"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2025/73 Esas, 2025/178 Karar
HÜKÜM :Davanın reddi
İlk Derece Mahkemesinin direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 2007 yılında “Parfümeri, kozmetik ürünleri, kişisel kullanım amaçlı koku vericiler, sabunlar” dahil olmak üzere 03... . sınıflara giren emtialarda tescil ettirdiği “...” markası altında söz konusu emtiaların üretim ve satışını yapmakta olduğunu, davalının davacının tescilli “...” markasıyla iltibas yaratacak derecede benzer “...”, “... 361M ... ...”, “...” markalı ürünlerin satışını yaptığının noter marifetiyle tespit edildiğini, davacı adına tescil ettirilmiş ... nolu markanın, ayırt edilemeyecek kadar benzerinin ya da en azından iltibas veya iltibas tehlikesi yaratacak derecede benzerinin onay alınmadan davalı tarafından kozmetik ürünler üzerinde kullanılması suretiyle gerçekleştirilen marka ihlali ve yaratılan haksız rekabetin 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (SMK) 6/1, 7/2-b, 29/1-a, 149/1-a, b, c, ç, d, f, g ve 150/3 maddeleri ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) 54, 55/1-a.4, 56/1-a, b, c maddeleri gereğince; davalının iş eylemlerinin marka ihlali ve haksız rekabet olduğunun tespitine, önlenip durdurulmasına (men-ine ve ref'ine), "..." ibaresini taşıyan tüm kozmetik ürünlere el konulmasına, el konulan ürünlerin marka ihlali ve haksız rekabet yaratmayacak şekilde şekillerinin değiştirilmesine, bu hususun mümkün olmaması halinde imhalarına, hükmün ilan edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının perakende mağazacılık sektöründe selektif kozmetik ürün satışı gerçekleştiren bir ticari işletme olarak, kendi ürünleri dışında ithal ettiği veya Türkiye’deki distribütörlerinden ve tedarikçilerinden temin ettiği başkalarına ait ürünleri de satışa sunduğunu, bu cümleden olarak uyuşmazlık konusu edilen “...” markalı rujları ... Türkiye’den, “...” markalı far paletlerini de ... LLC firmasından satın aldığını/ithal ettiğini, yani bu ürünlerin sadece satıcısı olduğunu ve ürünlerin piyasaya takdim şekilleri ile ilgili hiçbir yetkisi olmadığını, ürünlerde “...” ibaresinin markasal olarak kullanılmadığını, ürünün renk tonunu betimleyen bir ibare olarak kullanıldığını, bu ürünlerin markalarının “...”, “...” ve “...” ibareleri olduğunu, dava konusu edilen kullanımlarda geçen tasviri/tali unsur olan “...” ibaresinin davacının davasına mesnet aldığı markasıyla karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, davacının “...” markasını ruj ve göz farı ürünlerinde kullanmadığını, davayı açmakta kötüniyetli olduğunu, davacının markasının hükümsüzlüğü davalarının halen derdest olduğunu, davacının gerek dünyada gerekse Türkiye’de uzun yıllardır satış ve dağıtımda olan dava konusu ürünler karşısında suskun kalarak hak kaybına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Feri müdahil ... vekili cevap dilekçesinde; dava konusu markaların benzer olmadığını ve aralarında iltibas riskinin bulunmadığını, bu yüzden de ortada bir marka hakkı ihlali ve/veya haksız rekabet olmadığını, zira fer’i müdahil firmanın dava konusu edilen ürünlerinde yer alan markasal kullanımın tanınmış “...” ibaresi olduğunu, “...” ibaresinin kozmetik sektöründe herkes tarafından dünya çapında markasal unsur olmayacak şekilde kullanıldığını, ..., ..., ... gibi firmaların da “...” ibaresini şekerleme konusu veya rengi ihtiva eden ürünlerinde kullandığını, davacının temizlik sektöründe faaliyet gösteren yerel bir firma olduğunu, kozmetik sektöründe faaliyetinin bulunmadığını, iltibas riskinin ve haksız rekabetin söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
3.Feri müdahil ... Türkiye Kozmetik San. ve Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; davaya konu ürünlerden “...” ürününün sadece paketinin üzerinde yer alan ve renk belirten “... ...” ifadesinin markasal bir kullanım olmadığını, bu ifadenin “...” anlamına geldiğini ve rujun rengini betimlediğini, bu tür ifadelerin kozmetik sektöründe kullanılmasının çok normal bir uygulama olduğunu, ürünün markası olan “...” ibaresinin ... numara ile tescilli olduğunu, bu ürünün 2013 yılından beri piyasada olduğunu, davacının bu kadar uzun süre sessiz kalması nedeniyle hak kaybına uğradığını, davacının endüstriyel temizlik ürünleri ile fer’i müdahilin rujlarının karıştırılmasının mümkün olmadığını, kendi markalarının özgün ve ayırt ediciliği yüksek bir marka olduğunu ve taraf markalarının görsel farklılıkları, farklı satış kanalları ve ürünlerin hitap ettiği müşteri kitlesinin farklılığı gözetildiğinde markaların karıştırılmasının mümkün olmadığını, davacının “...” markasını makyaj malzemeleri üzerinde kullanmadığını savunarak kullanılmayan bir markaya dayalı olarak ve ortada bir marka tecavüzü/haksız rekabet fiili bulunmadan açılan davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, "..." ibaresinin davaya konu kozmetik ürünleri bakımından ayırt ediciliği düşük zayıf karakterli bir marka olduğu, davalı eylemlerinin, davacıya ait "..." marka hakkını ihlal eder nitelikte olmadığı, dolayısıyla marka hakkı ihlali şartlarının somut olayda gerçekleşmediği, marka hakkı ihlali oluşturmayan davalı eylemlerinin, aynı zamanda davacı aleyhine haksız rekabet de teşkil etmeyeceği, davalı eylemlerinin hukuka uygun kullanım sınırı kapsamında kaldığı, davacı tarafın ileri sürdüğü iddiaların sûbut bulmadığı gerekçesiyle bozma kararına karşı direnilmesine, davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, markaya tecavüz ve haksız rekabet iddialarına dayalı korunma taleplerine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 373/5 hükmü gereğince Dairemizce yeniden yapılan incelemede; yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen direnme kararında bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
V. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile İlk Derece Mahkemesince verilen direnme kararının HMK'nın 370/1 ve 373/5 hükümleri uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 13.01.2026 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.