"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1683 Esas, 2025/818 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/129 E., 2023/109 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin "... ..." ibareli markayı tescil ettirmek üzere Türk Patent ve Marka Kurumu'na (TÜRKPATENT) yapmış olduğu başvurunun aşamalardan geçerek 2013/... tescil numarası ile 40. sınıfta davalı şirket adına tescil edildiğini, ancak müvekkilinin "... ..." işletme adı/unvanını 1993 yılından bu yana aynı adreste, aynı şekilde, davalıdan çok daha önceden beri kullandığını, davalı şirketin sicil kayıtları incelendiğinde başlangıçta...ve .... Şti. unvanı ile kurulduğunu, 19 97... yıllarında unvan değişikliğine, 1997 yılında ise faaliyet alanı değişikliğine gittiğini, bu itibarla davalı tarafından tescilli markanın en erken 1997 yılından itibaren kullanımından söz edilebileceğini, müvekkilinin kullanımının ise bu tarihten daha önce başladığını, markanın müvekkili tarafından tanınır hale getirildiğini, ayrıca söz konusu isim markasının müvekkiline ait kişi ismini ve ticaret unvanını teşkil ettiğini, bu nedenle 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 25. maddesinin atfı ile aynı Kanunun 6/3. ve 6/6. maddeleri anlamında da hükümsüzlük sebeplerinin var olduğunu, müvekkilinin önceleri "... ... ... ..." daha sonra ise "... ... ..." adıyla faaliyette bulunduğunu, davalı tarafından müvekkili aleyhine .... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde açılan davada bu durumu ispat ettiklerini, ayrıca dava konusu "... ..." markasının yeni ve ayırt edici nitelikte olmadığını, zira "..." ibaresinin dayanıklı materyaller için ticari hayatta sıklıkla kullanılan bir sıfat olduğunu, yine "..." ibaresinin ticaret alanında cins, vasıf ve kalite belirten adlandırmalardan olması nedeniyle SMK'nın 5/1-c maddesi uyarınca da hükümsüz kılınması gerektiğini ileri sürerek TÜRKPATENT nezdinde davalı şirket adına tescilli ... numaralı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı şirket usulüne uygun tebliğe rağmen yasal süresi içerisinde davaya cevap vermemiş, vekilinin dosya kapsamındaki yazılı beyanlarıyla; davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, SMK'nın 25/6. maddesine göre hükümsüzlük davasının 5 yıl içerisinde açılması gerektiğini, derdestlik itirazında bulunduklarını, zira taraflar arasında halihazırda istinaf aşamasında olan .... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2017/311 E. sayılı ve haksız rekabet ve marka hakkının ihlali ile men'i ve ticaret unvanının terkini talepli devam eden bir dava olduğunu, bahsi geçen davanın dayanağının da gerçek hak sahipliği olduğunu, "... ..." ibaresinin gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu, markanın ilk defa müvekkili şirket tarafından kullanıldığını, ayrıca meşhur ve maruf hale getirildiğini, markaya ayırt edici niteliğinin müvekkili tarafından kazandırıldığını, müvekkilinin 17.02.1995 tarihinden bu yana ...'nda kayıtlı olduğunu, müvekkilinin davacıdan daha fazla ticari kazanç elde ettiğini, davacının gerçek şahıs olması nedeniyle unvanının adı ve soyadından oluşması gerektiğini, dolayısıyla "... ..." olarak bir unvan kullanmasının mümkün olmadığını, davacının ... adlı internet sitesini kapatıp, kendi isim ve soyadının yer aldığı ... adlı internet sitesini açtığını, dolayısıyla "... ..." ibaresi üzerinde gerçek hak sahibi olamayacağını, davacının "... ..." ibaresinin yenilik ve ayırt edicilik niteliğinin bulunmadığı yönündeki iddiasının kabul edilemeyeceğini, zira müvekkilinin markayı TÜRKPATENT nezdinde tescil ettirmeden önce dahi uzun yıllar yaptığı reklamlar, kurduğu internet sitesi, fuarlara katılmak, kalite belgeleri almak, geniş ticaret ağıyla piyasada tanınır hale getirmek suretiyle ayırt edici hale getirdiğini ve bu sayede "... ..." markasının müvekkilinin markası olarak algılanmaya başlandığını, .... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2017/311 E. sayılı davası derdestken davacının bu davayı açmakla kötüniyetli olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; hükümsüzlüğü talep edilen TÜRKPATENT nezdinde davalı şirket adına tescilli ... numaralı markanın; 06.08.2014 (TÜRKPATENT çevrimiçi kayıtlarına göre 07.08.2014) tarihinde tescil edildiği, huzurdaki davanın; İstanbul Anadolu Hukuk Mahkemeleri...'na verilen 15.05.2018 tarihli dilekçe ile açıldığı, davalı tarafın “... ...” baskın unsurlu "... ... sm" markasını; 29.03.2004 tarihinde başvurup 20.07.2005 tarihinde 2003/33084 tescil numarası ile 07. sınıf yanında dava konusu markanın da kapsadığı 40. sınıfta yer alan “... işleme hizmetleri: Galvanizleme hizmetleri, marka kaplama hizmetleri, ... dökümcülük hizmetleri, ... (...) yapımı hizmetleri, malzeme işleme hakkında bilgilendirme hizmetleri. Malzemelerin montajı (üçüncü şahıslar adına) hizmetleri” için tescil ettirdiği, davalının bu tescilinin üzerinden yaklaşık 14 yıl geçtiği, yine davalı tarafın delilleri incelendiğinde: davalı şirketin, “... ...” ibaresini gerek ticaret unvanı ve gerekse marka olarak uzun yıllardan bu yana kullandığı, ... alan adını 2000 yılında tescil ettirdiği ve o tarihten bu yana aktif olarak kullandığı, ulusal ve uluslararası kalite belgeleri aldığı, reklam ve promosyon faaliyetleri içine girdiği, fuarlara katıldığı, kongrelere sponsor olduğu, televizyon yayınlarına katıldığı, 2007 yılında ... adlı firma ile uluslararası iş birliğine gittiği, “... ...” adıyla sektörel bir ... yayımladığı, gazete haberlerine konu olduğu, hakları “... ...”e ait olmak üzere “...” adıyla bir kitap yayımladığı ve kitabın 11. baskısının yapıldığı, ... Bakanlığı'ndan Onaylı Tedarikçi Belgesi aldığı, ... Bakanlığı ve ... gibi kurumların tedarikçisi olduğu, ... ve Balıkesir'de fabrikalarının olduğu, farklı şehirlerde şubeler açtığı, 2012 yılında ... Savunma ve...'ne üye olduğu, “... ...” markası ile ciddi satış rakamlarına eriştiği, davacı bakımından; "sessiz kalma nedeniyle" hak kaybı koşullarının oluştuğu ve markanın kötüniyetle tescil edildiğinin kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı taraf süresinde cevap dilekçesi sunmamışsa da, marka üzerinde davacının öncelik hakkının bulunduğuna ilişkin vakıanın inkar edilmesi kapsamında, markanın kendileri tarafından tescilden önce uzun süre kullanıldığı ve kendilerinin de marka üzerinde hak elde ettiği, davacının öncelik hakkına dayanamayacağına dair savunma yaptığı, tescil tarihinden önce uzun süre markayı kullandıklarına ilişkin deliller sundukları, bu vakıa ve deliller, inkar kapsamında olduklarından, Mahkemece dikkate alınmalarında usule aykırılık bulunmadığı, SMK'nın 25/6. maddesinde hükümsüzlük davası için öngörülen 5 yıllık hak düşürücü sürenin, marka sahibinin sonraki tarihli markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği tarihte başlayacağı, davacının "... ..." işletme adıyla 01.04.1993 tarihinde faaliyete başladığı, 16.10.1998 tarihinde Esnaf ve ... Siciline bu isimle kaydolduğu, 07.06.2006 tarihinde Esnaf ve ... ’na kaydolduğu, davalının ise 13.02.1997 tarihinde ticaret unvanının ... ... San. ve Tic. A.Ş. olarak ve faaliyet alanının da ... işleme ve ... ürün ticareti olarak değiştirildiği, dosyaya sunulan faturalara göre 2009 yılından bu yana faturalarında "... ..." ibaresini markasal olarak kullandığı, 2000 yılından bu yana alan adında "... ..." ibaresine yer verdiği, 16.05.2013 tarihinde ise marka tescil başvurusunda bulunduğu, her iki tarafın da aynı konuda ticari faaliyette bulundukları, davalının ulaştığı ticaret hacmi düşünüldüğünde, davacının davalının ticaret unvanından, alan adından ve marka kullanımlarından haberdar olmamasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, somut uyuşmazlıkta davalının bu kullanımdan doğan haklarına zarar gelmeyeceği düşüncesiyle uyuşmazlık konusu marka, ticaret unvanı ve internet alan adına yatırım, emek ve sermaye koymak suretiyle belli bir ekonomik değere ulaştırıldığı göz önüne alınarak, bu aşamadan sonra davacının üstün hakkına dayalı olarak eldeki davayı açmasının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesi anlamında dava açma hakkının kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, davacının 5 yıldan fazla süre davalının marka kullanımlarına sessiz kaldığı, davacının "... ..." markası üzerinde tescilsiz kullanımla SMK’nın 6/3. maddesi uyarınca hak sahibi olduğunun anlaşıldığı, .... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2023/60 E., 2023/112 K. sayılı kesinleşen kararı ile de bu hususun tespit edildiği, ancak davacının, marka üzerinde hak elde etmesi nedeniyle, aynı şekilde markayı uzun süre tescilsiz ve dava tarihine kadar 5 yıl tescilli olarak kullanan davalının markasının hükümsüzlüğünü talep edemeyeceği, mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, marka hükümsüzlüğü ve sicilden terkini istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına, özellikle hükümsüzlük davaları bakımından sessiz kalma yoluyla hak kaybında uygulanacak sürenin başlangıcının, tescil tarihinden başlatılması mutlak bir kural olmayıp eğer hükümsüzlüğü talep edilen marka, tescil tarihinden önce kullanılmış ise tescil tarihinden önceki kullanım tarihlerinin de dikkate alınmak zorunda olmasına (Prof. Dr. ... Hukuku, ... 2024, s.689), Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinde, davalının dava konusu markanın tescil tarihinden çok önce kullanımlarının olduğunun tespit edilmesi karşısında aynı zamanda "davalının marka tescil başvuru tarihinden dava tarihine kadar 5 yıllık sürenin geçtiği" şeklinde hatalı gerekçeye yer verilmesinin de sonuca etkili olmamasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 30.03.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.