Consülto
Consülto
Karar ArşiviYargıtay İçtihat Veritabanı
Yargıtay

3. Hukuk Dairesi

Dosya2025/1221 E. 2026/77 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2019/18 E., 2024/756 K.

Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 13.01.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir

Belli edilen günde gelen davalı vekili Avukat ...'in sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili; taraflar arasında 2010 yılında sözlü olarak adi ortaklık kurulduğunu, bu ortaklığa göre taraflara ait tarlalarda ihracatlık kabak ve kavunun müvekkili tarafından tarımsal üretiminin yapılması ve davalı tarafından yurt dışında bu ürünlerin satılması konularında anlaşıldığını, bu ortaklıkta tarafların hissesinin %50'şer olarak belirlendiğini ve bütün masraf ve gelire eşit şekilde ortak olunduğunu, davalıya ait ıslah çalışması yapılan tarlada sondaj çalışması yapıldığını, damlama sistemi kurulduğunu, kuyu açıldığını ve tarlanın ıslahı için tüm çalışmaların yapıldığını, bütün bunlar için müvekkili tarafından 41.628,00 TL ödeme yapıldığını, davalının ise müvekkiline aralıklarla toplam olarak 39.690,00 TL ödeme yaptığını, buradan müvekkilinin 1.938,00 TL alacağının kaldığını, buna ilişkin olarak Çal Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/6 D.İş dosyasıyla tespit yapıldığını, davalıya yurt dışında satması için 2 tır dolusu kabak, 19 ton kavun yetiştirilip gönderildiğini, gönderilen ürünlerin satışından elde edilen gelirin yarısının davacıya gönderilmediği gibi yapılan masrafların da karşılanmadığını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 32.387,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili; taraflar arasında adi ortaklık kurulduğunu, ekim ve ürün konusunda tek yetkilinin davacı olduğunu, yetiştirilen ürünlerin tamamının yurt dışına ihraç edileceğinin, davacı tarafından ürün satılmayacağının kararlaştırıldığını, adi ortaklık için yapılan masrafların davalı tarafından gönderilen para ile yapıldığını, davacının mahsul zamanı gelince yetiştirilen ürünleri Türkiye piyasasında fiyatlar yüksek olunca kendisinin sattığını, yurt dışına gönderilen malların ihracaata uygun olmayan mallar olduğunu, yurt dışına gönderilen ürünlere ilişkin masrafların kendisi tarafından karşılandığını, ortaklıktan elde edilebilecek ürünün belirlenmesi gerektiğini, davacının müvekkiline hesap vermediğini, ortak olan malları satarak haksız kazanç elde ettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

III. MAHKEME KARARI

Mahkemenin 17.03.2016 tarihli kararıyla; hükme esas alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, yurt dışına ihraç edilmek suretiyle satışı yapılan ürünler ve bu ürünler için yapılması gereken masraflar dikkate alınarak, davanın kısmen kabulüne, 22.861,50 TL'nin faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

1. Dairece verilen 23.10.2018 tarihli ilamla; davalı vekilinin sair temyiz itirazları reddedilerek, taraflar arasında adi ortaklık kurulduğunun ispat edildiği, adi ortaklığın amacını oluşturan tarımsal ürünlerin satıldığı, ortaklığın son bulduğu gözetilerek; adi ortaklık konusu ekim yapılan alandan ne kadar ürün elde edilebileceğinin ve üretim masraflarının belirlenmesi, tarafların adi ortaklığa vermiş olduğu avansların değerlendirilmesi, adi ortaklık için yapıldığı iddia edilen masrafların kimin tarafından yapıldığının açıklığa kavuşturularak uyuşmazlığın ilamda belirtilen sıra ve yöntem uyarınca çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle, kararın bozulmasına karar verilmiştir.

2. Bozmaya uyan Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosya kapsamında alınan bilirkişi raporları doğrultusunda dava konusu ürünlerin yurt dışına satışından 41.182,33 TL gelir elde edilmiş olduğu, bu tutarlardan 25.039,34 TL gümrükleme ve navlun masrafları düşüldükten sonra kalan miktarın 16.142,99 TL olarak belirlendiği, buna göre davacının %50 ortaklık payına düşen alacak miktarının 8.071,50 TL olduğu, ayrıca ihraç edilen ürünün yetiştirilebilmesi için yapılması gereken üretim masrafının 60.749,70 TL olduğu, 66.245,30 TL tutarından (işçilik masrafı düşüldükten sonra) net gelir edilmesinin mümkün olduğu dikkate alındığında, teknik değerlendirmelerde tespit edilen 60.749,70/66.245,30 olarak tespit edilen üretim masrafı/net gelir oranı esas alındığı takdirde ihraç edilmiş olan ürünlerden elde edildiği tespit edilen 41.182,33 TL tutarındaki gelirin 37.765,92 TL olabileceği, dolayısıyla davacının kavun ve kabak yetiştiriciliği yapması gereken masraflar kapsamında davalıdan olan alacak miktarının (37.765,92 X %50) 18.882,96 TL ve bu tutardan tespit edilen ihraç ürünlerinden kalan 850,00 TL tutarındaki yurt içi satışı düşüldükten sonra %50 ortaklık payına düşen alacak miktarının 18.032,96 TL olduğu, sondaj kuyusu açılması maliyeti değerinin yaklaşık 16.934,00 TL olduğu, damlama sistemi yapılması için 25.000,00 TL, ıslah çalışması için taş toplama işçilik bedelinin 5.000,00 TL olduğu, davacının taşınmazda yaptığı ıslah ve sondaj çalışmalarının bedeli karşılığında davalının bu işler için davacıya 39.680,00 TL göndermiş olduğu, tarım ürünleri ve bu ürünlerin satışları sonucunda 33.358,46 TL davacının davalıdan alacağı olduğu gerekçesiyle; taleple bağlı kalınarak davanın kabulüne, taraflar arasında 2010 yılında kurulan tarımsal üretim amaçlı adi ortaklığın feshi ile ortaklığın tasfiyesine, ortaklığın tasfiyesi nedeniyle 32.787,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

Davalı vekili; bozma ilamında ve Kanunda açıkça belirtilen tasfiye usulüne uyulmadan karar verildiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporlarının denetime elverişli bulunmadığını, ortaklığa konulan sermaye ve masraflar iade edilip kalan net kârın eşit paylaşılması yapılmadığını, usulüne uygun alınacak rapor ile borçlu değil aksine alacaklı olduğunun açık olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Uyuşmazlık, adi ortaklık ilişkisinden kaynaklı fesih ve tasfiye-alacak istemine ilişkindir.

1. Mahkemece, her ne kadar, bozmaya uyma kararı verilmiş ise de; bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir.

Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması üzerine, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK).

Diğer taraftan; ortaklar, ortaklık için bir takım avanslar verdiklerini ve masraflar yaptıklarını iddia ediyorlarsa, bunların da 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 643. maddesi gereğince ortaklığın tasfiyesinde istenebilmesi ve bilhassa ortaklığın mahkemece yapılan tasfiyesi esnasında dikkate alınması olanağı vardır. Ancak kuşkusuz bu gider ve masrafların talep edilebilmesi için, ispat edilmesi zorunludur. Bu ispat ise yasal delillerle ve duruma göre takdiri delillerle ve özellikle bilirkişi incelemesi ile yaptırılabilir (Adi Ortaklık Doç. Dr. Oruç Hami Şener sf. 620-629).

Hükmüne uyulan bozma ilamında; adi ortaklığın tasfiyesine ilişkin ilk aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm mal varlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmesi, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmesi, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanması, tasfiye memurunun belirlediği malvarlığı bilançosunun taraflara tebliğ edilmesi, tarafların bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmesi gerektiği açıkça ifade edilmesine rağmen, tasfiye işleminin bozma ilamında belirtilen sıra ve yönteme göre yapılmadığı; yönetici ortak olan davacıdan hesap listesinin istenilmediği, yine üçüncü aşamada belirtilen, ortaklardan her birinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payının geri verilmesi, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilançonun düzenleneceği belirtilmesine rağmen, hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli olmadığı, üretim yapılan alanın 187 dekar olarak değerlendirilmesi gerekirken, hesaplamanın 100 dekar ile sınırlı tutulduğu, davacı yönetici ortağın yapmış olduğu belirlenen sondaj, damla sulama sistemi ve taş toplama alanının sadece 37 dekar alanla sınırlı olduğu halde, 100 dekar alan için masraf hesaplaması yapıldığı, üretim için 2010 yılı birim fiyatlarının esas alınmadığı, yine ihracat için gönderildiği belirlenen ürünlerin satışa hazır olduğu hususu değerlendirilmeksizin, bu ürünlerden de ayrıca üretim masraf kaleminin mahsup edildiği ayrıca üçüncü ve son aşama olarak yapılması gereken işin öncelikle ortaklardan herbirinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım paylarının geri verilmesi olduğu halde, usulüne uygun son bilançonun düzenlenmediği anlaşılmakla, söz konusu tasfiye işleminin sonuç bilançosunun hükme esas alınamayacağı açıktır.

Bu itibarla, Mahkemece; bozma ilamında belirtilen sıra ve yönteme uygun olarak, yukarıdaki açıklamaları da karşılar nitelik ve nicelikte yeni bir tasfiye heyetinden rapor alınması suretiyle sonucuna uygun hüküm tesisi yoluna gidilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

2. Kabule göre de; Mahkemece verilen 17.03.2016 tarihli kararın sadece davalı tarafça temyiz edildiği ve hükmün davalı yararına bozulduğu, bu itibarla davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu gözetilmeden, Mahkemece usuli kazanılmış hak ihlal edilerek yazılı şekilde karar verilmesi de doğru değildir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle,

Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,

40.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,13.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

§