Consülto
Consülto
Karar ArşiviYargıtay İçtihat Veritabanı
Yargıtay

12. Ceza Dairesi

Dosya2025/1602 E. 2026/303 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ:Asliye Ceza Mahkemesi

SAYISI: 2023/377 E., 2024/740 K

SUÇ : Taksirle yaralama

KARAR: Mahkumiyet

KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: İlgili Kararın Kanun Yararına Bozulması

İstanbul 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.04.2023 tarih, 2023/34 esas, 2023/283 karar numaralı kararıyla sanık ...'in taksirle yaralama suçundan basit yargılama usulü uygulanmak suretiyle yapılan yargılamada 2.240,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, karara itiraz edilmesi üzerine İstanbul 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.11.2024 tarih, 2023/377 esas, 2024/740 karar numaralı kararıyla duruşma açılarak genel hükümlere göre yapılan yargılamada 13.500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına kesin olarak karar verildiği anlaşılmıştır.

Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı CMK'nın 309/1. fıkrası uyarınca, 05.05.2025 tarihli ve 94660652-105-34-428-2025-Kyb sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 12.05.2025 tarihli ve KYB-2025/57730 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:

I. İSTEM

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının,12.05.2025 tarihli ve KYB-2025/57730 sayılı kanun yararına bozma isteminin;

“Dosya kapsamına göre; yabancı uyruklu katılanların olay tarihinde tatil yapmak amacıyla ülkemize geldikleri, bu süreçte ... otelde konakladıkları, kaldıkları otel odasındaki ışıklar ve kabloların açıkta olması nedeniyle bebekleri mağdur ...'ın taksirle yaralandığı somut olayda, asli kusurlu bulunan anılan otelin idari işler müdürü sanık hakkında yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de,

1-12.03.2024 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 7499 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 17. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 252. maddesinin 2. fıkrasının, "İtiraz üzerine hükmü veren mahkemece dosya, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması hâlinde tevzi kriterlerine göre belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderilir ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Tek asliye ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise, aynı mahkemede yetkili başka bir hakim varsa bu hakim tarafından; aksi hâlde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilen hakim tarafından duruşma açılır ve genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Taraflar gelmese bile duruşma yapılır ve yokluklarında 223 üncü madde uyarınca hüküm verilebilir. Taraflara gönderilecek davetiyede bu husus yazılır. Duruşmadan önce itirazdan vazgeçilmesi hâlinde duruşma yapılmaz ve itiraz edilmemiş sayılır." şeklinde değiştirildiği ve yapılan değişikliğin 01/06/2024 tarihinde yürürlüğe girdiği, ceza muhakemesinde usul hükümlerinin derhal uygulanması ilkesinin varlığı da dikkate alınarak yapılan incelemede;

Sanık hakkında basit yargılama usulü ile verilen karara itiraz edilmesi üzerine aynı mahkeme tarafından dosyanın genel hükümlere göre yargılamasına devam edilirken, 7499 sayılı Kanunla 01.06.2024 tarihinde yürürlüğe giren değişiklik sonrasında basit yargılama usulüne göre verilen kararı veren mahkemenin itirazı değerlendirmek üzere dosyayı o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması hâlinde tevzi kriterlerine göre belirlenen asliye ceza mahkemesine göndermesi, şayet tek asliye ceza mahkemesi var ve aynı mahkemede yetkili başka bir hakim varsa bu hakim tarafından, aksi hâlde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilen hakim tarafından itiraza bakılması gerekirken, İstanbul 9. Asliye Ceza Mahkemesince 11.04.2023 tarihli karara karşı yapılan itirazın yine aynı mahkeme tarafından değerlendirilerek, yazılı şekilde karar verilmesinde

2- Kabule göre de,

A- Somut olayda, tarafların kusur durumuna ilişkin birden çok rapor bulunduğu, soruşturma aşamasında olay yerinde keşif yapılmaksızın tek bilirkişiden alınan 20.11.2022 tarihli rapora göre, bahse konu yaralanmanın meydana gelmesinde otel idari işler müdürü olan sanığın asli; mağdurun ebeveynleri olan katılanların ise tali kusurlu olduğunun belirtildiği, kovuşturma aşamasında bilirkişi heyetinden alınan 25.12.2023 tarihli rapora göre olayın meydana gelmesinde otel idari işler müdürü olan sanığın kusurunun bulunmadığı; katılanların ise asli kusurlu olduğunun belirtildiği, yine yargılama aşamasında bilirkişi heyetinden alınan 28.06.2024 tarihli rapora göre olayın meydana gelmesinde sanığın asli; katılanların ise tali kusurlu olduğunun belirtildiği, son olarak sanık müdafii tarafından dosyaya ibraz edilen 08.11.2024 tarihli uzman mütalaasına göre ise bahse konu yaralanma ile otel ve yönetimi kaynaklı bir eylem arasında illiyet bağı kurulamadığı, ancak olayın meydana gelmesinde katılanların kusurlarının mevcut olduğunun belirtildiği nazara alındığında, mahkemesince hangi bilirkişi raporuna hangi hangi gerekçe ile üstünlük tanındığına ilişkin bir açıklama yapılmaksızın karar verilmesinde,

B- Mağdur ...'in yaralanmasına ilişkin Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulundan alınan 16/02/2024 tarihli raporda mağdurun yaralanmasının, "kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olmadığı" belirtildiği halde mahkemesince temel cezadan 5237 sayılı Kanun'un 89/2-e maddesi uyarınca artırım yapılmak suretiyle fazla ceza tayininde,

C- Mahkemenin 11.04.2023 tarihli ilk kararında "sanığın adli sicil kaydının incelenmesinde engel bir halin bulunmaması, kişilik özellikleri gözönünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması ile sübut bulan suç vasfına göre zararın bulunmaması göz önüne alınarak" 5271 sayılı Kanun'un 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği halde, 19.11.2024 tarihli inceleme konusu kararda hükmün açıklanmasının geri bırakılması hususunda herhangi bir değerlendirilme yapılmaksızın karar verilmesinde,

Ç- Mahkemenin 11.04.2023 tarihli ilk kararında "Cezanın sanığın geleceği üzerindeki olumsuz etkileri lehe indirim sebebi olarak kabul edilmekle" şeklindeki gerekçe ile 5237 sayılı Kanun'un 62. uyarınca 1/6 oranında indirim yapıldığı halde, 19.11.2024 tarihli inceleme konusu kararda "sanığın pişman olduğuna ilişkin mahkememizde bir izlenim bırakmaması" şeklindeki gerekçe ile anılan madde uyarınca indirim yapılmasına yer olmadığına karar verilmesinde,

D- Mahkemenin 11.04.2023 tarihli ilk kararında temel cezanın anılan Kanun'un 89/1. maddesi uyarınca teşdit uygulanarak 120 gün adli para cezası olarak tayin edildiği halde, 19.11.2024 tarihli inceleme konusu kararda temel cezanın 180 gün adli para cezası olarak tayin edilmesinde,

İsabet görülmemiştir.”

Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.

II. GEREKÇE

1-12.03.2024 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 7499 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 17. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 252. maddesinin 2. fıkrası, "İtiraz üzerine hükmü veren mahkemece dosya, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması hâlinde tevzi kriterlerine göre belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderilir ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Tek asliye ceza mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise, aynı mahkemede yetkili başka bir hakim varsa bu hakim tarafından; aksi hâlde adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanınca görevlendirilen hakim tarafından duruşma açılır ve genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Taraflar gelmese bile duruşma yapılır ve yokluklarında 223 üncü madde uyarınca hüküm verilebilir. Taraflara gönderilecek davetiyede bu husus yazılır. Duruşmadan önce itirazdan vazgeçilmesi hâlinde duruşma yapılmaz ve itiraz edilmemiş sayılır." şeklinde düzenlenmiş ve 01.06.2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Somut olayda sanık hakkında taksirle yaralama suçundan basit yargılama usulü uygulanmış, itiraz üzerine 5271 sayılı Kanun'un 252/2. maddesinde düzenlenen, "İtiraz üzerine hükmü veren mahkemece dosya, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi bulunması hâlinde tevzi kriterlerine göre belirlenen asliye ceza mahkemesine gönderilir ve bu mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur.'' hükmüne aykırı olacak şekilde aynı mahkemece genel hükümlere göre yargılama yapılarak hüküm kurulması, Kanun’a aykırı olup Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının (1) numaralı kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.

2- Kanun yararına bozma, 5271 sayılı CMK'nın 3 09... . maddelerinde, olağanüstü ve istisnai bir kanun yolu olarak düzenlenmiştir. 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde, hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması talebini, kanuni nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması talebini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi hâlinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse talep reddedilecektir. Böylece ülke genelinde uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.

Kanun yararına bozmaya, ancak istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilebilmesi nedeniyle kesin hükmün otoritesinin zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık hâlinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir. Ciddi boyuta ulaşmayan ve sadece yapılan uygulamanın hatalı olduğunun tespiti ile yetinilmesi sonucunu doğuran hukuka aykırılıkların bu yolla çözülmesinde kanun yararı olmadığı gibi, bu uygulamanın kesin hükmün otoritesini sarsacağı da açıktır. Bu bağlamda delillerin takdir ve tercihinde hataya düşüldüğünden bahisle hükmün kanun yararına bozmaya konu edilmesinin, bu olağanüstü kanun yolunun amaç ve kapsamıyla bağdaşmayacağında kuşku bulunmamaktadır.

5271 sayılı CMK'nın 309. maddesinde, kanun yararına bozma talebine konu edilemeyecek hâllerden bahsedilmemiştir. Buna karşılık 26.10.1932 tarihli ve 29-12 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, uygulamadaki esaslı yanlışlıklar ile esasa etkili usul hataları dışında kalan, hâkimin kanaat ve takdirine ait fiili sorunlardan dolayı kanun yararına bozmaya gidilemeyeceği vurgulanmıştır. Aynı şekilde 14.11.1977 tarihli ve 3-2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile erteleme isteği hakkında olumsuz bir değerlendirme içeren ya da yasal gerekçe gösterilmeden bu isteğin reddine ilişkin olan kararlara karşı kanun yoluna başvurmanın olanaklı olmadığı kabul edilmiştir. Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarihli ve 2008/5-19 Esas, 2008/31 Karar sayılı kararında, hâkimin takdir yetkisini hatalı kullanmasına bağlı olarak ortaya çıkan ve suç işleyenler için bir hak teşkil etmeyen hukuka aykırılıkların, 23.03.2010 tarihli ve 2010/2-29 Esas, 2010/56 Karar sayılı kararında da, kabul edip etmemenin mahkemenin takdirine bağlı olduğu istekler hakkında verilen kararların kanun yararına bozma istemine konu edilemeyeceği belirtilmiştir. Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 25.10.1993 tarihli ve 260/281 sayılı kararında, olaya ilişkin tüm deliller toplanıp değerlendirilmişse delil takdiri yapılarak verilen bu karar aleyhine noksan kovuşturma yapıldığından ya da takdirde yanılgıya düşüldüğünden bahisle kanun yararına bozma yoluna başvurulamayacağı ifade edilmiştir.

Öte yandan, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 13.03.2024 tarihli ve 2023/1-111 Esas, 2024/117 Karar sayılı kararında, "... YCGK'nın 14.11.1988 tarihli ve 427-466 sayılı kararında da; '...Sübut bulmayan veya yasal unsurları itibarıyla suç oluşturmadığı görülen bir eylemde, uygulamaya veya sair yasaya aykırılıklara ilişkin hususların yazılı emir üzerine incelenmesini mümkün görüp yargılamanın temelini ve esas amacını oluşturan sübut ve suçun tekevvün edip etmediğine ilişkin incelemeyi mümkün görmemek hukuken ve mantıken izahı mümkün olmayan bir husustur.' şeklindeki kabul ile suçun oluşup oluşmadığının bu yolla denetlenebileceği; 20.09.1993 tarihli ve 201-201 sayılı kararında ise, yargılama hukuku ile maddi hukuk kurallarına aykırılık yanında, mevcut delillerin mahkûmiyet için yeterli olmaması veya delil bulunmaması hâllerinde de bu yola başvurulmasının olanaklı olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır... Sanığa atılı suçun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığına yönelik kanun yararına bozma isteminin, hâkimin takdir ve kanaat hakkına ilişkin olmayıp maddi ceza hukukunu ilgilendiren ve başka yolla da denetlenme imkânı bulunmayan ciddi bir hukuka aykırılık iddiası taşıması karşısında, somut olayda mahkûmiyet hükümlerine esas teşkil edecek şekilde delil bulunup bulunmadığı ile mevcut delillerin yerinde değerlendirilip değerlendirilmediği, bu bağlamda suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı hususlarının, kanun yararına bozma talebine konu edilebileceği..." şeklindeki açıklamalar ile delillerin veya hukuk kurallarının yanlış değerlendirilmelerinden kaynaklanan, hüküm ve kararlardaki hukuki değerlendirme hatalarıyla ilgili olarak kanun yararına bozma yoluna başvurulmasının mümkün olduğu kabul edilmiştir.

Sonuç olarak kanun yararına bozma, olağanüstü, istisnai ve dar kapsamlı bir denetim yolu olup, hukuk güvenliği ve kesin hükmün otoritesinin korunması amacıyla, hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümdeki her türlü hukuka aykırılık için değil, ancak uygulamadaki esaslı yanlışlıklar ile esasa etkili usul hataları ve kanunda sınırlı olarak belirlenen nedenler üzerine gidilebilecek bir kanun yoludur.

Bu kapsamda somut olayda kanun yararına bozma istemi değerlendirildiğinde; mahkemece delil takdiri yapılarak verilen bu karar aleyhine, delillerin yanlış değerlendirildiği gerekçesi ile kanun yararına bozma yoluna başvurulamayacağından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının (2-A) numaralı kanun yararına bozma talebi yerinde görülmemiştir.

3- Yargılama sırasında Mağdur ...'in yaralanmasına ilişkin Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulundan alınan 16/02/2024 tarihli raporda mağdurun yaralanmasının, "kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olmadığı" belirtildiği halde mahkemesince temel cezadan 5237 sayılı Kanun'un 89/2-e maddesi uyarınca artırım yapılmak suretiyle fazla ceza tayini, Kanun’a aykırı olup Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının (2-B) numaralı kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.

4- CMK’nın 231. maddesindeki “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” düzenlemesi için öngörülen koşulların, dosyaya yansıyan bilgi ve kanıtlarla birlikte, denetime olanak verecek şekilde, somut gerekçeler gösterilmek suretiyle değerlendirildikten sonra, sanık hakkında “hükmün açıklanmasının geri bırakılması”na ilişkin düzenlemenin uygulanıp uygulanmayacağına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, talebi bulunan sanık hakkında hükmün uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışılmaması, Kanun’a aykırı olup Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının (2-C) numaralı kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.

5- 5271 sayılı CMK'nın 252/3. maddesi ''Mahkeme, ikinci fıkra uyarınca hüküm verirken, 251 inci madde kapsamında basit yargılama usulüne göre verilen hükümle bağlı değildir. Ancak, itirazın sanık dışındaki kişiler tarafından yapıldığı hâllerde 251 inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca indirim uygulanır'' şeklinde düzenlenmiştir. Bu halde mahkemenin daha önce basit yargılama usulüne göre kurduğu hükümden daha farklı bir hüküm kurmasında hukuka aykırılık görülmediğinden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının (2-Ç,D) numaralı kanun yararına bozma talebi yerinde görülmemiştir.

III. KARAR

1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki (2-A,Ç,D) numaralı düşünce yerinde görülmediğinden KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE,

2. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki (1, 2-B,C) numaralı kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,

3. İstanbul 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.11.2024 tarihli ve 2023/377 Esas, 2024/740 Karar sayılı kararının CMK'nın 309/3. fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,

5271 sayılı CMK'nın 309/4-a bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

12.01.2026 tarihinde karar verildi.

§