Consülto
Consülto
Karar ArşiviYargıtay İçtihat Veritabanı
Yargıtay

2. Ceza Dairesi

Dosya2023/27525 E. 2026/183 K.

"İçtihat Metni"

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi

SAYISI : 2022/2309 E., 2023/1981 K.

SUÇLAR : Hırsızlık, konut dokunulmazlığının ihlâli, malazarar verme

HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, onama

İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi uyarınca temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi uyarınca temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

5271 sayılı Kanun’un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'' ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek; sanık müdafinin temyiz isteminin, “teşhis işleminin usulüne uygun olmadığına” yönelik olduğu belirlenerek yapılan incelemede;

5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde bölge adliye mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre Çorlu 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 20.03.2019 tarihli ve 2018/187 Esas, 2019/200 Karar sayılı dosyasında verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik sanığın istinaf istemi üzerine yapılan inceleme neticesinde, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 19.02.2020 tarihli ve 2019/1568 Esas, 2020/490 Karar sayılı kararı ile “Anayasanın 141, 5271 sayılı CMK'nın 34, 2 30... /1-g maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının sanığı, müştekiyi Cumhuriyet savcısını ve herkesi tatmin edecek, istinaf denetimine olanak verecek biçimde olması gerektiği nazara alınarak Bölge Adliye Mahkemesinin gerekçelerde tutarlılık denetimi yapması ve bu açılardan mantıksal ve hukuksal bütünlüğün sağlanması için kararın dayandığı tüm verilerin, bu veriler konusunda mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ve tanık anlatımlarına ilişkin değerlendirmelerin açık ve net olarak gerekçeye yansıtılması ilkelerine uyulması gerektiği anlaşılmakla, tüm dosya kapsamından; sanığın yargılamanın her aşamasında alınan savunmasında; atılı eylemi işlemediğini, tanık T.B.'ye herhangi bir eşya satmadığını beyan ettiği, suça konu eşyayı sanıktan satın aldığını söyleyen tanık T.B'nin soruşturma sırasında ilk önce M.K. isimli kişiyi kendisine televizyonları satan kişi olarak teşhis ettiği, daha sonra 18/01/2018 tarihinde yapılan teşhiste, sanığın suça konu televizyonları satan kişi olarak kesin ve net teşhis ettiği, ancak mahkemede yüzyüze teşhis yaptırılmayarak soruşturmadaki beyanını tekrar ettiği anlaşılmakla; öncelikle; tanık T.B. ile sanığın mahkemece yüzleştirilerek tanığa suça konu televizyonları satan kişinin sanık olup olmadığı kesin olarak tesbit edilmeden, yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm kurulduğundan” bahisle hükümlerin bozulmasına karar verilmesinden sonra Çorlu 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 16.12.2021 tarihli ve 2020/404 Esas, 2021/1114 Karar sayılı dosyasında verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik sanığın istinaf istemi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin, 02.03.2022 tarihli ve 2022/740 Esas, 2022/615 Karar sayılı kararı ile “TCK'nın 142. maddesinde 6545 sayılı Kanun'un 62. maddesi ile yapılan ve 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren değişiklik uyarınca, sanığa yüklenen TCK'nın 142/2-h ve 143. maddelerinde düzenleme bulan hırsızlık suçunun gerektirdiği cezanın alt sınırının 5 yıldan fazla olması ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2021 tarihli, 2021/35 E., 2021/473 K. sayılı kararı dikkate alınarak, 5271 sayılı CMK'nın 150/3. maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafii atanması gerektiği anlaşılmakla; sanığa müdafii atanmadan karar verilmek suretiyle 5271 sayılı CMK'nın 188/1. maddesine aykırı davranılması sureti ile savunma haklarının kısıtlandığı nazara alınarak CMK'nın 289/1-e, 280/1-b maddelerine muhalefet edildiği anlaşıldığı ”gerekçesiyle hükümlerin bozulmasına karar verildiği; ancak bozma kararlarında belirtilen hukuka aykırılıkların aynı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, hukuka kesin aykırılık hâllerini düzenleyen yine aynı Kanun’un 289. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde yer alan “hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilerek Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmek suretiyle yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı, nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 Esas, 2025/197 Karar sayılı kararında “… bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları gerektiğinin…” kabul edildiği, keza Anayasa Mahkemesinin 12.06.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 09.01.2025 tarihli ve 2023/33667 sayılı kararı ile de “İstinaf Dairesi kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermiş, bunun sonucunda başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma hakkının elinden alınmasına yol açmıştır. Böylelikle istinaf kanun yolu incelemesine ilişkin kuralların İstinaf Dairesince yapılan yorumun kişilerce öngörülebilecek belirlilikte olmadığı ve kanunun lafzıyla çeliştiği görülmüştür. Diğer bir ifadeyle İstinaf Dairesinin bu kararıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına kanuni dayanağı bulunmayan bir müdahalede bulunulmuştur. Açıklanan gerekçelerle İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir sebeple bozma kararı vermesiyle gerçekleşen müdahalenin kanuni dayanağının olmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine..." hükmedilmekle yukarıda anılan şekilde verilen bozma kararlarının “hukuka açık ve ağır aykırılıkla malûl” olduğunun teyit edildiği dikkate alınmak suretiyle; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 19.02.2020 tarihli ve 2019/1568 Esas, 2020/490 Karar sayılı kararı ile bozma üzerine verilen Çorlu 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 16.12.2021 tarihli ve 2020/404 Esas, 2021/1114 Karar sayılı ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 02.03.2022 tarihli ve 2022/740 Esas, 2022/615 Karar sayılı kararı ile bozma üzerine verilen Çorlu 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 19.04.2022 tarihli ve 2022/159 Esas, 2022/271 Karar sayılı kararlarının hukukî değerden yoksun olduğu belirlenerek yapılan incelemede;

5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilerek, duruşma açılıp, taraflar çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince giderilmesi sonucunda yeniden hükümler kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükümlerin bu sebepten dolayı 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğnâme'ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

§