"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/3524 E., 2023/585 K.
SUÇ : Hırsızlık
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddine
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Kanun'un 286/1. maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi uyarınca temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi uyarınca temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
5271 sayılı Kanun’un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'' ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek; sanık müdafiinin temyiz isteminin, ''sanığın samimi beyanlarda bulunarak suçunu ikrar ettiğine, sanığın zorunlu sebeplerle eylemi gerçekleştirdiğine, sanığın eyleminin TCK'nın 147. maddesi kapsamında kaldığına, bu sebeple sanığa ceza verilmesinden vazgeçilmesi veya indirim uygulanması gerektiğine, İlk Derece Mahkemesinin hangi gerekçe ile alt sınırdan uzaklaştığının belli olmadığına, sanığın samimi beyanları nedeniyle verilecek cezada indirim uygulanması gerektiğine, sanık katılanın zararını gidermek istediğini ancak ceza evinde iken bunu yapmasının mümkün olmadığını ifade ettiğine, sanık salıverildikten sonra katılanın zararını karşılaması için makul bir süre verilmesi gerektiğine, mahkûmiyet kararının kaldırılarak sanık hakkında ceza verilmesinden vazgeçilmesine, aksi takdirde indirim uygulanmasına'' yönelik olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde bölge adliye mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre Bakırköy 27. Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.05.2022 tarihli ve 2022/269 Esas, 2022/327 Karar sayılı dosyasında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik sanık müdafiinin istinaf istemi üzerine yapılan inceleme neticesinde, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 23.06.2022 tarihli ve 2022/2192 Esas, 2022/1718 Karar sayılı kararı ile “... Nüfus ve adli sicil kayıtları ilamın aidiyetinde ve cezanın kişiselleştirilmesinde dayanılan resmi bilgi ve belgeler olması hasebiyle hiçbir tereddüte yer bırakmayacak biçimde kesin olarak belirlenmesi gerekmekte ve 5271 sayılı CMK'nın 147. 191. ve 209. maddeleri uyarınca duruşmada okunmalarında zorunluluk vardır. Ayrıca 225. maddesi gereği hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında verilebilecek olup, 232. madde uyarınca da hükmün başında sanığın açık kimliğinin gösterilmesi şarttır. CMK 217/2 maddesi uyarınca da yüklenen suç hukuka uygun şekilde elde edilmiş ve her türlü delil ile ispat edilebileceği belirtilmiş olup Bu itibarla; Somut olay değerlendirildiğinde; soruşturma aşamasında şüpheli olarak yakalanan Suriye uyruklu olduğunu belirten sanığın kimlik bilgilerinin beyan üzere alındığı, başkaca kimliğin tespitine yönelik herhangi bir işlem yapılmadığı, bu aşamada Suriye'ye yönelik adli yardımlaşma taleplerine Dışişleri bakanlığınca yapılacak bildirime kadar ara verilmesi karşısında; Soruşturma aşamasında beyan üzerine tespit edilen kimlik bilgileri ile kolluk tarafından alınacak veya varsa alınmış fotoğraflı parmak izi kayıt formu eklenerek öncelikle göç idaresi genel müdürlüğüne gönderilip 6458 sk.nun 91 maddesi doğrultusunda çıkarılan geçici koruma yönetmeliği uyarınca Türkiye ye kabul edilen yabancılardan olup olmadıkları ve varsa yabancı kimlik numarası ile adres kayıt sistemindeki kayıtların tespit edilmesi, şayet bu şekilde tespit yapılamaması halinde ise usulüne uygun olarak alınacak fotoğraflı parmak izlerinin karara eklenmesi suretiyle hükümlülüğe karar verilmesi gerekirken 5271 sayılı CMK.nın 209.maddesine aykırı davranılması, Kabule göre de; TCK 61/1 maddesinde yedi bent halinde sayılan hususlar ile aynı kanunun 3/1 maddesinde suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığı ile orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur şeklindeki yasal düzenlemeler ile dosyaya yansıyan bilgi ve kanıtlar birlikte ve isabetli değerlendirilip denetime olanak verecek şekilde somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle ilgili kanun maddesinde alt ve üst sınırlar arasında takdir hakkının kullanılması zorunluluğuna uyulmayarak "suçun işleniş biçimi, suç konusunun önemi ve değeri, meydana gelen zarar ile diğer özellikler nazara alınarak" şeklinde yetersiz ve yasadaki soyut ifadenin tekrarlanması suretiyle takdir ve teşdit nedenleri açıkça gösterilmeden temel cezanın üst hadden belirlendiğinden” bahisle hükmün bozulmasına karar verildiği, ancak bozma kararında belirtilen hukuka aykırılıkların aynı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmek suretiyle yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı,
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 Esas, 2025/197 Karar sayılı kararında “… bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları gerektiğinin…” kabul edildiği, keza Anayasa Mahkemesinin 12.06.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 09.01.2025 tarihli ve 2023/33667 sayılı kararı ile de “İstinaf Dairesi kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermiş, bunun sonucunda başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma hakkının elinden alınmasına yol açmıştır. Böylelikle istinaf kanun yolu incelemesine ilişkin kuralların İstinaf Dairesince yapılan yorumun kişilerce öngörülebilecek belirlilikte olmadığı ve kanunun lafzıyla çeliştiği görülmüştür. Diğer bir ifadeyle İstinaf Dairesinin bu kararıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına kanuni dayanağı bulunmayan bir müdahalede bulunulmuştur. Açıklanan gerekçelerle İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir sebeple bozma kararı vermesiyle gerçekleşen müdahalenin kanuni dayanağının olmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine..." hükmedilmekle yukarıda anılan şekilde verilen bozma kararlarının “hukuka açık ve ağır aykırılıkla malûl” olduğunun teyit edildiği dikkate alınmak suretiyle; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 23.06.2022 tarihli ve 2022/2192 Esas, 2022/1718 Karar sayılı kararı ile bozma üzerine verilen Bakırköy 27. Asliye Ceza Mahkemesinin, 21.09.2022 tarihli ve 2022/386 Esas, 2022/425 Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilerek, duruşma açılıp, taraflar çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince giderilmesi sonucunda yeniden hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ve müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğnâme'ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, aynı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.