Consülto
Consülto
Karar ArşiviYargıtay İçtihat Veritabanı
Yargıtay

11. Hukuk Dairesi

Dosya2026/1880 E. 2026/1817 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2022/1173 Esas, 2025/162 Karar

HÜKÜM : Esastan ret

İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI : 2021/177 E., 2022/96 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve katılma yoluyla davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

KARAR

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili banka ile davalı ... .... ve .... A.Ş. arasında 12.01.2012 tarihli, 2.250.000,00 USD bedelli; 23.12.2012 tarihli, 2.000.000,00 USD bedelli; 03.12.2015 tarihli, 5.000.000,00 USD bedelli; 25.08.2016 tarihli, 1.000.000,00 USD bedelli ve 27.12.2012 tarihli, 10.000.000,00 TL tutarlı genel kredi sözleşmelerinin (GKS) aktedildiğini, diğer davalıların söz konusu sözleşmeleri müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile imzaladıklarını, borcun ödenmemesi nedeniyle .... Noterliğinin 07.07.2020 tarihli hesap kat ihtarnamesinin keşide edilerek davalılara 3.151.536,15 TL borcun ödenmesinin ihtar edildiğini, verilen süreye rağmen borcun ödenmediğini, davalılar hakkında .... İcra Müdürlüğünün 2020/17985 E. sayılı dosyası ile takip başlatıldığını ancak davalıların haksız itirazlarıyla takibin durmasına sebebiyet verdiklerini, davalıların itirazlarının icra takibini sürüncemede bırakmayı amaçladığını ileri sürerek itirazların iptali ile takibin devamına, davalılar aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davanın müvekkiline yöneltilmesinin hukuka aykırı olduğunu, pasif husumet itirazlarının bulunduğunu, ödeme emri ekinde müvekkiline tebliğ edilen belge bulunmadığını, icra dosyasına birbirinden bağımsız ve ilgisiz çok sayıda belge sunularak karmaşa yaratıldığını, müvekkilinin dosyaya sunulan kefalet sözleşmelerinden kaynaklı olarak borcunun bulunmadığını, icra dosyasına sunulan müvekkilinin imzasını taşıdığı iddia olunan kefalet sözleşmelerinin tamamının geçersiz olduğunu, borcun dayanağı olan 25.08.2016 tarihli ve 1.000.000,00 USD bedelli GKS ve ekindeki kefalet sözleşmesinde müvekkilinin imzasının bulunmadığını, diğer kredi sözleşmeleri ve kefalet sözleşmelerinin mahkemeyi ve icra dairesini yanıltmak için dosyaya sunulduğunu, borçlu firmaların büyük hissedarı ve yönetim kurulu başkanının kredileri usulsüzce kullanarak zimmetine geçirdiğini, hakkında devam eden çok sayıda dava bulunduğunu, talep edilen faizin fahiş olduğunu, kredi ve kefalet sözleşmelerinde yer alan hükümlerin genel işlem şartı olup geçerlilik kazanmadığını savunarak davanın reddini, davacı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.

2.Diğer davalılar usulüne uygun tebliğe rağmen yasal süresi içerisinde davaya cevap vermemiş, yargılama sırasında vekillerinin dosya kapsamındaki beyanlarıyla; müvekkillerine hesap kat ihtarnamesinin usule uygun gönderilmediğini, gönderilen hesap kat ihtarnamesine taraflarınca süresi içerisinde itiraz edildiğini, takibe konu alacağın yargılamayı gerektirdiğini, müvekkillerine gönderilen hesap kat ihtarnamesinde tüm borç miktarının bir gün içerisinde ödenmesinin istenmesinin iyiniyet kurallarına aykırı olduğunu, tek taraflı olarak kredi cari hesabının kat etme yetkisinin bankaya tanınması hükmünün genel işlem koşulu sayılacağını ve kötüniyet göstergesi olduğunu, talep edilen ve uygulanan faiz oranının fahiş olduğunu, müvekkilleri açısından kefaletin geçerlilik şartlarını taşımadığını, muaccel borç bulunmadığından müvekkillerinin borçtan sorumlu tutulamayacaklarını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 22.12.2011, 12.01.2012, 27.12.2012, 03.12.2015, 25.08.2016 tarihli GKS'de ... .... ve ... A.Ş.'nin kredi lehdarı olarak imza attığı, bu GKS'yi diğer davalıların müteselsil kefil olarak imzaladıkları, ancak davalı ...'nin 25.08.2016 tarihli GKS'de kefalet imzasının bulunmadığı, taraflar arasında akdedilen sözleşmelerin yasal değişiklik tarihi 28.03.2013'den sonra aktedildikleri, davalı kefillerin şirket ortağı ve/veya yöneticisi oldukları, eş muvafakati belgesine gerek bulunmadığı, GKS gereğince düzenlenen hesap kat ihtarı, 09.07.2020 tarihi itibariyle davalılara tebliğ edilmiş olup verilen bir günlük sürenin sonu olan 11.07.2020 tarihi itibariyle davalıların temerrüde düştüğü, davaya konu borçlu cari hesap kredisinin kullandırıldığı 27.09.2018 tarihinden hemen önceki 25.08.2016 tarihli GKS'de davalı ...'nin kefil sıfatıyla imzasının bulunmadığı, ayrıca kullandırılan kredinin daha önceki krediler kapsamında kullandırıldığının kredi kullanım talimatı gibi belgeler ile ispatlanamadığı, davalı ...'nin bu krediden sorumlu tutulamayacağı, GKS'de bankaca tespit edilen en yüksek faizin, temerrüt faizinin belirlenmesinde ölçü olarak alındığı, bu ibarenin ... Bankasına bildirilen tabela faizi olarak kabul edilemeyeceği, öyle olduğu kabul edilse bile Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/19-1650 E., 2019/507 K. sayılı ilamında "bankaların Türkiye Cumhuriyeti ... Bankası’na bildirdikleri ancak müşterilerine uygulamadıkları akdi faizlerin temerrüt faizinin tespitinde esas alınmayacağı" hususunun açıklandığı, sözleşmede ayrıca bir temerrüt faiz oranı da belirlenmediği, o hâlde, davacı bankanın kayıtları üzerinde konusunda uzman bilirkişi aracılığıyla inceleme yapılarak bankaca (fiilen) tespit edilen en yüksek faiz düzenlemesi kapmasında temerrüt faizinin %48 olması gerektiği, GKS'deki temerrüt faizi matrah oranının fiilen uygulanan şeklinde anlaşılması gerektiği, fiilen uygulanan faiz oranı kıstas alınarak belirlenen temerrüt faizi oranının da fahiş nitelikte olmadığı, taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin ''Genel Kredi Sözleşmesi'' başlığını taşıdığı, kullandırılan kredinin ticari nitelikte olduğu, ticari işlerde tarafların faiz oranını serbestçe belirleyebilecekleri, bilirkişi tarafından hesap kat tarihinde, takip tarihinde ve hukuki menfaatin tespiti açısından dava tarihinde asıl alacak ve temerrüt tarihi ve temerrüt faiz oranına göre fer'ilerinin hesaplandığı, dava konusu alacağın likit alacak niteliği taşıdığı gerekçesiyle davanın davalı ... açısından reddine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK)

264. maddesi gereğince davalı ... hakkındaki ihtiyati haczin hükümsüz kaldığına, diğer davalılar açısından davanın kısmen kabulü ile bu davalıların .... İcra Dairesinin 2020/17985 sayılı takip dosyasındaki itirazlarının; 3.151.536,15 TL asıl alacak, 230.850,01 TL işlemiş temerrüt faizi, 2.567,34 TL ihtarname masrafı, 755,00 TL ihtiyati haciz vekalet ücreti, 11.542,50 TL BSMV olmak üzere toplamda 3.397.251,00 TL üzerinden iptaline, işleyecek faiz oranına itirazın ise "asıl alacak üzerinden takip tarihinden tahsil tarihine kadar işleyecek %48 sözleşmesel temerrüt faizi ile" şeklinde iptali ile takibin bu şekilde ödeme emrindeki kayıt ve şartlarda devamına, 3.397.251,00 TL'nin %20'si olan 679.450,20 TL tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davalı ...'nin kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili ve davalı ... vekilince istinaf edilmiştir.

IV. İSTİNAF

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı ...'nin kefil olduğu sözleşmeler kapsamında kullandırılan ve halen mevcut olan kredi borçlarından sorumluluğunun, sonradan imzalanan ve kefil olmadığı sözleşme ile ortadan kalkmayacağı ancak aynı hesap üzerinden kullandırılmış olmalarına bakılmaksızın, davacı banka tarafından kullandırılan her bir kredinin birbirinden bağımsız olduğu, kredi borcu nedeniyle sorumluluğun kime ait olduğunun da dayanak kredi sözleşmesi kapsamında tespit edileceği, bu itibarla davacı bankanın aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde görülmediği, taraflar arasında akdedilen GKS ticari iş niteliğinde olduğuna göre sözleşmenin temerrüt faizine ilişkin hükmünün taraflar bakımından bağlayıcı olduğu ve uygulanması gereken temerrüt faizinin, davacı bankanın T.C. ... Bankası'na bildirdiği kredi faizi oranı üzerinden değil, söz konusu hükme göre bankanın temerrüt tarihinde tespit ettiği yani emsal kredilerde fiilen uyguladığı en yüksek faiz oranı belirlenerek, bu orana sözleşmenin 5. maddesinde belirtilen % 50 oranı ilave edilmek suretiyle tespit edilmesi gerektiği, mahkemece alınan bilirkişi raporunda, davacı banka tarafından sunulan deliller ve banka kayıtları üzerinde yapılan incelemede dava konusu kredinin temerrüt tarihinde emsal nitelikteki kredilere uygulanan en yüksek faiz oranının %32 olduğunun tespit edildiği, dava konusu krediye bu oranın %50 fazlası olan %48 oranında temerrüt faizi işletebileceği, davacı banka tarafından temerrüt tarihinde emsal kredilere uygulanan en yüksek faizin %43,8 olduğuna dair bir delil sunulmadığı, davacı bankanın GKS'lerin birbirinin devamı niteliğinde olduğu, davalı ...'nin müteselsil kefaletinin bulunduğu önceki tarihli GKS'leri uyarınca borçtan sorumlu olduğu iddiası ile icra takibi başlattığı, anılan davalı yönünden dava, dava ve takip konusu kredinin dayanağı GKS'de kefaleti bulunmadığından bahisle reddedildiğinden takibinde haksız olan davacının kötüniyetli olduğunun anlaşılamadığı, davalının aksi yöndeki istinaf sebebinin yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı vekili ile davalı ... vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili ve katılma yoluyla davalı ... vekilince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Dava ve Hukuki Nitelendirme

Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için asıl borçlu ve kefiller aleyhine başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

1.Katılma yoluyla davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 366. maddesinin atfı ile dikkate alınacak aynı Kanun'un 344. maddesi gereğince temyiz dilekçesi verilirken, temyiz kanun yoluna başvuru için gerekli harçlar ve tebliğ giderleri de dâhil olmak üzere tüm giderlerin ödeneceği, bunların hiç ödenmediği veya eksik ödenmiş olduğu sonradan anlaşılırsa, kararı veren mahkeme tarafından verilecek bir haftalık kesin süre içinde tamamlanacağı, aksi hâlde başvurudan vazgeçmiş sayılacağı hususunun başvurana yazılı olarak bildirileceği, verilen kesin süre içinde harç ve giderler tamamlanmadığı takdirde, mahkemece başvurunun yapılmamış sayılmasına karar verileceği düzenlenmiştir.

Davalı ... vekilinin vermiş olduğu temyize cevap dilekçesi ile, Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükmü kötüniyet tazminatı yönünden temyiz ettiği, ancak temyiz yoluna başvurma harcı ve temyiz karar harcı yatırması gerekirken her iki harcı yatırmadığı anlaşılmış olup, yatırması gereken temyiz yoluna başvurma harcı ile maktu temyiz karar harcının tamamlatılarak makbuzun ivedilikle Dairemize UYAP üzerinden gönderilmesinin dosya eksiklik talebi ile istenildiği ancak davalı ... vekilinin 05.05.2025 tarihli dilekçesi ile, "..kötü niyet tazminatı yönünden harcın tamamlanması gerektiği belirtilse de tarafımızca bu bedel yatırılmayacak olup kötü niyet tazminatı yönünden talebimizden feragat ettiğimizi arz ederiz" şeklinde beyanda bulunduğu, her ne kadar davalı ... vekili hükmü katılma yoluyla temyiz etmiş ise de; Dairemizin dosya eksiklik talebine istinaden Bölge Adliye Mahkemesince temyiz harçlarının yatırılmasının istenmesi üzerine söz konusu harçların yatırılmayacağı ve kötüniyet tazminatı taleplerinden feragat ettikleri şeklindeki açık beyanı karşısında, adı geçen davalıya temyiz harçlarının tamamlanması için ayrıca muhtıra tebliğ edilmesine de gerek bulunmadığı değerlendirildiğinden davalı ... vekilinin katılma yoluyla temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar vermek gerekmiştir.

2.Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

VI.SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin katılma yoluyla TEMYİZ BAŞVURUSUNUN YAPILMAMIŞ SAYILMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine, 30.03.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.

§