"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2025/53 E., 2025/793 K.
SUÇ : Hırsızlık
HÜKÜM : Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
İlk Derece Mahkemesince hırsızlık suçundan verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi uyarınca temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi uyarınca temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
5271 sayılı Kanun’un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'' ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek; sanığın temyiz isteminin, suçu işlemediğine yönelik olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde bölge adliye mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre Zonguldak 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 23.02.2023 tarihli ve 2019/446 Esas, 2023/99 Karar sayılı dosyasında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik sanığın istinaf istemi üzerine yapılan inceleme neticesinde, Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 15.01.2024 tarihli ve 2023/2229 Esas, 2024/207 Karar sayılı kararı ile “...5237 sayılı TCK’nın 32. maddesinde, akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilemeyeceği, ancak bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunacağı, 2. fıkrada da 1. fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, verilecek cezanın indirilebileceği, mahkûm olunan cezanın, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabileceği, 5271 sayılı CMK’nın 74. maddesinde fiili işlediği yolunda kuvvetli şüpheler bulunan şüpheli veya sanığın akıl hastası olup olmadığı akıl hastası ise ne zamandan beri akıl hastası olduğu ve bunun, kişinin davranışları üzerindeki etkilerini saptamak için; resmî bir sağlık kurumunda gözlem altına alınmasına, soruşturma evresinde sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından karar verilebileceğinin düzenlendiği, aynı Yasanın 223. maddesinin 1. fıkrasında, duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararlarının hüküm olduğu, aynı Yasa maddesinin 3. Fıkranın a bendinde, yüklenen suçla bağlantılı olarak akıl hastalığının bulunması halinde, ceza verilmesine yer olmadığı kararı verileceği, aynı maddenin 8. fıkrasında Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verileceği, ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verileceği belirtilmiştir. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2015/4672-2016/2330 E.K. sayılı kararında soruşturmanın veya kovuşturmanın başlatılması ya da yürütülmesi; şikayet şartının gerçekleşmesi, sanığın gaip (kaçak) olması, yasama dokunulmazlığının bulunması, suç işleme tarihinden sonra sanığın akıl hastalığına yakalanması gibi belli koşulların gerçekleşmesine veya engellerin bulunmamasına bağlı kılındığı durumlarda, yargılama şartları denilen ve yargılama yapılabilmesi için bulunması gereken bu şartların kovuşturma evresinde ortaya çıkması halinde; şartın gerçekleşme ihtimalinin bulunmadığının anlaşılması halinde davanın düşmesine, buna karşılık şartın henüz gerçekleşmediği ancak gerçekleşme ihtimalinin bulunduğunun anlaşılması halinde ise şartın gerçekleşmesini beklemek üzere kovuşturmanın durmasına karar verilmesi gerektiğinin belirtildiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda; sanık ...'in istinaf dilekçesinde psikolojisinin bozuk olduğunu belirtmesi ile birlikte Dairemizce 2023/12 92... /3146 Karar sayılı dosyasında sanık ...'in istinaf dilekçesi ekinde anksiyete bozukluğu ve depresif epizodlar teşhisine dair raporları sunması nedeniyle sanık hakkında akıl sağlığının yerinde olup olmadığına yönelik rapor aldırılması gerektiği gerekçesiyle bozma kararı verildiği de gözetildiğinde öncelikle; sanık ...'in dava dosyası ile birlikte tam teşekküllü ruh sağlığı ve hastalıkları hastanesi sağlık kurulundan, üniversite hastanelerinin ruh sağlığı ve hastalıkları ana bilim dalı başkanlıklarında usulüne göre teşkil edilmiş heyetten ya da Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Kurulundan Başkanlıklarından birine sevkinin sağlanarak şüpheye yer bırakmayacak şekilde suç tarihinde ve halen 5237 sayılı TCK'nın 32. maddesi gereğince akıl hastası olup olmadığı, akıl hastası ise işlediği suçun hukuksal sonuçlarını algılama veya davranışlarını yönlendirme yeteneğini azaltacak derecede akıl hastalığının bulunup bulunmadığı araştırılarak, sonucuna göre hukuksal durumu değerlendirilip, suç tarihinde ve yargılama aşamasında akıl hastalığının bulunduğunun anlaşılması halinde; bu rahatsızlığın “duruşma ve sorgu yapılmasını imkansız kılacak, yani sanığın kendini makul şekilde müdafaa edemeyecek derecede olması” halinde sanığın iyileşme olanağının bulunup bulunmadığı hususunda rapor alınarak sonucuna göre iyileşme imkanı bulunmadığı takdirde CMK'nın 223. maddesi 8. fıkrasının 1. cümlesi uyarınca davanın düşmesine, iyileşme olanağı devam etmesi halinde ise; CMK'nın 223 maddesi 8. fıkrasının 2. cümlesi uyarınca kovuşturmanın durmasına, sanığın konusunda uzman bir hastanede gözlem altına alınarak koruma ve tedaviye karar verilerek amaca uygun aralıklarla yargılanmaya imkan sağlayacak derecede salaha ulaşıp ulaşmadığı sorulup, iyileştiğinde yargılanmasına başlanarak ve sonucuna göre hukuki durumunun saptanması gerekirken suç tarihi itibariyle ve yargılama sırasında ceza ehliyeti hususunda şüphe bulunan sanık hakkında soruşturma aşamasında bu eksiklik giderilmeden kamu davası açılması nedeniyle dava ve cezalandırma şartı niteliğindeki eksiklikler giderilmeden ve savunma hakkı ihlal edilip karar verilmesi, 2-Kabule göre de; Dosya kapsamına göre, iki buçuk katlı betonarme binanın üst katındaki dairenin müşteki ...'a, alt katındaki dairenin müşteki ...'a yine alt katta 3 odalı eklentinin müşteki ...'a ait olduğu, suç tarihinde sanıklar ... ile ...'ın fikir ve eylem birliği içerisinde müştekilere ait 3 ayrı daireye girerek dairelerden ayrı ayrı hırsızlık yapmaları şeklindeki gerçekleşen eylemlerinin üç ayrı hırsızlık suçunu oluşturduğu halde sanıklar hakkında tek hırsızlık suçundan hüküm kurulması,...” nedenleriyle hükmün bozulmasına karar verildiği, ancak bozma kararında belirtilen hukuka aykırılıkların aynı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği gözetilerek Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmek suretiyle yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı,
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 Esas, 2025/197 Karar sayılı kararında “… bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları gerektiğinin…” kabul edildiği, keza Anayasa Mahkemesinin 12.06.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 09.01.2025 tarihli ve 2023/33667 sayılı kararı ile de “İstinaf Dairesi kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermiş, bunun sonucunda başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma hakkının elinden alınmasına yol açmıştır. Böylelikle istinaf kanun yolu incelemesine ilişkin kuralların İstinaf Dairesince yapılan yorumun kişilerce öngörülebilecek belirlilikte olmadığı ve kanunun lafzıyla çeliştiği görülmüştür. Diğer bir ifadeyle İstinaf Dairesinin bu kararıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına kanuni dayanağı bulunmayan bir müdahalede bulunulmuştur. Açıklanan gerekçelerle İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir sebeple bozma kararı vermesiyle gerçekleşen müdahalenin kanuni dayanağının olmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine..." hükmedilmekle yukarıda anılan şekilde verilen bozma kararlarının “hukuka açık ve ağır aykırılıkla malûl” olduğunun teyit edildiği dikkate alınmak suretiyle; Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 15.01.2024 tarihli ve 2023/2229 Esas, 2024/207 Karar sayılı kararı ile bozma üzerine verilen Zonguldak 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 05.11.2024 tarihli ve 2024/67 Esas, 2024/464 Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilerek, duruşma açılıp, taraflar çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince giderilmesi sonucunda yeniden hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğnâme'ye uygun olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, aynı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.