Consülto
Consülto
Karar ArşiviYargıtay İçtihat Veritabanı
Yargıtay

11. Hukuk Dairesi

Dosya2025/4657 E. 2026/1752 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2024/1787 Esas, 2025/1007 Karar

HÜKÜM : Davanın reddine

İLK DERECE MAHKEMESİ : Konya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI : 2022/392 E., 2024/610 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

KARAR

I. DAVA

Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalının, müvekkillerine olan 40.000,00 USD depozito borcunu ödemesi için davalıya 21.06.2013 tarihli ihtarnamenin gönderildiğini, ancak davalı tarafından depozito borcunun ödenmediğini, bunun üzerine davalı aleyhine alacak davası açıldığını, dava açılırken 40.000,00 USD bedelli alacağın dava açılış tarihindeki TL karşılığı olan 76.720,00 TL bedel üzerinden açıldığını ve yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verildiğini, davanın 2022 yılına kadar devam ettiğini, bu süreç içinde meydana gelen ekonomik gelişmeler ve dövizde öngörülemeyen yükselmeler sebebiyle faizi ile tahsil edilen paranın müvekkillerinin alacağını karşılamadığını, bu nedenle de munzam zarar meydana geldiğini, zararın giderilmesi için davalı ile görüşüldüğünü, arabuluculuğa başvurulduğunu ancak herhangi bir netice alınamadığını, taraflar arasındaki tüm ticaretin Amerikan Doları üzerinden gerçekleştirildiğini, bu nedenle de davalının almış olduğu 40.000,00 USD depozitoyu iade etmesi gerektiğini, yargılamanın kolaylaşması ile harç ve yargılama giderlerinin anlaşılır olması adına bahsi geçen alacak davasının Türk Lirası üzerinden açıldığını ancak davalının kötü niyetli olarak yargılamayı bu kadar uzatacağı, Amerikan Dolarının Türk Lirası karşısında bu denli değer kazanacağının öngörülmediğini, açmış oldukları davanın kur farkı olmayıp munzam zararın karşılanmasına yönelik olduğunu ileri sürerek davalının muaccel olan borcunu zamanında ödememesi sebebiyle müvekkillerinin zararının faiz ile karşılanmayan kısmı olan munzam zararının, bilirkişi heyeti ile tespit edildikten sonra arttırılmak üzere; müvekkili ... için şimdilik 500,00 TL, ... için şimdilik 500,00 TL olmak üzere davalıdan tahsiline, dava tarihinden itibaren reeskont faizi oranında ticari faiz işletilmesine karar verilmesini talep etmiş olup, sunulan ıslah dilekçesi ile dava değerini 319.983,38 TL olarak artırarak, 319.983,38 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile taraflarına ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, Amerikan Dolarının ödeme günündeki değerinin belli olduğunu, davacının hangi tarihi esas alırsa o tarihteki kura göre alacağını hesap edebileceğini, bu nedenle belirsiz alçak davası açmasında hukuki yarar bulunmadığını, alacağın kaynağının Amerikan Dolarındaki artış olduğunu, davacının zararının kaynağının müvekkili olmadığını, davanın uzun sürme sebebinin, davacıların 20 13... yılları arasında birçok mallarını satmak zorunda kalmalarının sebeplerinin müvekkili olmadığını, davacının parayı tahsil edemediğinden mallarını satmak zorunda kaldığını beyan etmekle aslında tahsili halinde paranın USD'ye çevrilemeyeceğini ikrar etmiş olduğunu, munzam zarar şartlarının oluşmadığını, davacıların Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/299 E. sayılı dosyasındaki, 25.07.2013 tarihli dava dilekçelerinin netice ve talep bölümünde “Davalıdan olan 40.000,00 USD'lik alacağımızın dava açılış tarihindeki Türk lirası karşılığı olan 76.720,00 TL’nin muaccel olduğu tarihten itibaren işleyecek reeskont faizi oranında ticari faizi oranında ticari faizi ile birlikte tahsiline…” şeklinde talepte bulunduklarını, bu doğrultuda davacıların seçimlik haklarını kullandıkları için munzam zararlarının olduğu iddiasıyla bu davayı açmalarında hukuki yararlarının olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıların, zararlarının fazi ile karşılanmayan kısmı olan zararın tazminini talep ettikleri, 09.04.2023 tarihli raporda sonuç olarak; yapılan hesaplama sonucu 76.720,00 TL'nin denkleştirici adalet ilkesi gereğince 02.07.2013 muacceliyet tarihinden paranın tahsil edildiği 21.01.2022 tarihine kadar ulaşacağı değerin 410.255,08 TL olacağı, davacı/alacaklılar tarafından.... İcra Müdürlüğünün dosyasından başlatılan takipte iş bu 76.720,00 TL yönünden toplam 90.271,70 TL faiz tahsilatı yapıldığı, 410.255,08 TL' den tahsil edilen 90.271,70 TL faiz geliri dışlandığında davacıların munzam zararlarının 319.983,38 TL olacağı, dosya içerisinde davacıların bu alacaklarını alamamalarından kaynaklı olarak icra takibine uğradıkları, menkul ve gayrimenkul mallarını satmak zorunda kaldıklarını beyan etmişlerse de; bu yönde herhangi bir bilgi ve belge bulunmaması nedeniyle bu yönde herhangi bir hesaplama yapılamadığının belirtildiği, davalının temerrüdü nedeniyle alacağın geç tahsilinde kusurlu olduğu gerekçesi ile davanın kabulü ile davacının maddi zararı için 319.983,38 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacılara verilmesine karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince istinaf edilmiştir.

IV. İSTİNAF

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıların, Konya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2013/208 E. sayılı dosyası (Yeni Esası Konya 2.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/299 E., 2020/63 K. sayılı dosyası) ile açmış oldukları davada 40.000,00 USD alacaklarının dava açılış tarihindeki Türk Lirası karşılığı olan 76.720,00 TL 'nin muaccel olduğu tarihten itibaren işleyecek reeskont faizi oranında ticari faizi ile birlikte tahsilini talep ettikleri, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği, davacıların davalıya 40.000,00 USD depozite verdiklerini beyan etmelerine ve bu hususu yazılı delille ispatlamalarına rağmen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 99. maddesinde belirtilen seçimlik haklarını borcun Türk Lirası olarak ödenmesi yönünde kullandıklarının anlaşıldığı, bu durumda davacıların munzam zararın oluştuğunun kabulünün mümkün olmadığı, mahkemece bu husus gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacılar vekilince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Dava ve Hukuki Nitelendirme

Dava, TBK'nın 122. maddesine dayalı munzam zararın tazmini istemine ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

VI.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı harcın istekleri halinde ilgililere iadesine, 26.03.2026 tarihinde kesin olarak oy çokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ

Çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık, munzam zararın somut delillerle ispatının gerekip gerekmediği, yani soyut ispatın yeterli olup olmadığı ve döviz cinsinden alacağın Türk Lirası karşılığının istenmesinin etkisinin olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Munzam zarar, Türk Borçlar Kanunu (TBK) madde (m) 122 (eski TBK m. 105) hükmü ile “aşkın zarar” alt başlığı ile düzenlenmiş olup bu hükmün birinci fıkrasına göre; “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür”. Buna göre, munzam zarar, temerrüt olgusu gerçekleşmeden borçlunun borcunu ödemiş olması durumunda, alacaklının malvarlığının ulaşacağı miktar ile temerrüdün sonucu olarak ortaya çıkan miktar arasındaki farktır. Diğer bir ifade ile temerrüt nedeniyle alacaklının uğradığı zararın temerrüt faiziyle karşılanmayan kısmı munzam zarardır.

Bu bağlamda munzam zarar borcunun hukuki dayanağı, asıl alacağın temerrüde uğramasıdır. Ancak, temerrüt olgusunun gerçekleşmesinde borçlunun kusurunun bulunması aranır. Belirtmeliyim ki sorumluluktan kurtulmak için bir kusurunun olmadığını borçlu ispat etmek durumundadır. Diğer bir ifade ile munzam zarar sorumluluğu kusur sorumluluğuna dayanmakta olup söz konusu kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur.

Borçlunun munzam zararı giderim yükümlülüğü, hem asıl borç yükümlülüğünden hem de temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı olup temerrüt olgusunun ortaya çıkması ile oluşmaya başlayan ve asıl borcun tam olarak ifasına kadar geçen sürede oluşan ve temerrüt faiziyle karşılanamayan bağımsız bir borçtur.

Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun E. 1988/4, K. 1989/3 sayılı Kararında belirtilen “Para her zaman kullanılması mümkün ve temettü getiren bir meta olduğundan, geç ödenmesi halinde zararın vücudu muhakkaktır” prensibi ve Anayasa mahkemesinin para üzerindeki hakkın mülkiyet hakkı niteliğinde olduğunun kabulü ve dolayısıyla ihlal kararı vermesi gözetilerek munzam zararın soyut olarak ispatının yeterli kabul edilmesi daha doğru bir yaklaşım olmalıdır. Belirtmem gerekir ki, özellikle enflasyonist dönemlerde, temerrüt nedeniyle alacağına geç ulaşan alacaklının temerrüt faiziyle karşılanmayan zararının doğduğunun maruf herkesçe bilinen) vakıa olduğu ve dolayısıyla Hukuk Muhakemesi Kanunu (HMK) m. 187/2 (HUMK m. 238) hükmü uyarınca ispatının gerekmediği yönündeki temel prensip de gözetildiğinde, munzam zararın soyut olarak ispatının kabul edilmesinin gerektiği ortaya çıkmaktadır. Bunun aksine somut ispatın aranması, borçlunun haksız yere sebepsiz zenginleşmesine sebep olacaktır. O nedenle somut olayda döviz cinsinden alacağın ödeme tarihindeki Türk Lirası karşılığının istenmiş olması munzam zararın oluşup oluşmamasına bir etkisi bulunmamaktadır.

Bu durum karşısında munzam zararın ispatı için enflasyon, mevduat faizi, tahvil faizi, döviz kurları ve altın fiyatları gibi genel olguların ortaya konulması yeterli kabul edilip, yani soyut ispat yeterli kabul edilip havuz hesabı ile munzam zararın belirlenip sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi doğru olmamıştır. O nedenle BAM hukuk dairesi kararın BOZULMASI gerektiği görüşünde olduğumdan, munzam zararın somut olarak davacı tarafından ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine dair kararın ONANMASI yönündeki çoğunluk görüşüne katılmamaktayım.

§