Consülto
Consülto
Karar ArşiviYargıtay İçtihat Veritabanı
Yargıtay

3. Hukuk Dairesi

Dosya2025/1256 E. 2026/87 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2023/1530 E., 2024/2213 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 3. Tüketici Mahkemesi

SAYISI : 2020/328 E., 2022/554 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 13.01.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir

Belli edilen günde gelen davalılar ..., ..., ... ve .... Tic.A.Ş. vekili Avukat ... geldi. Sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili, müvekkilinin, 32 yıldır mesane ve VUR nedeniyle Renal Yetmezlik hastası olduğunu, tüm tedavi seçeneklerini kullandığını, 2007 Şubat ayında mesane genişletme operasyonu geçirdiğini, 14.06.2007 tarihinde böbrek nakli gerçekleştirildiğini, 2008 Ağustos ayında yeninden hemodiyalize başladığını, tedavisi ile ilgili tüm süreçleri denemeye devam ettiğini, böbrek nakli bekleme listesine girdiğini, 14.12.2015 tarihinde 1. sıradaki adaya hepatit c teşhisi konulması nedeniyle sıranın kendisine geçtiği söylenerek tahliller istenildiğini, 71 yaşında exitus olan kadavranın böbreği ile %90 uyumluluk olduğu belirtilerek naklin gerçekleştirildiğini, ameliyattan sonra en geç 13 gün içinde böbreğin çalışmaya başlayacağı söylenmesine rağmen 4 hafta sonra ancak az az idrar gelmeye başladığını, 2 gün sonra kesilmeyen ishal durumu yaşamaya başladığını,14.01.2016 tarihinde taburcu edildiğini, taburcu edildikten 5 hafta sonra idrar kesilmesi yaşandığını, 29.02.2016 tarihinde tekrar hastaneye yatışının yapıldığını, yapılan tahliller sonucunda böbreğin vücuda uyum sağlamadığının öğrenildiğini, plazmaferez tedavisi uygulandığını, tedavinin durumu daha da kötüleştirdiğini ancak tedaviye devam edildiğini, uygulanacak tedavi konusunda aydınlatıcı bilgi verilmediğini, bunun üzerine 25.03.2016 tarihinde davalı hastaneden ayrıldığını, davalıların tedaviyi ret formu imzalattığını ancak yeterli bilgi vermediğini, davalı hastane tarafından nakledilen böbreğin davacıda enfeksiyona neden olduğu ve CRP değerlerinin çok yükseldiğini, böbreğin alınmaması halinde enfeksiyonun tüm vücuda yayılarak ölüme neden olabileceğinin söylendiğini, 19.08.2016 tarihinde böbreğin alındığını, yapılan tetkikte böbreğin çürük olduğunun tespit edildiğini, böbrek nakli sırasında ve sonrasındaki tedavilerde davalıların sorumluluklarını yerine getirmediğini, komplikasyon yönetiminin başarılı olmadığını, onam formunun matbu olduğunu ileri sürerek; 750.000,00 TL manevi tazminatın 14.12.2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalılar vekili, doktorların böbrek nakli konusunda uzman hekim olduğunu, davalı ...’ın ise kat hekimi olduğunu ve nakil ve tedavi sürecinde yer alan hekim olmadığını, davacının tıbben böbrek kaybı nedenli yüksek immunolojik riskli olarak kabul edilen hasta olduğunu, kendi isteği ile hastane böbrek nakli bekleme listesine kaydolduğunu, 4 yıl sonra uygun kadavra bağışı olması ve Ulusal Organ ve Doku Nakli Koordinasyon Merkezi tarafından gönderilen listede ismi yer alması nedeniyle tetkikler sonrası nakil için hastaneye yatışının yapıldığını, davacı ve eşine donör ve kendi immunolojik riski hakkında ayrıntılı bilgi verildiğini, operasyon sonrasında gerekli tedavinin yapıldığını, 01.04.2016 tarihinde idrar kültüründe üreme tespit edilince davacının birçok kez arandığını ancak hastaneye gelmediğini, aramalara cevap vermediğini, takibini eksik bıraktığını, onam formlarının davacı tarafından imzalandığını ve yeterli bilgilendirme yapıldığını, böbrek naklinin başarı ile gerçekleştirildiğini, böbreğin vücuttan tutunamamasının davalıların sorumluluğunda olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının takip ve tedavisinde görev almış sağlık çalışanları aracılığı ile yürüten idarenin dosya verilerine göre davalı hastanede kadavradan yapılan böbrek nakli işleminin bilime ve mevzuata uygun olduğu, cerrahi işlemin komplikasyonsuz gerçekleştiği, sonrası takiplerinde transplante edilen böbreğin vücut tarafından red edilmesi komplikasyonuyla karşılaşıldığı, bu durum önlemek ve tedavi etmek adına gereken tıbbi uygulamalarla uygun bir şeklide müdahale edildiği, tedavi süreci ile ilgili gerekli konsültasyonların alındığı, davacıya güncel tıp bilimine uygun bir şekilde müdahale edildiği, kullanılan Mabthera dozunun yasalara aykırı olmadığı, tüm tedavilere rağmen yeterli yanıt alınamadığı, takip ve tedavi süreci devam ederken kendi rızası ile tedaviyi reddederek başka bir merkezde tedavisine devam edildiği, yapılan işlemlerde kusurlu bir eylemin bulunmadığı, Ret Form içeriklerindeki bilgilendirme kısımlarının yeterli olduğu, davalı doktorların eylemlerini tıbbın genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı süresi içinde davacı vekilli istinaf başvurusunda bulunmuştur.

IV. İSTİNAF

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bağışıklık sisteminin nakledilen böbreği reddetmesi sebebiyle naklin başarısız olmasının da riskler arasında olduğu, dava konusu olayda davalıların kusurunun olmadığının hüküm kurmaya elverişli, denetime açık bilirkişi raporu ile tespit edildiği ve onam formlarının yeterince bilgilendirme içerdiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili; matbu onam formlarıyla yapılan aydınlatmaların geçersiz olduğunu, hastanın yeterince aydınlatılmamasının bir hizmet kusuru olduğunu, sübjektif olarak kaleme alınmış bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, bilirkişi heyetine tevdi edilen bir çok sorunun yanıtsız bırakıldığını, Mahkemenin itirazları karşılayacak şekilde yeni bir heyetten rapor almadığını ya da ek rapor almadığını, manevi tazminat isteminin koşullarının oluştuğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Uyuşmazlık, davalı özel hastane ve doktorun vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davrandığı iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.

Temyizen incelenen kararda; dosya kapsamında bulunan ve karara esas alınan bilirkişi raporunda; davalı hekimlere atfedilecek bir kusurun olmadığı, yapılan tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu belirtilmekle, tazminata hükmedilebilmesi için kusur, zarar ve illiyet bağının bir arada olması gerektiği, davacı hastada ortaya çıkan durum yönünden ortada kusur bulunmadığının açık olduğu, davacıya yapılan tedavi ve girişimlere ilişkin bilgilendirmelerin yapıldığı, onam formların yeterli bilgilendirmeyi içerdiği anlaşılmakla davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,

40.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,

Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,13.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

§