"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/2042 E., 2022/2726 K.
SUÇ : Hırsızlık
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
İlk Derece Mahkemesince hırsızlık suçundan verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi uyarınca temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi uyarınca temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
5271 sayılı Kanun’un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'' ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek; sanık müdafinin temyiz isteminin, ''somut delil olmadığına, alt sınırdan uzaklaşılmadığına, TCK'nın 142/2-d maddesinin uygulanmaması gerektiğine” yönelik olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre; Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.07.2019 tarihli ve 2019/280 Esas, 2019/927 Karar sayılı dosyasında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf istemi üzerine yapılan inceleme neticesinde, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 09.06.2021 tarihli ve 2019/2648 Esas, 2021/1171 Karar sayılı kararı ile; ''1-)5271 sayılı CMK'nın 196/2. maddesine göre alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda sanığın istinabe yolu savunmasının alınamayacağının hüküm altına alınması ve 5237 sayılı TCK'nın 28/06/2014 tarihli 6545 sayılı Yasa ile değişik TCK'nın 142/2-h maddesinde düzenlenen hırsızlık suçunun öngördüğü cezanın alt sınırı 5 yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan olduğu gözetilmeden, çıkarılan yakalama emri üzerine sanığın 05/05/2019 tarihinde İstanbul 10. Asliye Ceza Mahkemesinde alınan ve hükümsüz sayılması gereken sorgusu ile yetinilerek, hükümlülüğe karar verilmesi suretiyle, 5271 sayılı CMK'nın 193/1 ve 196/2. maddelerine aykırı davranılması,
2-)Hükmün açıklandığı celsede Edirne Açık Ceza İnfaz Kurumunda olup, hürriyeti kısıtlanmış olan ve duruşmadan vareste tutulma talebi de bulunmayan sanığın bizzat veya SEGBİS ile hazır edilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yokluğunda yargılama devam olunarak hüküm kurulması,
3-)Sanığın tüm aşamalarda, "çalındığı iddia olunan parayı Kırıkkale ... köyünde oturan hac parası ödeyen ...ile yegeni olan .... isimli şahısların yanında müştekinin kendi rızası ile verdiğini" savunmasına göre, bu kişilerin araştırılarak, gerçekte var olan kişiler olması halinde tanık olarak dinlenmeleri gerektiğinin gözetilmemesi,
4-)Sanığın müştekiye ait iş yerinden nakit para ile birlikte anahtarları aldığı aracını da alıp gittiği anlaşılmakla eylemin bir bütün halinde 5237 sayılı TCK'nın 142/2-d maddesinde düzenlenen "haksız yere elde bulundurulan anahtar kullanılmak suretiyle hırsızlık" suçunu oluşturmasına karşılık, aynı yasanın 142/2-h maddesine göre hüküm kurulması,
5-)Sanığın müştekiye ait iş yerinden Türk Lirası ve Amerikan Doları para dışında ayrıca anahtarını aldığı araç ile birlikte ayrıldığı, ancak sonrasında müştekinin kendisini araması üzerine aracı geri getirip bıraktığı anlaşılmakla, müştekiden bu yönde rızası sorularak rıza göstermesi halinde sanık lehine 5237 sayılı TCK'nın 168/4 maddesinin göndermesi ile aynı yasanın 168/1 maddesinin uygulanma koşullarının tartışılmaması,
Kabule göre ise; Hırsızlık suçunun konusunun 33.000 TL ve 20.000 Amerikan Doları ve bir adet araç araç olması karşısında, 5237 sayılı TCK' nın 61 maddesine göre suç konusunun değeri ve meydana gelen zararın fazlalığı gözetilerek, aynı yasanın 3/1 maddesine göre hak, nesafet ve eşitlik ilkelerine göre temel cezanın belirlenmesinde alt sınırdan uzaklaşılması gerektiği” gerekçeleriyle hükmün bozulmasına karar verildiği akabinde; Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesinin, 22.02.2022 tarihli ve 2021/746 Esas, 2022/213 Karar sayılı dosyasında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik sanık müdafiinin istinaf istemi üzerine yapılan inceleme neticesinde, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 05.04.2022 tarihli ve 2022/731 Esas, 2022/980 Karar sayılı kararı ile “1-)Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 14/10/20 21... / 35... /473 Karar sayılı kararında da açıklandığı üzere, 28/06/2014 tarihli 6545 sayılı Yasa ile değişik TCK'nın 142/2-h ve 143. maddelerinde öngörülen hırsızlık suçunun gerektirdiği cezanın alt sınırı dikkate alınarak, 5271 sayılı CMK'nın 150/3 ve 196/2. maddelerinde uyarınca sanığa zorunlu müdafii atanması gerektiği gözetilmeden, sanık müdafiinin hazır bulunmadığı duruşmada savunmasının alınarak, hüküm kurulması suretiyle aynı kanunun 188/1 ve 289/1-e maddelerine aykırı davranılması,
2-)Dairemizin 09/06/2021 tarih ve 2019/2648 (E) - 2021/1171 (K) sayılı ilamı ile diğer nedenler yanında "sanığın müştekiye ait iş yerinden nakit para ile birlikte anahtarları aldığı aracını da alıp gittiği anlaşılmakla eylemin bir bütün halinde 5237 sayılı TCK'nın 142/2-d maddesinde düzenlenen "haksız yere elde bulundurulan anahtar kullanılmak suretiyle hırsızlık" suçunu oluşturduğu" belirtilmiş ise de, daha önce dinlenmeyen mağdurun bozmadan sonraki katıldığı duruşmada "sanığın çekmecedeki paralar ile masanın üzerindeki araba anahtarını aldığını, ancak aracı park ettiği yerde bulamayınca alamadığını ve araç anahtarını yendeki otel valesine bıraktığını" beyan etmesi karşısında eylemin 5237 sayılı TCK'nın 142/2-h maddesine uygun suçu oluşturması” gerekçeleriyle hükmün bozulmasına karar verildiği, ancak iki bozma kararında da belirtilen hukuka aykırılıkların aynı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği 09.06.2021 tarihli bozma ilâmında belirtilen 1 ve 2. No.lu bozma nedenlerinin ise hukuka kesin aykırılık hâllerini düzenleyen yine aynı Kanun’un 289. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde yer alan “hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilerek Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmek suretiyle yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı,
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 Esas, 2025/197 Karar sayılı kararında “…Bölge Adliye Mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden İlk Derece Mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları gerektiğinin…” kabul edildiği, keza Anayasa Mahkemesinin 12.06.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 09.01.2025 tarihli ve 2023/33667 sayılı kararı ile de “İstinaf Dairesi kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermiş, bunun sonucunda başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma hakkının elinden alınmasına yol açmıştır. Böylelikle istinaf kanun yolu incelemesine ilişkin kuralların İstinaf Dairesince yapılan yorumun kişilerce öngörülebilecek belirlilikte olmadığı ve kanunun lafzıyla çeliştiği görülmüştür. Diğer bir ifadeyle İstinaf Dairesinin bu kararıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına kanuni dayanağı bulunmayan bir müdahalede bulunulmuştur. Açıklanan gerekçelerle İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir sebeple bozma kararı vermesiyle gerçekleşen müdahalenin kanuni dayanağının olmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine..." hükmedilmekle yukarıda anılan şekilde verilen bozma kararlarının “hukuka açık ve ağır aykırılıkla malûl” olduğunun teyit edildiği dikkate alınmak suretiyle;
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 09.06.2021 tarihli ve 2019/2648 Esas, 2021/1171 Karar sayılı kararı ile bozma üzerine verilen Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesinin, 22.02.2022 tarihli ve 2021/746 Esas, 2022/213 Karar sayılı kararı ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 05.04.2022 tarihli ve 2022/731 Esas, 2022/980 Karar sayılı kararı ile Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.06.2022 tarihli ve 2022/454 Esas, 2022/733 Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilerek, duruşma açılıp, taraflar çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince giderilmesi sonucunda yeniden hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, aynı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.