"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2023/2185 E., 2023/1741 K.
SUÇLAR : Hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlâli
SUÇLARIN TARİHİ : 15.10.2016
HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddine
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, onama
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 08.06.2023 tarihli ve 2023/2185 Esas, 2023/1741 Karar sayılı kararının sanık müdafîi tarafından temyizi üzerine yapılan ön incelemede gereği düşünüldü:
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi uyarınca temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi uyarınca temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
5271 sayılı Kanun’un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'' ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek; sanık müdafiinin temyiz isteminin, iş yerinde çıkan parmak izi ile ilgili sanığın açıklamalarına itibar edilmesi gerektiğine, raporlar arasında çelişki bulunduğuna, Adlı Tıp Kurumu raporunda sanığın tam olarak tespit edilemediğine, şüphe ile hüküm verilemeyeceğine yönelik olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre İstanbul 16. Asliye Ceza Mahkemesinin, 18.09.2019 tarihli ve 2016/540 Esas, 2019/983 Karar sayılı dosyasında verilen beraat hükümlerine yönelik katılanın aleyhe istinaf istemi üzerine yapılan inceleme neticesinde, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 11.11.2020 tarihli ve 2019/3695 Esas, 2020/2631 Karar sayılı kararı ile “Mahkemesince "sanığı atılı eyleme doğrudan bağlayan ikrar, kamera görüntüsü, tanık beyanı ve sair delil bulunmadığı, salt parmak izi delilinin mahkumiyete yeterli delil sayılamayacağı"ndan bahisle sanık hakkında CMK'nun 223/2-e maddesi gereğince beraat kararı verildiği, Dosyada mevcut olay yerini gösterir kamera görüntülerinin yeraldığı CD nin mahkemesince bilirkişiye verilerek rapor aldırıldığı,02/01/2018 tarihli tek kişilik bilirkişi raporunda eylemi gerçekleştiren kişi ile sanığın benzer kişi olduğuna dair rapor verildiği,bu kez mahkemesince CD nin Jandarma Kriminal Laboratuvar'ına gönderildiği,23/05/2019 tarihli raporda eylemi gerçekleştiren kişi ile sanığın aynı kişi olup olmadığı yönünde karar verilemediğine dair rapor verildiği anlaşılmakla;Birbirinden farklı iki rapor bulunduğundan; dosyada mevcut CD nin Adli Tıp Kurumuna gönderilerek eylemi gerçekleştiren kişinin sanık olup olmadığına dair rapor aldırılmadan ve deliler bir bütün halinde değerlendirilmeden eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması sureti ile CMK 289/1-i maddesi gereğince" hükmün bozulmasına karar verilerek dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderildiği, sonrasında yapılan yargılamada İstanbul 16. Asliye Ceza Mahkemesinin, 31.03.2022 tarihli ve 2020/914 Esas, 2022/382 Karar sayılı dosyasından verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik sanığın istinaf istemi üzerine yapılan inceleme neticesinde, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 24.05.2022 tarihli ve 2022/1748 Esas, 2022/1466 Karar sayılı kararı ile hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığı suçları yönünden sanığa zorunlu müdafi atanmadığı gerekçesiyle hükümlerin bozulmasına karar verildiğinin anlaşılması karşısında; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 11.11.2020 tarihli ve 2019/3695 Esas, 2020/2631 sayılı ilk bozma kararında belirtilen hukuka aykırılığın aynı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği gözetilerek Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmek suretiyle yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı,
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 Esas, 2025/197 Karar sayılı kararında “…bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları gerektiğinin…” kabul edildiği, keza Anayasa Mahkemesinin 12.06.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 09.01.2025 tarihli ve 2023/33667 sayılı kararı ile de “İstinaf Dairesi kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermiş, bunun sonucunda başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma hakkının elinden alınmasına yol açmıştır. Böylelikle istinaf kanun yolu incelemesine ilişkin kuralların İstinaf Dairesince yapılan yorumun kişilerce öngörülebilecek belirlilikte olmadığı ve kanunun lafzıyla çeliştiği görülmüştür. Diğer bir ifadeyle İstinaf Dairesinin bu kararıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına kanuni dayanağı bulunmayan bir müdahalede bulunulmuştur. Açıklanan gerekçelerle İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir sebeple bozma kararı vermesiyle gerçekleşen müdahalenin kanuni dayanağının olmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine..." hükmedilmekle yukarıda anılan şekilde verilen bozma kararlarının “hukuka açık ve ağır aykırılıkla malûl” olduğunun teyit edildiği dikkate alınmak suretiyle; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 11.11.2020 tarihli ve 2019/3695 Esas, 2020/2631 Karar sayılı kararı ile bozma üzerine verilen İstanbul 16. Asliye Ceza Mahkemesinin, 31.03.2022 tarihli ve 2020/914 Esas, 2022/382 Karar sayılı kararı ile sonrasında bu karara karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 24.05.2022 tarihli ve 2022/1748 Esas, 2022/1466 Karar sayılı bozma ilamı ve bozma üzerine verilen 08.03.2023 tarihli ve 2022/1018 Esas, 2023/385 Karar sayılı kararların hukukî değerden yoksun olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilerek, duruşma açılıp, taraflar çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince giderilmesi sonucunda yeniden hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükümlerin bu sebepten dolayı 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, aynı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.