Consülto
Consülto
Karar ArşiviYargıtay İçtihat Veritabanı
Yargıtay

5. Hukuk Dairesi

Dosya2025/6278 E. 2026/1543 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2024/1930 Esas, 2025/486 Karar

KARAR : Esastan ret

İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 12. Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2022/324 Esas, 2024/50 Karar

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davada asli talep olan tapu iptal ve tescil talebinin hak düşürücü süre nedeniyle reddine, terditli tazminat talebinin ise zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin murisi ...'ün dava konusu İstanbul ili, ... ilçesi, ... Mahallesi 1914 parsel sayılı 1.956,50 m² yüzölçümündeki taşınmazda 195 m²lik alana karşılık gelen 195/1956 hisseyi bedelini ödemek suretiyle 17.07.1970 tarihinde iktisap ettiğini, taşınmazı satın aldıktan sonra taşınmazın küçüldüğünü ve taşınmazdaki paylarının 36 m² kaldığını öğrendiklerini, tapu kaydına güvenerek aldıkları taşınmazın hangi nedenle ve ne şekilde olursa olsun küçülmesinin mülkiyet hakkının açık bir ihlali olduğunu, küçülen hisse yönünden tapu kaydının iptali ile müvekkilleri adına tescilini, mümkün olmadığı takdirde müvekkilinin tapu kütüğünün hatalı tutulması nedeniyle uğradığı zararının davalı Hazine tarafından tazminini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; ... Mahallesi 8 58... parseller ile ... Mahallesi 2, 1913, 1914, 1915, 1916, 2560, ... numaralı parseller arasında mükerrerlik olduğunu, buna ilişkin Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Tasarruf İşlemleri Dairesi Başkanlığının 03.12.2002 tarihli ve 242-4314 sayılı yazısı ile "Mükerrerliğin kesin olarak bulunduğunun saptanması halinde 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 22 nci maddesi uyarınca giderilmesi" yönünde talimat verildiğini, 08.04.2003 tarihinde mükerrerliğin kesin olarak tespit edildiğini, bu doğrultuda değişiklik beyannamesi düzenlenerek dava konusu 1914 parselin kısmen iptal edildiğini, bilahare dava konusu 1914 parsel ile diğer muhtelif parsellerin 3194 sayılı İmar Kanunu'nun (3194 sayılı Kanun) 18 nci madde uygulamasına tabi tutularak 3490, 34 91... adalar ve muhtelif parsellere uygulama görerek tescil edildiğini, söz konusu işlemlerde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını, idarenin işleminden doğan bu davada görevli mahkemenin idari yargı mahkemeleri olduğunu, bununla birlikte taşınmazın yüzölçümünde yapılan düzeltmenin davacılar murisi ...'e ... Tapu Müdürlüğünün 01.05.2023 tarihli ve 4289 yevmiye numaralı yazısı ile bildirildiğini, davacı tarafın söz konusu işleme karşı dava açma haklarının zamanaşımına uğradığını, bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davada asli talep olan tapu iptal ve tescil talebinin hak düşürücü süre nedeniyle reddine, terditli tazminat talebinin ise zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkillerinin murisi tarafından tapu kaydına güverenek 17.07.1970 tarihinde taşınmazdan 195 m²lik hisse satın aldığını, ancak bu arazinin yüzölçümünün küçülmesi sonucunda payın 139,15 m² azaldığını, bu durumun kadastral binme nedeniyle gerçekleştiğinin bilirkişi raporu ile de tespit edildiğini, tapu senedine bağlı bu ayni hakkın küçülmesinde müvekkillerine atfı kabil kusur sorumluluğunun bulunmadığını, mutlak ayni hak niteliğindeki mülkiyet hakkının zamananışımına uğramasının söz konusu olmadığını, davanın konusunun müvekkillerinin mülkiyet hakkının ihlal edilmesine bağlı olarak meydana gelen zararın tazmini istemi olduğunu, herhangi bir süreye tabi olmaksızın davanın açılabileceğinin kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamından davacılar murisinin dava konusu 1914 parsel sayılı taşınmazdaki 195/19 56... .07.1970 tarihinde satın aldığı, 1914 parsel yönünden mükerrer kadastro yapıldığı gerekçesi ile taşınmazın bir kısmına ilişkin kurumca resen düzeltme yapıldığı, taşınmazdaki düzeltme işleminin 01.05.2003 tarihinde 4289 yevmiye numaralı işlem ile yapıldığı ve yazılan müzekkereye verilen cevap sonrasında ilgiliye bilgilendirme yapıldığının bildirildiği, davacı tarafında tapu iptal ve tescil ile tazminat talebi bakımından işbu davayı açtığının anlaşıldığı, 3402 sayılı Kanun'un 22 nci maddesinin birinci fıkrasında; evvelce tespit, tescil veya sınırlandırma suretiyle kadastro veya tapulaması yapılmış olan yerlerin yeniden kadastrosunun yapılamayacağı, bu gibi yerlerin ikinci defa kadastroya tâbi tutulması halinde ikinci kadastronun bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılacağı ve 4721 sayılı Kanun'un 1026 ncı maddesine göre işlem yapılacağı ve süresinde dava açılmadığı takdirde, ikinci defa yapılan kadastronun, Tapu Sicil Müdürlüğünce resen iptal edileceğinin belirtildiği, 4721 sayılı Kanun'un 1026 ncı maddesinde de bir aynî hakkın sona ermesiyle tescil her türlü hukukî değerini kaybettiği takdirde yüklü taşınmaz malikinin terkini isteyebileceği, tapu memurunun bu istemi yerine getirmesi halinde her ilgilinin, bu işlemin kendisine tebliği tarihinden başlayarak otuz gün içinde terkine karşı dava açabileceği hususunun düzenlendiği, 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesine dayanılarak açılan tazminat davaları için ayrıca zamanaşımı öngörülmediğinden, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 146 ncı maddesinde yazılı 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanmasının söz konusu olduğu davada, resen düzelme işleminin yapıldığı ve davacılar murisince mükerrerlik nedeni ile resen yapılan iptal ve düzeltme işlemine karşı bir dava açılmadığı gibi ilk kadastrodan itibaren kanunda belirlenen sürenin de geçtiği, tazminat bakımından düzeltme işleminin kesinleştiği 2003 yılından itibaren 10 yıllık süre içinde dava açılmaması nedeniyle bu sürenin de geçtiği, davalı Hazinenin de zamanaşımı itirazında bulunduğu gözönüne alındığında davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar etmiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme

Uyuşmazlık, temel olarak 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir.

2. Değerlendirme

1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Dosyada bulunan delil ve belgelere, kararın dayandığı gerekçelere göre; dava konusu İstanbul ili, ... ilçesi, ... Mahallesi 1914 parsel sayılı 1.956,50 m² yüzölçümlü taşınmazın 195/1956 payının davacılar murisi tarafından 17.06.1970 tarafından satın alındığı, ... ilçesine bağlı ... köyü ile mücaviri ... köyü arasında yapılan kadastro çalışmalarında ... köyü çalışma alanı sınırının 1955 yılında, ... köyü çalışma alanı sınırının 1956 yılında belirlendiği, ... köyünde yapılan kadastro çalışmaları sırasında daha önce belirlenmiş olan çalışma alanı sınırlarına uyulmaması nedeniyle ... köyü 8 58... parsel sayısı ile kadastroya tabi tutulan parsellerin bir bölümünün ... köyünde 1913, 1914, 1915, 1916, 2560, 25 67... parseller olarak ikinci defa kadastroya tabi tutulduğu, bu mükerrerliğin ... Kadastro Müdürlüğü tarafından tespit edilmesi üzerine adı geçen parsellerin tapu kayıtlarının beyanlar hanesine 17.10.2001 tarihinde mükerrerliğe ilişkin belirtmenin yapıldığı ve dava konusu 1914 parselin kısmen mükerrer kadastro edildiği anlaşılmakla 3402 sayılı Kanun'un 22 nci maddesi uyarınca yapılan düzeltme sonucunda taşınmazın 560,22 m² yüzölçümüyle 01.05.2003 tarihinde tescil edildiği, eldeki davanın ise 10 yıllık zamanaşımı süresi sona erdikten sonra 15.09.2022 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.

3. 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesinden kaynaklanan tazminat davalarında, mülkiyet kaybının kesinleştiği tarihten itibaren 6098 sayılı Kanun'un 146 ncı maddesine (eski 125 inci maddeye) göre 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içinde dava açılması gerekmektedir. Diğer yandan Anayasa Mahkemesinin 2014/6673 başvuru numaralı ve 25.07.2017 tarihli ve 29.09.2017 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan ... kararı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4-383 Esas, 2009/517 Karar sayılı kararı nazara alındığında; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi ile düzenlenen tazminat için hukuk yolu etkili hâle gelmiş olup buna göre de yukarıda sözü edilen Anayasa Mahkemesinin 2014/6673 başvuru numaralı ve 25.07.2017 tarihli kararı nazara alındığında 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolmuş bulunan davalar yönünden 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesini etkili hâle getiren Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli kararından sonra davanın makul süre içinde açılması gerekmektedir. Ancak eldeki dava 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolan bir dava olmadığından ve davalı Hazine vekili süresinde zamanaşımı def'inde bulunduğundan zamanaşımı süresinin geçtiği yönündeki gerekçe isabetlidir.

4. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Davacılardan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

05.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

§