"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/3229 E., 2023/1770 K.
SUÇ : Hırsızlık
HÜKÜM : Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebebine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
5271 sayılı Kanun'un 288. maddesinin “Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.” ve aynı Kanun’un 294. maddesinin ise; “Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.” şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanık müdafiinin temyiz isteminin, "suça konu malın değerinin az olması nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 145. maddesi uyarınca hükmolunan cezada indirim yapılmasına, sanığın zor durumda olması nedeniyle atılı suçu işlediğinden 5237 sayılı Kanun'un 147. maddesinin uygulanması ve 100 TL. zararın 55 TL.lik kısmı ödendiğinden aynı Kanun'un 168. maddesinin uygulanması gerektiğine" yönelik olduğu belirlenerek, yapılan incelemede;
5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre, İzmir 40. Asliye Ceza Mahkemesinin, 21.02.2019 tarihli ve 2019/162 Esas, 2019/62 Karar sayılı dosyasında hırsızlık ve iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik sanık ve müdafiinin istinaf istemleri üzerine yapılan istinaf incelemesi neticesinde, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 08.04.2019 tarihli ve 2019/1102 Esas, 2019/735 Karar sayılı kararıyla; “Katılanın soruşturma aşamasında alınan ifadesinde işyerinden 100 TL civarında bozuk paranın alındığını, aynı zamanda motosikletinin dışarı çıkarılarak götürülmek istendiğini, 50 m. kadar ileri de bulduğunu belirttiği, kovuşturma aşamasında alınan ifadesinde ilk aşamada farketmediği 500 TL değerinde ticket çalındığını, aynı zamanda işyerinin bulunduğu binanın 6. katında oturan yöneticinin aracının anahtarının da işyerinden çalındığını anladığını, bunlar da hesaba katıldığında toplam zararın 1700 TL olup sadece 55 TL paranın sanık tarafından iade edildiğini, kısmi iade nedeniyle etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına muvafakatinin bulunmadığını bildirdiği anlaşılmıştır. Mahkemece iddianamede belirtilen 100 TL paranın çalınması ve motosikletin çalınmak amacıyla işyeri dışarısına çıkartılması kapsamında değerlendirme yapılıp sanığa 100 TL olarak hırsızlanan paranın ödenmeyen 45 TL lik kısmını tazmin etmesi konusunda bir haftalık süre verildiği, iki hafta sonrasına tehir edilen duruşmaya kadar herhangi bir ödeme yapılmadığı belirtilerek sanık hakkında TCK 168 maddesinin uygulanması koşullarının bulunmadığı açıklanmıştır. İşyeri güvenlik kamera kayıtlarının bilirkişi marifetiyle incelendiği, sanığın işyerinin önünden geçtiği sırada birden kapıya yöneldiği, itekleyerek kapıyı açtığı, kasa iç kısmına doğru baktığı, bir şeyler aradığı, işyeri içerisinde bulunan motosikleti yürüterek işyerinden çıkarttığı, kapıyı kapatarak motosiklet ile uzaklaştığının görüldüğü, 5-6 dakika sonra aynı işyerine geldiği, işyeri içerisinde bulunan diğer motosikleti kurcaladığı, tekrar çekmeceye yöneldiği, elinde anahtar benzeri bir cisim olduğunun açıkça görüldüğü, araçlara doğru gösterip hangi araca ait olduğunu tespit etmeye çalıştığı, daha sonra elinde anahtar olduğu halde oradan ayrıldığının belirtildiği, tüm bu hususlar dikkate alınarak olayın bütün olarak değerlendirilmesi bakımından hırsızlık konusunun 100 TL olduğu kabulü halinde TCK 145 maddesi kapsamında değer azlığı bakımından olayın değerlendirilmesi, aynı zamanda söz konusu paranın bir kısmının iade edilmesi nedeniyle kalan miktarın ödenmesi hususunda tam olarak ödeme şekli, yeri konusunda bilgilendirilme yapılmadığı gibi, makul süre tanınıp tanınmadığı konularının değerlendirilmesi ve ayrıca olayın bütünü itibariyle katılanın ifadesinde belirttiği ancak iddianamede belirtilmeyen üçüncü kişiye ait araç anahtarının çalınması, katılana ait değeri olan ticketların hırsızlanması ile birlikte değerlendirildiğinde TCK 145. maddesi ve TCK 168. maddesindeki değerlendirme olgularının farklılık arzedeceği, bu sebeple aynı zamanda gerçekleşen ve katılan tarafından iddia edilip bilirkişi raporuna yansıyan re'sen soruşturmayı gerektiren olgular yönünden Cumhuriyet Başsavcılığına ihbarda bulunularak bu yönde ek iddianame tanzimi halinde davanın birleştirilmesi ve sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi, ayrıca sanık hakkında düzenlenen iddianamede TCK 168/4-1. maddesinin sevk maddeleri arasında yer almasına rağmen hükümde etkin pişmanlık nedeniyle ceza indirimi uygulanmadığı halde bu yönde ek savunma hakkı verilmediğinden” bahisle hükmün bozulmasına karar verildiği, ancak bozma kararında belirtilen hukuka aykırılığın aynı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği gözetilerek Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmek suretiyle yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı,
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 Esas, 2025/197 Karar sayılı kararında “…Bölge Adliye Mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden İlk Derece Mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları gerektiğinin…” kabul edildiği, keza Anayasa Mahkemesinin 12.06.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 09.01.2025 tarihli ve 2023/33667 sayılı kararı ile de “İstinaf Dairesi kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermiş, bunun sonucunda başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma hakkının elinden alınmasına yol açmıştır. Böylelikle istinaf kanun yolu incelemesine ilişkin kuralların İstinaf Dairesince yapılan yorumun kişilerce öngörülebilecek belirlilikte olmadığı ve kanunun lafzıyla çeliştiği görülmüştür. Diğer bir ifadeyle İstinaf Dairesinin bu kararıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına kanuni dayanağı bulunmayan bir müdahalede bulunulmuştur. Açıklanan gerekçelerle İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir sebeple bozma kararı vermesiyle gerçekleşen müdahalenin kanuni dayanağının olmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine..." hükmedilmekle yukarıda anılan şekilde verilen bozma kararlarının “hukuka açık ve ağır aykırılıkla malûl” olduğunun teyit edildiği dikkate alınmak suretiyle;
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 08.04.2019 tarihli ve 2019/1102 Esas, 2019/735 Karar sayılı kararı ile bozma kararı üzerine verilen İzmir 40. Asliye Ceza Mahkemesinin, 24.05.2022 tarihli ve 2019/901 Esas, 2022/478 Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilerek, duruşma açılıp, taraflar çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince giderilmesi sonucunda yeniden hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304/2. maddesi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.