"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/94 E., 2025/644 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Sinop 2. Asliye Hukuk (Tüketici) Mahkemesi
SAYISI : 2018/282 E., 2024/48 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar tarafından temyiz edilmekle: kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili, davalının da dahil olduğu ... varislerine ait taşınmazın Sinop Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/81 esas sayılı kararıyla niteliğinin orman olduğu gerekçesiyle tapu kaydının iptaline karar verildiğini, müvekkilinin (dava sırasında ölen ...'in) vekil olarak temyiz aşamasında davaya katıldığını, ancak davalının vekili olmadığını, kararın 10.02.2006 tarihinde kesinleştiğini, davalının müvekkilini 12.07.2012 tarihli vekaletnamesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmak ve dava açmak konusunda yetkilendirdiğini, müvekkilinin mirasçıların tapu kayıtlarının karşılıksız olarak iptaliyle mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddiasıyla davalı ile birlikte 12 hissedar adına Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurduğunu, AİHM’in, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun TMK m.1007 gereği Hazinenin sorumluluğunu kabul ettiği kararları bulunduğundan iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemezlik kararı verdiğini, bunun üzerine müvekkilinin HMK’nın kısmı eda davasının açılabildiği hallerde tespit davası açılabileceğine ilişkin 107/3 hükmü ile müvekkillerinin harç yatırma imkanlarının kısıtlı olmasını dikkate alarak Hazine aleyhine tespit davası açtığını, ancak davanın hukuki yarar yokluğundan reddedildiğini, ardından 16.10.2015 tarihinde Sinop 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/502 Esas sayılı dosyasıyla mirasçılar adına tazminat davası açtığını, yargılamanın sonunda TMK m.1007 kapsamında davalı lehine 6.346.192,02 TL tazminata hükmedildiğini, davanın halen derdest olup temyiz aşamasında bulunduğunu, tüm aşamaların vekil edenlerle yapılan toplantılarda birlikte değerlendirildiğini, müvekkilinin görevini titizlikle yerine getirdiğini buna rağmen davalının .....Noterliğinin 01.02.2016 tarihli işlemiyle gerekçe bildirmeksizin haksız olarak müvekkilini vekillikten azlettiğini, müvekkilinin diğer mirasçılar adına davayı takibe devam ettiğini, davalının daha sonra vekalet verdiği avukatın beş duruşmanın sadece ikisine katıldığını ve davaya hiçbir hukuki katkı sağlamadığını, davalının haksız azli nedeniyle vekalet ücreti alacağının muaccel olduğunu 14.02.2017 tarihli noter kanalıyla çektiği ihtarname ile takip edilen davaların değerinin %10 unu ile karşı yan vekalet ücretlerinin ödenmesini talep ettiğini ancak ödeme yapılmadığını, Asliye Hukuk Mahkemesi başvurusunda davalı adına teklif ettiği tutarın 1.888.206 euro olduğunu, Sinop 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/502 E. sayılı dosyasında davalı lehine ıslah edilen tutarın 6.346.192,02 TL olduğunu, bunlar üzerinden en az %10 vekalet ücretinin ödenmesi gerektiğini, Sinop 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/502 Esas sayılı dosyasında davalı lehine hükmedilen 128.661,62 TL vekalet ücretinin de müvekkiline ödenmesi gerektiğini ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla Asliye Hukuk Mahkemesi ve Asliye Hukuk Mahkemesi dosyası için şimdilik 5.000,00 TL vekalet ücreti ile 500,00 TL işlemiş faizinin, Asliye Hukuk Mahkemesi dosyası için 5.000,00 TL karşı yan vekalet ücreti ile 500,00TL işlemiş faizinin ve dava tarihinden itibaren işleyecek faizlerinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 06.11.2020 tarihli ıslah dilekçesiyle talep sonucunu (634.619,20 TL akdi, 128.661,92 TL karşı yan olmak üzere) 763.281,12 TL’ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, davacı avukatın işini gereği gibi takip etmediğini özenli davranmadığını, davranışlarıyla müvekkiline zarar verdiğini, bu nedenle aralarındaki güven ilişkisinin bozulduğunu, taşınmazın orman vasfı ile hazine adına tesciline dair mahkeme kararının 10.02.2006 tarihinde kesinleştiğini, TMK m.1007 kapsamında tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan zarar nedeniyle hazine aleyhine açılacak tazminat davalarının genel zaman aşımı süresi olan 10 yıllık süreye tabi olduğunu, olayda zaman aşımı süresinin 10.02.2016 yılında dolduğunu, davacının AYİM başvurusunun iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedildiğini, davacının bundan sonra Türk Mahkemeleri nezdinde ilk davasını Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/137 Esas sayılı dosyası üzerinden açtığını, Mahkemenin 25.02.2014 tarihinde yetkisizlik nedeniyle davayı reddettiğini, davacının bu dosyadan müvekkiline hiç bahsetmediğini, kanunda açıkça tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlar hakkında açılacak davaların tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemelerinde görüleceğinin belirtilmiş olmasına rağmen davacının hata yaptığını, davacının bu davalarda uzman olduğu vaadiyle müvekkilinden vekalet aldığını ancak yetkisiz mahkemede dava açarak zaman kaybına neden olduğunu, yetkisizlik üzerine gönderilen Sinop 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/131 Esas sayılı dosyasında da bu sefer 21.05.2015 tarihinde eda davası açabilecekken tespit davası açılmasında hukuki yararın olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğini, davacının iki kere fahiş hata yaptığını, tespit davasında da eda davasında olduğu gibi nispi harç alındığını, davacının iddiasının doğru olmadığını, davacının tespit davası ile belirsiz alacak davasını birbirine karıştırdığını, davacının hataları nedeniyle müvekkilinin 3 yıl kaybettiğini ve zamanaşımının dolmasına 4 ay kala 12.10.2015 tarihinde son davayı açtığını, ancak bunda da hatalı olarak belirsiz eda davası açmak yerine kısmi dava açtığını, bu şekilde kalan alacağı zaman aşımına uğrama tehlikesine soktuğunu, müvekkilinin davacı yüzünden alacağını alamayacağına kanaat getirerek kendisini 01.02.2016 tarihinde azlettiğini ve başka bir avukata vekalet verdiğini, müvekkilinin davacıyı azletmeseydi diğer müvekkilleri gibi eksik faiz talep edilmesi ve başlangıç tarihinin yanlış gösterilmesi nedeniyle zarara uğrayacağını, hissedarlardan yalnızca müvekkilinin yeni vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun kabul edildiğini, azlin haklı olması nedeniyle davacının vekalet ücreti talep edemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, davacıların murisi ile davalı arasında vekalet ilişkisinin bulunduğu, 20.05.2006 tarihli vekalet sözleşmesinin davacıların murisi ile davalı ve dava dışı kişiler tarafından yapıldığı, vekalete konu işin "... köyü 1 33... parsel sayılı taşınmazın tapu iptal tesciline ilişkin Sinop Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/81 E sayılı dosyası sebebi ile iş sahiplerinin lehine Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde takip edilecek tazminat davasına" ilişkin olduğu, davacının haksız azil nedeniyle vekalet ücreti alacağı talep ettiği, davacının cevaba cevap dilekçesiyle sunduğu tanıklarının davanın basit yargılama usulüne tabi olması ve zamanında gösterilmemesi nedeniyle dinlenemeyeceği, davacılar murisinin vekil olarak açtığı ilk davanın yetkisizlikten ikincisinin eda davası açılabileceği halde tespit davası açıldığından hukuki yarar yokluğundan reddedilmesi nedeniyle 2012 yılında aldığı vekaletnameye karşın yargılamaya başlanılmasının 12.10.2015 tarihini bulduğu, TMK 1007.madde kapsamında açılacak tazminat davası için 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmasına 4 ay gibi bir süre kaldığı, bu nedenle davalı müvekkili ile arasındaki güven ilişkisinin zedelendiği, her ne kadar dava dilekçesinde davalının harcı yatırabilecek durumu olmadığı için tespit davası açıldığı iddia edilmiş ise de vekilin görevini itina ile yerine getirmesi gerektiği müvekkillerinin harç yatırma durumlarının olmaması halinde gerekirse adli yardım kapsamında talepte bulunması gerekirken kanunu dolanma niteliğindeki davranışlara girilmemesi gerektiği nitekim bu şekilde açılan davanın reddine karar verildiği, vekilin bu şekilde tespit davası açmasının öncesinde de yetkili olmayan mahkemede davayı açmasının müvekkilinin haklarını tehlikeye atar nitelikte olduğu, müvekkilinin alacağını zaman aşımın süresine yaklaştırdığı, davalının güveninin sarsılmasının ve dolayısıyla azlin haklı olduğu, haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle kesinleşen işlerin ücretinin istenebileceği, bu nedenle sadece azil tarihinde kesinleşmiş olan AİHM başvurusu nedeniyle ücret talep edebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 2.297,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara Ankara 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2021/3401 E ve 2021/3209 K sayılı muris ...'in veraset ilamındaki payları oranında ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla azlin haklı olduğu ancak davanın kısmen kabul edilmesi nedeniyle davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davacı vekilinin başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına davanın kısman kabulüne 2.297,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara Ankara 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2021/3401 E., ve 2021/3209 K. sayılı muris ...'in veraset ilamındaki payları oranında ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili, Asliye Hukuk Mahkemesinin iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle başvuruyu kabul edilemez bulmasından sonra nasıl yol izleneceği konusunda farklı görüşlerin ortaya atıldığını, tazminat davası yerine tespit davası açılmasını yeterli bulan görüşün de olduğunu, bununla birlikte zaten taşınmaz maliklerinin tazminat davası açmak için yeterli nakit paraları olmadığı için ilk önce tespit davası cihetine gidilmesi konusunda ortak karar alındığını, maliklerin adli yardımdan yararlanma şartlarına haiz olmadığını, bu nedenle müvekkillerinin murisleri tarafından tespit davası açıldığını, öte yandan davanın zamanaşımı süresine yakın açılmasının hak kaybına sebep olmayacağını, nitekim bu yönde iddia da bulunmadığını, 12 malikten sadece davalının azletmesinin azlin haklı olmadığını gösterdiğini, müvekkilinin tüm dosyaları özenle takip ettiğini, kabulü göre de Bölge Adliye Mahkemesinin davalı lehine hükmettiği vekalet ücretinin hukuka aykırı olduğunu kısmen red durumunda davalı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin davacı lehine hükmedilenden fazla olamayacağını belirterek kararı temyiz etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, vekalet sözleşmesinde haksız azil iddiasına dayanan vekalet ücreti alacağına ilişkindir.
Temyiz olunan karardaki gerekçeye, davacılar murisince medeni usul kurallarına uygun açılmayarak reddedilen davalar nedeniyle zaman kaybedilmesi ve zamanaşımının dolmasına 4 ay gibi kısa bir süre kala son davanın açmış olması nedeniyle davalının duyduğu güvenin zedelenmesi sonucunda kendisini vekillikten azletmesinin haklı olduğunun anlaşılmasına, vekalet sözleşmesinin güvene dayalı olması nedeniyle haklı azil için zararın meydana gelmesinin aranmamasına, dava alacak davası olup karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin maddi tazminat davaları için öngörülmüş 13.maddesinin üçüncü fıkrasının somut olayda uygulanmasının mümkün olmamasına göre davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,
Fazla alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,22.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.