"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/2415 E., 2025/719 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 41. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/343 E., 2023/226 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığının 23.11.2011 tarihli denetim raporunda belirlenen hususlar kapsamında 2006 yılına ait davalının ödemesi gereken reklam gelirleri payını noksan ödediğinin tespit edildiğini, 6112 sayılı Kanun ve Maliye Bakanlığınca düzenlenen vergi tekniği raporu kapsamında davalıya uyarı yazıları gönderildiğini, davalının belirlenen süre içinde ödeme yapmaması üzerine Ankara 23. İcra Dairesinin 2019/15964 E., sayılı dosyasında icra takibi yapıldığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu, müvekkili Kurumun davalıdan 851.293,28 TL asıl alacak, 2.447.870,36 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 3.299.163,64 TL alacağı olduğunu ileri sürerek; davalının haksız itirazının iptaline, davalı aleyhine inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; davacının 2006 yılı Ocak-Aralık dönemine ait alacağı talep ettiğini, dönemsel olarak Ocak 2006 payının Şubat 2006, Aralık 2006 payının Ocak 2007 içinde tahakkuk edip ödenmesi gerektiğini, dönemsel edim niteliğindeki dava konusu alacağın zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alacağın zamanaşımına uğramadığı, 2006 yılı için belirlenen %8 komisyon oranının hakkaniyet çerçevesinde uygun görüldüğü, davalının itirazında haksız olduğu gerekçesiyle; davanın kabulü ile davalının takibe yaptığı itirazın iptaline, icra inkâr tazminatı isteminin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı tarafından süresinde ileri sürülen zamanaşımı def'inin öncelikle değerlendirilmesi gerektiği, icra takibine ve davaya konu edilen üst kurul payının 2006 yılı Ocak/Aralık dönemine ilişkin olduğu, davaya konu alacakların ortaya çıktığı dönemde yürürlükte bulunan ve 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun ile yürürlükten kaldırılan 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun (3984 sayılı Kanun) ile bu Kanun uyarınca çıkarılmış olan Yönetmelik hükümlerine göre uyuşmazlığın çözümü gerektiği, 3984 sayılı Kanunun 12/1 (b) bendinde, özel radyo ve televizyon kuruluşlarının yıllık brüt reklam gelirlerinden %5 oranında ayrılacak paylar Üst Kurul'un gelirleri arasında sayıldıktan sonra, 21.05.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4756 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 13. maddesinde ise, 12/1(b) bendinde öngörülen reklam gelirlerinden ayrılacak payların, elde edildikleri ayı takip eden ayın en geç 20’sinde ilgili yayın kuruluşları tarafından ödeneceği, ödemede gecikilmesi hâlinde, ilgili yayın kuruluşunun uyarılarak yedi gün içinde ödeme yapmasının isteneceği, ödenmeyen kurum gelirinin icra yoluyla tahsil olunacağı ve gecikilen ödemeler için 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun (6183 sayılı Kanun) hükümlerinin uygulanacağının kurala bağlandığı, Kanunun yaptığı atıf nedeniyle uygulama alanı bulacak olan 6183 sayılı Kanunun “Tahsil zamanaşımı” başlıklı 102. maddesinde ise; amme alacağının, vadesinin rasladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren beş yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrayacağı düzenlemesinin bulunduğu, icra takip tarihi olan 04.12.2019 tarihi itibariyle takibe konu alacakların tümü yönünden beş yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmakla, icra takibine yönelik itirazın iptali davasının zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru görülmediği, koşulları oluşmadığından davalının kötü niyet tazminatı isteminin de reddine karar verildiği gerekçesiyle; İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın zamanaşımından reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; dava konusu alacağın mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu gereği 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabi olduğunu, ilgili Kanun ve Yönetmelik hükümleri gereği davalının süresinde beyanname ile beyan etmesi gereken gelirleri eksik beyan etmesi nedeniyle alacağın Vergi Tekniği Raporuyla tespit edilebildiğini, dolayısıyla alacak beyan edilmediğinden henüz doğmuş bir alacak da olmadığını, her ne kadar ilgili Kanun ve Yönetmelik hükümlerinde 6183 sayılı Kanuna atıf yapılmışsa da üst kurul alacaklarının anılan Kanun gereği tahsili gereken bir kamu alacağı olmayıp genel hükümlere göre tahsili gerektiğini, 6183 sayılı Kanunun yalnızca gecikilen ödemelerin cezası için uygulanması gerektiğini, söz konusu alacağın dönemsel edim olarak kabulü ile beş yıllık zamanaşımı hükümleri uygulansa dahi zamanaşımı süresinin dolmadığını, davalı tarafından beyan edilmeyen ve dolayısıyla henüz muaccel hale gelen bir alacak mevcut olmadığından muacceliyetin ihtar yazısının davalıya tebliği ile başlatılması gerektiğini, eksik beyandan kaynaklandığı Maliye incelemesi sonucu ortaya çıkan durumun ilgilisine tebliği zorunlu olup; bu işleme karşı dava açılmış olmasının icra takibine girişilmesini engellediğini, anılan davanın açılmasından 6 yıl sonra Danıştay safhasında belirtildiğini, bu nedenle icra takibine girişilmesi için bahse konu idari yargı sürecinin beklenmesinin zorunlu olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, eksik beyan edilen RTÜK payının tahsili istemine ilişkindir.
1.Dava konusu alacağın zamanaşımına uğradığının ve davalının süresi içinde zamanaşımı savunmasında bulunduğunun anlaşılmasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2025/3-219 E., 2025/541 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere;
Öncelikle dava konusu üst kurul payı alacaklarına mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Zira 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 5. maddesi gereğince, Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanun hükümlerine tâbi olmaya devam edecektir.
Genel hükümlere göre zamanaşımı süresinin başlangıç tarihi; kural olarak alacağın muaccel olduğu tarihten, diğer bir ifadeyle alacaklının alacağını talep edebileceği tarihten işlemeye başlar. Gerek mülga BK'nın 128. maddesinde, gerekse TBK'nın 149. maddesinde zamanaşımının alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlayacağı belirtilmiştir. Buna göre, üst kurul alacakları da istisnai olarak belirtilen ihbar şartına bağlı olmaksızın genel kurala tâbi olacağından vergi denetleme raporu muacceliyet tarihini etkilemeyecektir.
Davaya konu alacaklar, davalı kurumun ilgili faaliyetleri ile ... arasında açıklanan mevzuattan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla, özel zamanaşımı süresi belirlenen alacaklardan olmadığından ve ilgili kanunlarda aksine bir düzenleme bulunmadığından genel zamanaşımı süreleri işleyecek olup; üst kurul payının her ay elde edilmiş reklam geliri üzerinden doğduğu, her bir aya ilişkin üst kurul payı alacağının elde edildiği ayı takip eden ayın en geç yirmisinde alacaklısı RTÜK tarafından ifası talep edilebilir (muaccel) hâle geldiği, bu itibarla üst kurul payı alacaklarının belirli ve düzenli aralıklarla doğduğu (her ay) anlaşılmakla gerek edimlerin aynı hukuki sebepten kaynaklanması gerekse düzenli şekilde doğması nedeniyle mülga BK'nın 126/1 (TBK m. 147/1) maddesi gereği beş yıllık zamanaşımın uygulanacağı açıktır.
Bir borcun alacaklısının kamu tüzel kişisi sıfatını taşıması, söz konusu alacağın kendiliğinden 6183 sayılı Kanunun kapsamına girdiği sonucunu doğurmaz. Alacağı tahsil olanakları bakımından özel pek çok mekanizmayı barındıran bu Kanun, söz konusu niteliği itibariyle istisnai niteliktedir.
RTÜK, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na ekli III sayılı cetvelde yer alan kamu tüzel kişiliğine sahip düzenleyici ve denetleyici bir kurumdur. RTÜK, 6183 sayılı Kanunda belirtilen alacaklı kamu idarelerinden birisi değildir. Şu hâlde, davaya konu edilen üst kurul payları hakkında 6183 sayılı Kanunun 1. maddesi hükmünün uygulanması olanağı bulunmamaktadır.
Davaya konu edilen üst kurul alacakları Ocak/Aralık 2006 dönemlerine ilişkin olup, doğduğu tarih itibariyle uygulanması gereken mevzuat o dönemde yürürlükte bulunan 20.04.1994 tarihli (mülga) 3984 sayılı Kanun'dur. Yine aynı tarihlerde yürürlükte bulunan 18.05.2003 tarihli (mülga) Radyo Televizyon Üst Kurulu Bütçe, Muhasebe ve İdari İşler Yönetmeliği'nin uygulanacağı açıktır. Bu Yönetmelik ise 26.08.2011 tarihli Medya Hizmet Sağlayıcı Kuruluşlarının Elde Ettiği Ticari İletişim Gelirlerinin Denetimi ve Bu Gelirler Üzerinden Alınacak Üst Kurul Paylarının Beyan ve Ödenmesine İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmelik ile ilga edilmiştir.
Mülga ve meri tüm mevzuatta Kurul gelirlerinin eksik ödenmesi hâlinde genel hükümlere göre tahsil edileceği, faiz ve gecikme zammı yönünden 6183 sayılı Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir.
Ayrıca mülga 3984 sayılı Kanun'un 13/II. fıkrasında, kurum gelirinin "icra yoluyla tahsil" olacağı da açıkça belirtilmiştir. Kanunda yer verilen icra dairesi ibaresinden genel hükümlerin uygulanacağı, 6183 sayılı Kanun'a göre işlem yapılmayacağı anlaşılmaktadır. Nitekim, 6183 sayılı Kanunun 3. maddesinde alacağı idare adına tahsil etmeye yetkili organlar ve görevliler tahsil dairesi olarak tanımlanmıştır. 6183 sayılı Kanun çerçevesinde alacaklı idare, kural olarak kendi bünyesi içinde tahsil sürecini yürütmektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince, 6183 sayılı Kanunun 102. maddesindeki "Amme alacağı, vadesinin rasladığı takvimi yılını takib eden takvim yılı başından itibaren 5 yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar." hükmü uyarınca, muacceliyetin vadenin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başı olarak tespit edildiği belirtilmiş ise de, açıklandığı üzere; anılan değişiklikten önce de davaya konu alacakların genel hükümlere göre tahsil edileceğinin belirli olduğu, yapılan Kanun ve Yönetmelik değişiklikleriyle yalnızca bu hükümlerin açık ve anlaşılabilir hâle getirildiği, yalnızca gecikilen ödemelere ilişkin gecikme zamları ile yargılama giderlerinin 6183 sayılı Kanuna tâbi olduğu, dolayısıyla davaya konu alacağa 6183 sayılı Kanunun değil genel hükümlerin uygulanması ve muacceliyet tarihinin de buna göre tespit edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Şu durumda; TBK'nın yürürlüğünden önceki döneme ilişkin RTÜK payı alacakları konusunda BK'nın zamanaşımına ilişkin hükümlerinin uygulanması gerektiği, davacının alacağı dönemsel edim niteliğinde olduğundan, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresinin işlemeye başlayacağı, alacağın doğduğu tarihte yürürlükte bulunan ilgili mevzuat hükümlerine göre alacağın ''....elde edildikleri ayı takip eden ayın en geç 20'sinde ödenmesi'' gerektiği, davacının Aralık 2006'ya ilişkin alacağının 20... tarihinde muaccel olduğu, icra takibinin ise 2019 yılında başlatıldığı, Ocak-Aralık 2006 dönemine ilişkin tüm alacakların zamanaşımına uğradığı, TBK'nın 158. maddesinde "Davanın reddinde ek süre" başlığı altında düzenlenen "Dava veya def’i; mahkemenin yetkili veya görevli olmaması ya da düzeltilebilecek bir yanlışlık yapılması yahut vaktinden önce açılmış olması nedeniyle reddedilmiş olup da o arada zamanaşımı veya hak düşürücü süre dolmuşsa, alacaklı altmış günlük ek süre içinde haklarını kullanabilir" hükmünün de somut olayda uygulanma şartlarının oluşmadığı anlaşılmakla, davanın bu gerekçeyle zamanaşımından reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle reddine karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup kararın bozulmasını gerektirir.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/4. maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinin değiştirilerek ve düzeltilerek onanması gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE,
2.Davacı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesine yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinin DEĞİŞTİRİLEREK VE DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,20.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.