Consülto
Consülto
Karar ArşiviYargıtay İçtihat Veritabanı
Yargıtay

4. Ceza Dairesi

Dosya2023/16774 E. 2026/1581 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi

SAYISI : 2023/145 E., 2023/2074 K.

SUÇ : Hakaret

HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

Yapılan ön inceleme neticesinde; kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince hakaret suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik sanık müdafiinin başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine hükmedilmiştir.

II. TEMYİZ NEDENLERİ

Sanık müdafiinin temyiz istemi, şüpheden sanığın yararlandırılması gerektiğine, cezalandırılmaya yeterli kesin ve somut bir delil bulunmadığına, eksik incelemeyle karar verildiğine yöneliktir.

III. GEREKÇE

Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, incelenen dava dosyası içeriğine göre, sanık müdafiinin diğer temyiz sebeplerinin reddine karar vermek gerekmiştir. Ancak;

5237 sayılı Kanun'un 125/3-a maddesinde düzenlenen hakaret suçunda mağdur kamu görevlisi olup kamu görevlisinin, anılan Kanun'un 6/1-c maddesinde “kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi” olarak tanımlanması, dolayısıyla her olayda, mağdurun kamu görevlisi olup olmadığının anılan maddedeki tanım çerçevesinde belirlenmesi, ayrıca hakaretin yerine getirilen kamu görevi nedeniyle yapılması, kamu görevi ile hakaret eylemi arasında nedensellik bağının bulunması gerekir. Bu kapsamda, çarşı ve mahalle bekçilerinin sanıktan kimlik istemeleri üzerine çıkan tartışmada sanığın, katılan ile mağdura hakaret ettiği anlaşılmakla; 11.06.2020 tarihinde kabul edilen, 18.06.2020 tarihli ve 31159 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğü giren 7245 sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu uyarınca çarşı ve mahalle bekçilerine durdurma, kimlik sorma ve benzer yetkilerin tanınması karşısında; suç tarihinde çarşı ve mahalle bekçilerinin kimlik sorma yetkilerinin bulunmadığı, bu haliyle sanığın hakaret eyleminin kamu görevlisine karşı görevinden dolayı olmaması sebebiyle 5237 sayılı Kanun'un 125/1. maddesinde düzenlenen hakaret suçunu oluşturacak olması ve mağdur ... A.'nın da 28.06.2022 tarihli duruşmada şikâyetinden vazgeçtiğinin anlaşılması karşısında, sanığa şikayetten vazgeçmeyi kabul edip etmediği sorularak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, TCK’nın 125/3-a, 43/2. maddeleri uyarınca mahkumiyet kararı verilmesi, hukuka aykırı görülmüştür.

VI. KARAR

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi gereği, Tebliğnameye aykırı olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca İstanbul 17. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

15.01.2026 tarihinde karar verildi.

Karşı Oy

Sanık ... hakkında şikayetçi ... ve katılan ...’a yönelik 16/07/2019 tarihinde işlediği hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından İstanbul 17. Asliye Ceza Mahkemesinin 03/11/2022 tarihli ve 2021/353 E. ve 2022/1209 K. sayılı Kararıyla;

A) Hakaret suçundan;

• Türk Ceza Kanunu'nun 125/3-(a) maddesi gereğince 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına,

• Suçun aleni yerde işlenmesi sebebiyle Türk Ceza Kanunu'nun 125/4 maddesi gereğince 1/6 oranında artırım yapılarak 1 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,

• Suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi sebebiyle Türk Ceza Kanunu'nun 43/2. maddesi yollamasıyla aynı Kanunun 43/1 maddesi gereğince 1/4 oranında artırım yapılarak 1 yıl 5 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına,

• Eylemin haksız tahrik altında gerçekleştirilmesi sebebiyle Türk Ceza Kanunu'nun 129/1. maddesi gereğince 1/3 oranında indirim yapılarak 11... günhapis cezasıyla cezalandırılmasına,

• Türk Ceza Kanunu'nun 62. maddesi gereğince 1/6 oranında indirim yapılarak 9 ay 21 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına,

• Türk Ceza Kanunu'nun 53.maddesi gereğince hak yoksunluğuna,

• Suça eğilimli kişiliği denetim süresi içinde yeniden suç işlediğinden, yargılama sürecinde pişmanlık göstermemeleri sebebiyle Türk Ceza Kanunu'nun 50, 51. maddesinin ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231.maddesinin uygulanmasına yer olmadığına,

B) Görevi yaptırmamak için direnme suçundan;

• Türk Ceza Kanunu'nun 265/1 maddesi gereğince 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,

• Suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi sebebiyle Türk Ceza Kanunu'nun 43/2. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 43/1 maddesi gereğince 1/4 oranında artırım yapılarak 7 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına,

• Eylemin haksız tahrik altında gerçekleştirilmesi sebebiyle Türk Ceza Kanunu'nun 29/1. maddesi gereğince 1/3 oranında indirim yapılarak 5 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına,

• Türk Ceza Kanunu'nun 62.maddesi gereğince 1/6 oranında indirim yapılarak 4 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına,

• Türk Ceza Kanunu'nun 53.maddesi gereğince hak yoksunluğuna,

• Suça eğilimli kişiliği denetim süresi içinde yeniden suç işlediğinden, yargılama sürecinde pişmanlık göstermemeleri sebebiyle Türk Ceza Kanununun 50, 51. maddesinin ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına,

• Yargılama giderlerine,

Hükmedilmiştir.

Kararın süresi içinde sanık tarafından süresinde istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 09/06/2023 tarihli ve 2023/145-2074 E.K. sayılı kararıyla; sanığın tekerrüre esas sabıkasının bulunmasına rağmen Türk Ceza Kanununun 58. maddesinin uygulanmaması aleyhe istinaf olmadığından eleştiri konusu yapılarak, her iki suç yönünden “İstinaf Başvurusunun Esastan Reddine”; görevi yaptırmamak için direnme suçundan kesin, hakaret suçundan ise temyizi kabil olmak üzere karar verilmiştir.

Yüksek Dairenin hakaret suçuyla sınırlı olarak yaptığı temyiz inceleme neticesinde, 15/01/2026 tarihli ve 2023/16774 Esas, 2026/1581 sayılı kararıyla; suç tarihinin 7245 sayılı Kanundan önce olması ve bu tarih itibarıyla çarşı ve mahalle bekçilerinin kimlik sorma yetkisi bulunmadığından eylemin Türk Ceza Kanunu'nun 125/1 maddesi kapsamında kaldığı gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.

Yüksek Dairenin çarşı ve mahalle bekçilerinin kimlik sorma yetkilerinin bulunmaması sebebiyle gerçekleşen hakaret eyleminin Türk Ceza Kanunu'nun 125/1. maddesi kapsamında kalacağına dair çoğunluk görüşüne iştirak edilememiştir.

Konunun daha iyi anlaşılması bakımından öncelikle 125/3-(a) maddesinde düzenlenen kamu görevlisi kavramına daha sonra da bu suç tarihi itibarıyla çarşı ve mahalle bekçilerinin bu kavram içinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini gözden geçirmek gerekir.

Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 12.04.2011 tarihli ve 2010/9–258 Esas, 2011/46 sayılı Kararında belirtildiği üzere, Türk Ceza Kanunu'nun 6. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde; "kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi" denilmek suretiyle de "kamu görevlisi”nin tanımı yapılmıştır. Yapılan tanıma göre, kişinin kamu görevlisi sayılması için aranacak yegâne ölçüt, gördüğü işin bir kamusal faaliyet olmasıdır. Kamusal faaliyet de, anılan madde gerekçesinde; "Anayasa ve kanunlarda belirlenmiş olan usullere göre verilmiş olan bir siyasal kararla, bir hizmetin kamu adına yürütülmesidir" şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca; kamuya ait yetki ve gücü kullanacak organların, bu kamusal faaliyetlerine "genel idare esaslarına" göre katılan ve yardım edenlerin de "kamu görevi" yaptıklarının kabulünde zorunluluk vardır. Bu nedenle; 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 6. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendindeki "kamu görevlisi" tanımında yer alan "katılan kişi" ibaresi ile, madde gerekçesinde yer alan "kamusal faaliyet" açılımından hareketle, bir kimsenin Ceza Kanunları uygulamasında "kamu görevlisi", yapılan faaliyetin de "kamusal faaliyet" sayılabilmesi için, kamu adına yürütülen bir hizmetin bulunması, bunun da Anayasa ve yasalarda belirlenmiş usullere göre verilmiş bir siyasal karara dayalı olması ve ayrıca faaliyetin kamuya ait güç ve yetkilerin kullanılması suretiyle gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Bu açıklamalar çerçevesinde suç tarihi itibarıyla çarşı ve mahalle bekçilerinin hukuki statülerinin ele alınması uygun olacaktır.

11/06/2020 tarihli ve 7245 sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanununun 16. Maddesiyle yürürlükten kaldırılan, ancak suç tarihinde yürürlükte bulunan 14/07/1966 tarihli ve 772 sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanununun 2. maddesinde çarşı ve mahalle bekçi teşkilâtı, en büyük mülkiye âmirinin emrinde, genel zabıtaya yardımcı, silâhlı bir kuruluş olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, Kanunun 5. maddesiyle Polis Vazife ve Salahiyet Kanununun 16. maddesindeki şartlar çerçevesinde silâh kullanma yetkisi bulunmaktadır.

Öte yandan, belirtilen Kanunun 17. maddesinde “Çarşı ve mahalle bekçileri işten birlikte veya kamu hizmetlerini aksatacak şekilde münferiden çekilemeyecekleri gibi, sendika kuramaz, kurulmuş sendikalara iştirak edemez, siyasi parti ve teşekküllere giremez, siyasi faaliyette bulunamaz ve grev yapamazlar.” hükümlerine yer verilerek ifa edilen görevin kamu hizmeti olduğuna açıkça vurgu yapılmıştır.

772 sayılı Kanunun 42. maddesinde ise “Görevini ifa sırasında bekçilere karşı suç işleyenler, genel zabıta mensuplarına karşı suç işleyenler gibi ceza görürler.” hükmü yer almaktadır.

Bununla birlikte, 772 sayılı Kanunda çarşı ve mahalle bekçilerinin durdurma ve kimlik sorma yetkisinin olduğuna dair açık yasal bir düzenleme bulunmamakta, 7245 sayılı Kanunun kabulünün da bu ihtiyaçların karşılanmasına matuf olduğu izahtan varestedir.

Şu halde kamu görevlisi olup, kamu hizmeti ifa eden bekçilerin görevde yetkiyi aşacak şekilde durdurma ve kimlik sorma işlemi yapması sebebiyle kendisine karşı hakaret suçunun işlenmesi hâlinde bu yetki aşımı, ilgilinin kamu görevlisi sıfatını hiçbir surette ortadan kaldırmayacaktır. Bu husus olsa olsa Türk Ceza Kanununun 129.maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin tartışılmasını gündeme getirecektir ki, ilk derece mahkemesince bu husus değerlendirme konusu yapılarak eylemin haksız tahrik altında işlendiği kabul edilmiştir.

Somut olayda, şikâyetçi ... ve katılan ...’ın suç tarihinde cadde üzerinde şüphe üzerine sanık ...’ı durdurup kimlik sormaları üzerine sanığın “Siz kim oluyorsunuz da kimlik soruyorsunuz, sizin a… korum.” devamında da tehdit ettiği anlaşılmıştır. Sanığın eylemleri irdelendiğinde tehdit eylemi istinaf kanun yolunda kesinleşen görevli memura direnme suçunun unsurları olup temyiz kanun yolunun konusunu teşkil etmemektedir. Sanığın şikâyetçi ve katılana söylediği sözler bakımından ise Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinde düzenlenen hakaret suçunu teşkil ettiğine dair tereddüt bulunmamaktadır.

Yukarıda arz ve izah edilen sebeplerle, verilen cezanın onanması gerektiği kanaatiyle, sanık ...’ın eyleminin 125/1 maddesi kapsamında kaldığı gerekçesiyle verilen bozma düşüncesi içeren çoğunluk görüşüne iştirak edilememiştir.

§