kişilerin dava konusunu oluşturan alacak ya da malın değerine göre -kanun yollarına başvurmada o tarihte geçerli olan parasal değerleri (kesinlik sınırı) de dikkate alarak- dava/karşı dava ya da ıslah talebinde bulunabilecekleri açıktır. Kanun koyucunun kanun yoluna başvurmada belirlediği kesinlik sınırını yargılamanın devam ettiği süreçte yıldan yıla güncellediği dikkate alındığında enflasyon nedeniyle ekonomik önemini yitiren dava konusu mal ya da alacağın değerinin de enflasyonun olumsuz etkisinden koruması gerekmektedir.
54. Zira hukuki ilişkinin doğduğu, uyuşmazlığa konu olayın veya hukuki durumun gerçekleştiği ya da davanın açıldığı tarihte geçerli olan parasal sınırlara göre istinafa veya temyize başvurulabilecek bir karara karşı kural nedeniyle özellikle yargılamaların uzun sürdüğü durumlarda hükmün verildiği tarihte geçerli olan parasal tutarlara göre kanun yoluna başvurulması imkânı ortadan kalkabilecektir.
55. Kanun yoluna başvuru açısından kural gereğince parasal değer (kesinlik sınırı) güncellenirken, dava konusu mal ya da alacağın değerinin güncellenmemesi nedeniyle enflasyondan dolayı oluşan külfetin tamamı davanın taraflarına yüklenmektedir. Bu yönüyle kural kapsamında tarafların kanun yoluna başvuramamaları nedeniyle katlanacakları külfet ile yargılamanın en az maliyetle ve en kısa zamanda sonuçlandırılması yönündeki kamusal yarar arasındaki dengenin taraflar aleyhine bozulduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla kişilere aşırı bir külfet yüklediği anlaşılan kuralla hükmün denetlenmesini talep etme hakkına getirilen sınırlamanın orantısız ve ölçüsüz olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
56. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir."
gerekçesiyle kanun yoluna başvuru açısından kesinlik sınırının hüküm tarihine göre belirlenmesinin Anayasa'ya aykırı olduğu saptanarak anılan hüküm iptal edilmiştir. Bununla birlikte Yüksek Mahkeme kamu düzeni yönünden bir boşluk oluşmaması için iptal kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi yönünde karar vermiştir.
10. Bunun üzerine kanun koyucu 04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 6100 sayılı Kanun'un Ek 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan "hükmün verildiği" ibaresini "davanın açıldığı" şeklinde değiştirmiştir. Bu değişiklik Kanun'un Resmî Gazete'de yayım tarihi olan 04.06.2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
11. Somut olay yukarıda belirtilen kurallar ve olgular çerçevesinde ele alındığında kanun yoluna başvuru kesinlik sınırının mahkemenin hüküm verdiği tarih esas alınarak belirlenmesinin Anayasa'ya aykırı olacağı Anayasa Mahkemesince tespit edilmiş ve bu karar 30.01.2025 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Dairemizin temyiz dilekçesinin reddi yönünde verdiği karar ise anılan iptal kararından ve yeni yasal düzenlemenin yürürlüğe girmesinden sonra 22.01.2026 tarihlidir.
12. Anılan tarihte Dairemizin kesinlik kararına dayanak teşkil ettiği hüküm, Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Bir başka ifadeyle söz konusu hükmün Anayasa'nın mahkemeye erişim hakkını düzenleyen 36. maddesine aykırı olduğu hukuk dünyasında tereddütsüz bir şekilde ortaya konulmuştur.
13. Yukarıda da belirtildiği üzere Anayasa'nın 11. maddesi uyarınca Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Öte yandan Anayasa'nın 138. maddesi uyarınca hâkimlerin uyuşmazlıkları çözerken öncelikle Anayasa'ya uygun hareket etme zorunlulukları bulunmaktadır. Bu nedenle BAM'ın karar verdiği tarihte Anayasa'ya aykırı olduğu saptanan hükme göre kesinlik sınırı belirlemenin en üst norm olan Anayasa ile açıkça çeliştiği ortadadır. Bir mahkemenin Anayasa'ya aykırı olduğunu bildiği bir normu davada uygulaması hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine açıkça aykırılık teşkil edeceğinden Dairemiz tarafından verilen temyiz dilekçesinin reddi kararının hukuka uygun olmadığı ve dava tarihi esas alındığında uyuşmazlığı esastan çözen BAM kararının kesin olmadığı izahtan varestedir.
14. Anayasa Mahkemesinin söz konusu iptal hükmünün yürürlüğünü ertelemiş olmasının da bu duruma bir etkisi bulunmamaktadır. Zira iptal hükmünün ertelenmesi kanun koyucuya hitap eden bir uygulama olup amaç kamu düzeni yönünden genel bir boşluğun oluşmasını engellemektir. Yoksa bu kamu düzeni yönünden önemli bir tehdidin bulunmadığı haller saklı olmak kaydıyla mahkemelere Anayasa'ya aykırılığı saptanmış bir hükmü uyuşmazlığa uygulamaya devam etme yetkisi tanımamaktadır. Nitekim Danıştay tarafından bu yönde kararlar verildiği gibi doktrinde de bu yönde görüşler ileri sürülmüştür. (Bkz. Danıştay 5. Dairesinin 13.11.1989 tarihli E.1989/779, K.1989/1919 sayılı kararı; AZRAK, Ülkü, "Anayasa Mahkemesi İptal Kararlarının Geriye Yürümezliği", Anayasa Yargısı Dergisi, C.1, s.165).
15. Kaldı ki akabinde kanun koyucu söz konusu hükümde değişikliğe giderek kesinlik sınırının hüküm tarihine göre değil davanın açıldığı tarihteki parasal sınırlara göre belirleneceği yönünde düzenleme yapmıştır. Dairemizce temyiz dilekçesinin reddi yönündeki karar tarihi 22.01.2026 olup bu tarihte anılan Kanun değişikliği yürürlüğe girmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 448. maddesi uyarınca bu Kanun hükümleri tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanması gerektiğinden ve inceleme tarihinde BAM tarafından verilen karar kesinleşmeyip temyiz edildiğinden söz konusu yeni düzenlemenin temyiz incelemesine esas alınması ve bu çerçevede kesinlik sınırı yönünden hüküm tarihinin değil dava tarihinin esas alınması gerekmektedir.
16. Sonuç itibariyle söz konusu Anayasa Mahkemesi iptal kararı karşısında BAM tarafından verilen kararın kesin olduğu yönündeki saptamanın yerinde olmaması ve 6100 sayılı Kanun'un 448. maddesinin anılan hükmü uyarınca Yargıtay temyiz incelemesi açısından tamamlanmış bir işlemden söz edilememesi nedeniyle BAM kararının esastan temyiz incelemesinin yapılması gerekir.
17. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin geniş, buna getirilen sınırlamaların dar yorumlanması gereğine ilişkin yorum ilkesi ile usul kurallarının mahkemeye erişim hakkını kısıtlayacak şekilde katı uygulanmaması yönündeki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun içtihadı (bkz. YİBBGK, Esas 2021/5, Karar 2023/2, 28/4/2023, s. 25) dikkate alındığında da somut olayda davacının mahkemeye erişim (temyiz yoluna başvurma) hakkının bulunduğu kabul edilmelidir.
18. Açıklanan nedenlerle BAM kararının kesin olmaması nedeniyle esastan temyiz incelemesinin yapılması gerekirken aksi yöndeki Sayın Çoğunluğun temyiz dilekçesinin reddi kararına iştirak edilememiştir.