"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/3516 E., 2023/1067 K.
SUÇ : Hırsızlık
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
5271 sayılı Kanun’un 288. maddesinin “Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.” ve aynı Kanun’un 294. maddesinin ise; “Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.” şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanık müdafiinin temyiz isteminin "sanığın adli sicil kaydının olmaması sebebiyle hakkında lehe olan hükümlerin uygulanması gerektiğine" ilişkin olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
5271 sayılı Kanun’un 280/1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre, İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesinin 01.02.2018 tarihli 2018/71 Esas, 2018/49 Karar sayılı dosyasında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik sanık müdafiinin istinaf talebi üzerine yapılan istinaf incelemesi neticesinde, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 26.04.2018 tarihli ve 2018/735 Esas, 2018/1021 Karar sayılı kararı ile "Sanığa ait nüfus ve adli sicil kayıtları ilamın aidiyetinde ve cezanın kişiselleştirilmesinde dayanılan resmi bilgi ve belgeler olması hasebiyle hiçbir tereddüte yer bırakmayacak biçimde kesin olarak belirlenmesi gerekmekte ve 5271 sayılı CMK'nın 147. 191. ve 209. maddeleri uyarınca duruşmada okunmalarında zorunluluk vardır. Ayrıca 225. maddesi gereği hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında verilebilecek olup, 232. madde uyarınca da hükmün başında sanığın açık kimliğinin gösterilmesi şarttır. Bu itibarla; Somut olay değerlendirildiğinde, sanık ...'un, saat 22:00 suları cadde üzerinde yürüyen müştekiye çarpmış gibi yapıp cebinden ...o Plus marka cep telefonunu özel beceri ile çalması şeklinde gerçekleştirdiği hırsızlık olayında; Sanığın yabancı uyrukluğu olduğu, yakalandığında üzerinde ikamet izni kısa dönem başvuru formu başlıklı onaysız kimlik belge fotokopisi çıktığı, kovuşturma aşamasında İnterpol Daire Başkanlığından nüfus ve sabıka durumu sorulduğu, ancak cevabı beklenmeden yargılamanın sonlandırıldığının anlaşılması karşısında, resmi makamlarca da verilip verilmediği anlaşılamayan, yargılama aşamasında da araştırılıp doğrulanmayan sanığın kimliği konusunda Adalet Bakanlığının bu konudaki genelge hükümleri de göz önünde tutulmak suretiyle öncelikle nüfus ve sabıkasının istenmesine ilişkin cevabi yazı akıbeti sorulup kimliği kesin olarak tespit edildikten sonra Türkiye'deki adli sicil kaydı da bulunup bulunmadığı belirlenip sonucuna göre kimliği tespit edilen sanık hakkında hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması" gerekçesi ile bozulmasına karar verildiği, ancak verilen bu bozma kararında belirtilen hukuka aykırılığın 5271 sayılı Kanun’un 280/1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği gözetilerek Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmek suretiyle yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı,
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 Esas, 2025/197 Karar sayılı kararında “… bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları gerektiğinin…” kabul edildiği, keza Anayasa Mahkemesinin 12.06.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 09.01.2025 tarihli ve 2023/33667 sayılı kararı ile de “İstinaf Dairesi kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermiş, bunun sonucunda başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma hakkının elinden alınmasına yol açmıştır. Böylelikle istinaf kanun yolu incelemesine ilişkin kuralların İstinaf Dairesince yapılan yorumun kişilerce öngörülebilecek belirlilikte olmadığı ve kanunun lafzıyla çeliştiği görülmüştür. Diğer bir ifadeyle İstinaf Dairesinin bu kararıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına kanuni dayanağı bulunmayan bir müdahalede bulunulmuştur. Açıklanan gerekçelerle İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir sebeple bozma kararı vermesiyle gerçekleşen müdahalenin kanuni dayanağının olmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine..." hükmedilmekle yukarıda anılan şekilde verilen bozma kararlarının “hukuka açık ve ağır aykırılıkla malûl” olduğunun teyit edildiği dikkate alınmak suretiyle; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 26.04.2018 tarihli ve 2018/735 Esas, 2018/1021 Karar sayılı kararı ile bozma üzerine İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.10.2022 tarihli 2018/436 Esas, 2022/423 sayılı kararının hukuki değerden yoksun olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
5271 sayılı Kanun’un 280/1-g bendi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilerek, duruşma açılıp ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince giderilmesi sonucunda yeniden hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi gereğince Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, aynı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.