"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2020/58 E., 2022/75 K.
SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret
HÜKÜM : Esastan ret
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
İTİRAZA KONU KARAR : Bozma
İTİRAZ EDEN : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 06.01.2026 tarihli ve 2023/7997 Esas, 2026/560 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 21.02.2026 tarihli ve 4-2022/30456 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun’un) 308. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kanunî süresinde yapılan itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308. maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz başvurusu; Sanığın, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Cumhurbaşkanına yönelik olarak, "diktatör olsaydı sokaklara çıkamazdınız, böyle yayın yapamazdınız, hukuk tanımazdı, muhalif twit atamazdınız, artık resmen diktatör" şeklindeki paylaşımı ile "saraydaki rahat yaşasın diye çocuklar evlerinde ölüyor, mülteciler denizde boğuluyor, yeterki biraz daha çalıp biraz daha sevinsinler" şeklindeki paylaşımının, hakaret suçunu oluşturacağından, ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararına yönelik istinaf isteminin esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerekirken, Yüksek Dairece hükmün bozulmasına karar verilmesinin Kanuna aykırı görülmesi nedeniyle hükme ilişkin bozma ilâmının kaldırılmasına ve hükmün onanması talebine ilişkindir.
II. GEREKÇE
Cumhurbaşkanına hakaret suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 299. maddesinde düzenlenmiş, hakaretin tanımı ise aynı yasanın 125. maddesinde yapılmıştır. Bu düzenlemeye göre hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye yönelik olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşa yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.
Doğal haklardan kabul edilmiş ifade hürriyeti çoğulcu demokrasilerde vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Düşünce hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikirleri ve kanaatlerinden dolayı kınamaya tabi tutulmama ve düşüncelerini meşru yöntemlerle dışarı vurabilme özgürlüğüdür. Demokrasinin olmazsa olmaz şartlarından olan ifade hürriyeti bir çok hak ve özgürlüğün temelidir. Bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti bir çok uluslararası belgeye konu olmuş ve Anayasa'da da ayrıntılı düzenlemelere tabii tutulmuştur. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir." denilmektedir.
Öte yandan kendilerine belirli idari yetkiler verilmiş görevlilerin, sözlerine ve eylemlerine getirilen eleştirilere daha fazla hoşgörü göstermeleri gerektiği AİHM içtihatlarında kabul edilmektedir. AİHM, kamu görevlilerine karşı yapılmış hakaret içerikli ifadelerle ilgili bir başvuruda, başvuruya konu sözlerin, kamuoyunun söz konusu görevlinin performansına duyduğu güveni ortadan kaldırmaya yönelik gerçek bir tehlike meydana getirip getirmediğini incelemektedir.
Eon/Fransa davasında AİHM, bir siyasî eylemcinin, 2008 yılında Fransa Cumhurbaşkanı‘nın ziyareti sırasında, Cumhurbaşkanı korteji geçmek üzereyken, üzerinde “Defol git, salak herif” yazılı bir pankart açarak Fransa Cumhurbaşkanı’na hakaret etmekten hüküm giymesini incelemiştir. AİHM, bu içtihadında yerginin, pek çok kez, özünde var olan abartma ve saptırma vasıfları yoluyla, doğal olarak kışkırtmayı ve galeyana getirmeyi amaçlayan bir sanatsal ifade ve toplumsal eleştiri biçimi olduğunu belirttikten sonra, ceza verilmesinin, güncel konular hakkında yergi niteliğinde ortaya konulan ifade biçimleri üzerinde bir soğutma etkisi yapmasının mümkün olduğu ifade edilmiştir. Bu tür ifade biçimlerinin kendisi, kamu menfaatini ilgilendiren sorunların serbestçe tartışılmasında oldukça önemli bir rol oynayabilmektedir ki; serbest tartışma olmadan demokratik toplum mümkün olamaz (Eon/Fransa, 26118/10, 14.03.2013)
Anayasa Mahkemesi 07.02.2019 tarih, 2014/18780 başvuru numaralı (... ve diğerleri başvurusu) kararında, başvuru konusu olaydaki kalıplaşmış sloganların tekrarından ibaret sloganlar kitlesel eylemler yapan bazı grupların kolluk güçleri ile karşılaştıkları durumlarda sıkça kullanılmaktadır. Bu bağlamda "Katil polis hesap verecek." şeklindeki sloganın genel nitelikli olduğu değerlendirilmiş ve başvuru konusu olayda görev yapan polislerin kişisel şeref ve itibarına yönelik olmadığı kabul edilmiştir.
Yargılamaya konu somut olayda; suç tarihinde sanığın söylediği tespit edilen sözlerin, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, ifade özgürlüğünün geniş yorumlanması kapsamında kalan, devleti yönetmekle görevli Cumhurbaşkanının ekonomik ve güvenlik politikalarını eleştirmek amacıyla söylenen şok edici nitelikte, rahatsız edici ve sarsıcı ağır eleştiri niteliğindedir.Aksi düşünülecek olursa, suçla korunmak istenen değer ölçüsüz bir şekilde genişleyecek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum anlamına gelebilecektir. Bu itibarla somut olayda hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmaması nedeniyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
VIII. KARAR
A. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ oy birliğiyle REDDİNE,
B. 5271 sayılı Kanun'un 308. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 06.01.2026 tarihli ve 2023/7997 Esas, 2026/560 Karar sayılı bozma kararı ile ilgili itirazı incelemek üzere dava dosyasının Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,31.03.2026 tarihinde karar verildi.