Consülto
Consülto
Karar ArşiviYargıtay İçtihat Veritabanı
Yargıtay

11. Hukuk Dairesi

Dosya2025/3626 E. 2026/418 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2023/1373 Esas, 2025/585 Karar

HÜKÜM : Kısmen kabul

İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2022/198 E., 2023/185 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve

Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

KARAR

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket tarafından "..." markasının 44. sınıf kategorisinde, 2015/18121 tescil numarası ile 04.12.2015 tarihinde Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) nezdinde tescil edildiğini, "..." ibaresinin müvekkili adına tescil edilen marka bakımından asli ayırt edici unsur olup hükümsüzlüğü talep edilen "..." markası ile ihtiva ettikleri tüm unsurlarla birlikte görsel, işitsel ve kavramsal yönden bütünüyle bıraktıkları izlenim itibariyle iltibasa yol açabilecek düzeyde benzer olduğunu, davalının aynı sınıfta ve aynı sektörde kullanılmak üzere tercih ettiği ibare ile müvekkiline ait "..." markasının kavramsal, işitsel ve görsel olarak benzerlik taşıdığını, davalı şirketin aynı sınıf kategorisinde müvekkili şirketin markasına ayırt edilemeyecek ölçüde benzeyen "..." markasını kullanarak koruma altında olan davacının marka hakkını ihlal ettiğini, davalının marka başvurusunun müvekkiline ait markadan uzun yıllar sonra yapıldığını, müvekkili şirketin tescil ettirdiği marka adıyla "https://www...com/" alan adını kullanmakta iken davalının da "https://....com/" adını aldığını ileri sürerek davalıya ait 2022 034716 tescil numaralı markanın hükümsüzlüğüne, davalı şirket tarafından müvekkili şirkete ait "..." markasına yapılan tecavüzün tespitine, önlenmesine ve durdurulmasına, hükmün ilânına karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin kurulduğu 05.09.2014 tarihinden bu yana diş polikliniği olarak faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin faaliyetlerinde kullandığı https://....com alan adının 05.01.2014 tarihinde tahsis edilmiş olduğunu, davacı şirketin ise müvekkili şirketin kuruluşundan yaklaşık üç ay sonra 27.11.2014 tarihinde kurulmuş olduğunu, müvekkili şirketin "..." ibaresini davalı şirketin kurulmasından yaklaşık 11 ay önce internet alan adı olarak kullanmaya başladığını, davacı şirketin müvekkilinin bu markasal kullanımını bilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, zira tarafların aynı hizmet sektöründe faaliyet gösterdiklerini, müvekkilinin markasal kullanımının daha eski tarihe dayandığını, müvekkilinin markasal kullanımına uzun süre sessiz kalan davacının markanın hükümsüzlüğü davası açamayacağını, hak düşürücü süre içinde açılmayan hükümsüzlük davasının reddine karar verilmesi gerektiğini, taraf markalarındaki "..." ibaresinin ağız ve diş sağlığı hizmetinde mesleki bir terim olduğunu, sektörde herkesin kullanımına açık bir ibareden oluşan davacı markasının güçlü bir marka olmadığını, taraf markaları arasında karıştırma ihtimali olmadığını savunarak davanın usulden ve esastan reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının hükümsüzlük talebine konu 2022/034716 tescil numaralı markasının, "D.S.H.S.T.L.Ş ... ... + şekil" unsurlarından oluştuğu, davacının davaya dayanak 2015/... tescil numaralı markasının ise "... + şekil" unsurlarından oluştuğu, "..." ibaresinin Türkçe karşılığının "diş" olması ve ağız ve diş sağlığı hizmetlerinde tanımlayıcı olması, bu ibareyi havi markaların söz konusu hizmetler bakımından "zayıf" olması sonucunu doğurduğu, davacı markasının da ilgili hizmetlerde zayıf marka olduğu, koruma kapsamının bu hizmetler yönünden dar yorumlanması gerektiği, davalının fiili markasal kullanımlarının 44. sınıfta "tıbbi hizmetler, güzellik bakımı hizmetleri, Veterinerlik ve hayvan üretme" hizmetlerinde davacının markasının başvuru tarihinden öncesine dayandığı, davalının "https://....com" alan adını 05.01.2014 tarihinde tahsis ederek kullanmaya başladığı, yani ilgili hizmet sınıflarının bir kısmı bakımından davacı markasının koruma kapsamının dar olması nedeniyle bu hizmetlerde hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı, buna mukabil önceye dayalı hakkına delalet edecek fiili kullanımın tespit edilemediği ve davacı dayanak markasının zayıf olarak nitelenemeyeceği, 44. sınıftaki "Besicilik, nalbantlık ile ilgili hizmetler, tarım, bahçecilik ve ormancılık ile ilgili hizmetler; peyzaj tasarımı hizmetleri. İş yeri ve personel sağlığı ile ilgili danışmanlık hizmetleri" yönünden kısmi hükümsüzlük koşullarının oluştuğu, marka hakkına tecavüz iddiası bakımından yapılan değerlendirmede ise, davalının 44. sınıfta "Tıbbi hizmetler, Güzellik bakım hizmetleri, Veterinerlik ve hayvan üretme" hizmetleri bakımından markasını 05.01.2014 tarihinden itibaren kullandığı, önceye dayalı hak ve sessiz kalma yolu ile hak kaybı nedenleri ile bu kullanımların davacı markasına tecavüz oluşturmayacağı, diğer hizmetler bakımından ise dosya kapsamında davalının fiili markasal kullanımının tespit edilemediği anlaşıldığından marka hakkına tecavüz davasının reddine karar vermek gerektiği, kötüniyet iddiası yönünden yapılan incelemede ise, davaya konu olayda davalının kötüniyetli tesciline delalet eder yeterli ve somut delilin dosyaya sunulmadığı, davacının tanınmışlığı ispatlanamayan tescilsiz markasından haksız yarar sağlama iddiasının söz konusu olamayacağı ve bu iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalıya ait 2022/... tescil numaralı markanın tescilli olduğu 44. sınıfta, "Besicilik, nalbantlık ile ilgili hizmetler, tarım, bahçecilik ve ormancılık ile ilgili hizmetler; peyzaj tasarımı hizmetleri. İş yeri ve personel sağlığı ile ilgili danışmanlık hizmetleri" yönünden hükümsüzlüğüne, karar kesinleştiğinde sicilden terkinine, fazlaya ilişkin hükümsüzlük talebinin reddine, davacının markalarından doğan haklarına tecavüz davasının reddine karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince istinaf edilmiştir.

IV. İSTİNAF

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin marka hakkına tecavüzün tespiti ve önlenmesi davasının reddine ilişkin karara karşı istinaf taleplerinin incelenmesinde, ticaret sicil kayıtları üzerinde yapılan incelemede davalı şirketin 04.09.2014 tarihinde ... unvanı ile sicile tescil edildiği, 11.09.2014 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği, faaliyet alanının ağız ve diş sağlığı da dahil sağlık hizmetleri sunmak olduğu, www...com alan adının 05.01.2014 tarihinde tahsis edildiği, 2014 yılından bu yana davalının gerek internet alan adında gerek ticaret unvanında gerekse sosyal medya hesaplarında "..." ibaresini aynı şekilde kullanmaya devam ettiği, marka tescil başvurusunun ise 2022 yılında yapıldığı, yani davalının tescilsiz olarak bu markayı ağız ve diş sağlığı hizmetinde 2014 yılından itibaren fiilen kullandığı, davacının dava tarihi olan 29.08.2022 yılına kadar bu konuda yasal yollara başvurmadığı, davalının tescilsiz marka kullanımına yaklaşık 8 yıl sessiz kaldıktan sonra, markasına tecavüz edildiği iddiasıyla dava açmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, bu nedenle Mahkemece markaya tecavüzün tespiti ve önlenmesi davasının reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, taraf vekillerinin marka hükümsüzlüğü davasıyla ilgili istinaf talepleriyle ilgili yapılan incelemede, her iki tarafın markasının da hizmet markası olarak tescilli oldukları, bu nedenle müşterileri tarafından şekil unsurundan daha çok kelime unsurları ile hatırlanacakları, her iki taraf markasının da aynı hizmetlerde tescilli oldukları, ortalama tüketici kitlesine hitap ettikleri, davalının markasında harfler ve diğer kelime unsurları mevcutsa da, diğer kelime unsurlarının tanımlayıcı nitelikte oldukları, harflerin bir anlam içermemesi nedeniyle ayırt edicilik sağlamadıkları, markanın esas unsuru olan "..." ibaresinin ön planda olduğu, davalının markasının esas unsurunun "...", davacının markasının esas unsurunun ise "..." olduğu, davalının markasındaki diğer harf ve kelime unsurları ile taraf markalarındaki şekil unsurlarının markaları farklılaştırmaya yetmediği, görüşüne başvurulan bilirkişi raporunda da "..." ibaresinin tıbbi hizmetler, güzellik bakım hizmetleri, veterinerlik ve hayvan üretme ile ilgili hizmetlerde ayırt ediciliğinin düşük bulunduğu açıklanmışsa da, taraf markaları arasındaki benzerlik "..." ibaresinin ortak olarak yer almasından değil, bu ibareden türetilen ve davacının markasının asli unsurunu oluşturan "..." ibaresine davalıya ait markada bir harf değiştirilerek aynen yer verilmesinden kaynaklandığı, davalının markasının esas unsurundaki bir harfin farklı olmasının ayırt ediciliği sağlamadığı, bu nedenle ortalama tüketiciler tarafından markaların karıştırılma, en azından ilişkilendirilme ihtimalinin bulunduğu, hükümsüzlük koşulunun davalının markasının tescilli olduğu tüm mal ve hizmetler için mevcut olduğu, Mahkemece davacının markasının zayıf marka olduğu ve koruma kapsamının "Tıbbi hizmetler. Güzellik bakım hizmetleri. Veterinerlik ve hayvan üretme hizmetleri. " için dar yorumlanması gerektiği gerekçesiyle bu hizmetler için marka hükümsüzlüğü davasının reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, davalının markasının "Besicilik, nalbantlık ile ilgili hizmetler, tarım, bahçecilik ve ormancılık ile ilgili hizmetler; peyzaj tasarımı hizmetleri. İş yeri ve personel sağlığı ile ilgili danışmanlık hizmetleri" için hükümsüzlüğüne karar verilmesinin ise yerinde olduğu, Mahkemece davalının tescilsiz marka kullanımı nedeniyle hak elde ettiği gerekçesiyle de hükümsüzlük davasının kısmen reddedildiği, dosya kapsamı ve toplanan delillerle, davalının "..." markasını tescilsiz olarak davacının marka tescil başvuru tarihinden önce diş sağlığı hizmetleri, güzellik ve bakım hizmetleri için kullanması nedeniyle bu hizmetler için hak elde ettiği tespit edilmişse de, Türk marka hukukunda "tescilde öncelik ve teklik ilkesi" geçerli olduğu, Yasa koyucunun bu yolla piyasada aynı veya benzer mal ve hizmetler için mükerrer markanın varlığını önleyerek bir yandan, önceki markaya yapılan yatırımı korurken diğer yandan da nihai alıcı olan tüketicilerin satın aldıkları mal veya hizmetin kökeni konusunda yanıltılmalarını önleyerek korunmalarını amaçladığı, Türk marka hukukunda gerçek hak sahipliği ilkesinin de benimsendiği, buna göre, başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde eden kişinin, marka üzerinde gerçek hak sahibi olduğu, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6/3. maddesine göre, bir işaret üzerinde önceye dayalı gerçek hak sahibi olanların itirazı üzerine, maddede yazılı koşulların oluşması şartıyla bu işaretin aynı veya benzeri olan işaretin başkası adına marka olarak tescil edilmesine karşı çıkma veya tescil edilmiş ise hükümsüzlüğünü talep etme hakkı bulunduğu, bununla birlikte önceye dayalı gerçek hak sahipliğinin, tescil edilmiş bir markayı hükümsüz kıldırmadan, hak sahibine kendi markasını tescil ettirme hakkı vermeyeceği, Mahkemece dosya kapsamında yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda, davalının "..." ibaresi üzerinde "Tıbbi hizmetler. Güzellik bakım hizmetleri." için tescilsiz kullanım bakımından öncelik hakkı olduğu görüşü benimsenerek davanın kısmen reddine karar verilmiş ise de, yukarıda anılan ilkeler karşısında davacı tarafın tescilli markasının varlığına rağmen bu marka ile iltibas teşkil eden davalı markasının tesciline karar verilemeyeceği, önceki tarihli tescilli markaya dayalı olarak açılmış bir hükümsüzlük davasında red nedeni olarak kabul edilemeyeceği, aksinin kabulünün, SMK'nın tescilde öncelik ve teklik ilkesine aykırılık oluşturduğu, Mahkemece yanılgılı değerlendirmeler sonucu yazılı gerekçe ile marka hükümsüzlüğü davasının kısmen reddi yönünde hüküm kurulmasının doğru olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacının marka hükümsüzlüğü davasının kabulüne, davalı adına tescilli 2022/034716 tescil numaralı ".... ...+Şekil” markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davacının markalarından doğan haklarına tecavüz davasının reddine karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ

A.Dava ve Hukuki Nitelendirme

Dava, marka hükümsüzlüğü ve marka hakkına tecavüzün tespiti ve önlenmesi davasıdır.

B.Değerlendirme ve Gerekçe

1.İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davalı tarafın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2. Davacının davaya dayanak ... numaralı markası "... + şekil" unsurlarından oluşmakta olup 44. sınıfta (Tıbbi hizmetler. Güzellik bakımı hizmetleri. Veterinerlik ve hayvan üretme, besicilik, nalbantlık ile ilgili hizmetler. Tarım, bahçecilik ve ormancılıkla ilgili hizmetler; İşyeri ve personel sağlığı ile ilgili danışmanlık hizmetleri) 04.12.2015 tarihinde tescil edilmiştir. Davacı başvuru tarihi 03.03.2015 tarihinden önce ... ibaresini markasal kullandığına dair delilleri dosyaya sunmamıştır.

Davalının hükümsüzlük talebine konu ... numaralı markası, " ... ... + şekil" unsurlarından oluşmakta olup 44. sınıfta (Tıbbi hizmetler. Güzellik bakımı hizmetleri. Veterinerlik ve hayvan üretme, besicilik, nalbantlık ile ilgili hizmetler. Tarım, bahçecilik ve ormancılıkla ilgili hizmetler; peyzaj tasarımı hizmetleri. İşyeri ve personel sağlığı ile ilgili danışmanlık hizmetleri) 11.08.2022 tarihinde tescil edilmiştir. Yine davalının 28.11.2014 tarihinde youtube hesabında ve 01.09.2014 tarihinde facebook hesabında ... ibaresini markasal kullandığı, 05.01.2014 tarihinde ....com alan adının davalı adına tahsis edildiği bilirkişi raporu ile tespit edilmiştir.

Taraf markaları arasında SMK'nın 6/1.maddesi uyarınca görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunduğu, yine dosya kapsamından; davalı şirketin 04.09.2014 tarihinde ... unvanı ile sicile tescil edildiği ve 11.09.2014 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği, faaliyet alanının ağız ve diş sağlığı da dahil sağlık hizmetleri sunmak olduğu, www...com alan adının 05.01.2014 tarihinde tahsis edildiği, 2014 yılından bu yana davalının gerek internet alan adında, gerek ticaret unvanında, gerekse sosyal medya hesaplarında "..." ibaresini aynı şekilde kullanmaya devam ettiği, marka tescil başvurusunun ise 2022 yılında yapıldığı, yani davalının tescilsiz olarak bu markayı diş sağlığı hizmetleri, güzellik ve bakım hizmetlerinde 2014 yılından itibaren fiilen kullandığı uyuşmazlık konusu değildir.

Marka hakkının kazanılması bakımından hukukumuzda kural olarak tescil ilkesi esastır. Nitekim SMK’nın 7. maddesi, korumanın tescil yoluyla elde edileceğini düzenlemiştir. Türk hukukunda marka hakkı, kural olarak TÜRKPATENT nezdindeki sicile tescil ile doğar. Tescili esas alan sistemde, öncelik ve teklik ilkesi mevcuttur. Öncelik ilkesi marka hakkının korunması bakımından söz konusu olup, bu ilke gereğince önceki bir marka, bir malı veya hizmeti, tescil edildiği esnada, tescil için başvurusu yapılmış veya tescili gerçekleşmiş diğer bir markanın konusuna giren mallardan veya hizmetlerden ayırt etmesi koşuluyla marka tescilinin sağladığı koruma bakımından diğer markaya tercih olunur. Evrensel bir ilke olan öncelik ilkesi, işareti kullanan kişiye; aynı veya benzer olarak kullanılan işaretlerde ve ticaret unvanı, işletme adı gibi unsurlarda kullanılan ibareler üzerinde söz konusu olabilir. Teklik ilkesi, sahibinin izni bulunsa bile bir markanın veya bu marka ile iltibasa mahal verecek derecede benzer işaretin, aynı veya aynı tür mallar veya hizmetler bakımından markanın sahibi dışındaki kişiler adına tescil edilemeyeceğini ifade etmektedir.

Türk marka hukukunda tescil ilkesinin istisnasını teşkil eden ve gerçek hak sahipliği esasının kabul edildiği düzenlemelerden biri, SMK'nın 6/3 hükmü düzenlemesidir. Bu düzenlemede, tescilsiz marka veyahut ticarette kullanılan bir işaretin sahibine belirli koşulların varlığı hâlinde diğer marka başvurusuna itiraz ile marka başvurusunun reddini sağlama imkânına yer verilmiştir. Bu düzenlemeye göre başvurudan veyahut rüçhan hakkı varsa rüçhan tarihinden evvel tescilsiz marka veyahut ticarette kullanılan bir işaret üzerinde hak iktisap edilmişse bu hak sahibinin itirazı neticesinde, marka başvurusu reddedilecektir.Bu ilke daha çok markayı kullanmakla maruf hale getirmiş kişinin, bu çabası karşılığında harcadığı emek, zaman ve paranın basit bir tescile kurban edilmemesi olgusudur.

Öte yandan hükümsüzlük hâlleri ve hükümsüzlük talebini düzenleyen SMK'nın 25/1 hükmü, SMK'nın 5. 6. maddelerinde sayılan hâllerin varlığını markanın hükümsüzlüğü nedeni olarak düzenlediğinden tescilsiz marka veyahut ticarette kullanılan başka bir işarete sahip kişinin, tescil edilen markanın hükümsüzlüğünü mahkemeden talep etme hakkı mevcuttur. Bu itibarla, bir markanın tescil başvurusundan veya rüçhan hakkı varsa rüçhan tarihinden evvel marka hakkına konu işaret, başkası tarafından oluşturulmuş ve kullanımla ayırt edicilik sağlanmışsa bu hakka dayanarak işaretin sahibinin marka başvurusuna itiraz etme ve tescili önleme hakkı mevcuttur. Marka üzerinde öncelik hakkı, markayı meydana getirerek kullanan ve ilgili pazarda marufiyet sağlayarak gerçek hak sahibi kabul edilen kişiye ait olup bu hâlde tescilin açıklayıcı etkisinden bahsedilecektir. SMK'nın 6/3 hükmü, markanın gerçek sahibi kişinin önceye dayanan markasal kullanımını tescilin kurucu etkisine yeğleyerek gerçek hak sahibini korumayı amaçlamaktadır.

SMK’da tescil sistemi esas alınmakla birlikte, marka hakkının seçme ve kullanma ile oluşacağı esası da tümüyle göz ardı edilmemiş, karma bir sisteme yer verilmiştir. Gerçek ihdas ve istimal(ilk defa kullanma) suretiyle vücut bulan marka hakkının tescil edilmeden korunması imkan ve ihtimali bertaraf edilmemiştir. ( Prof.Arslan Kaya. Marka Hukuku. Güncellenmiş 2.baskı. 2024. S.123)

Öte yandan Dairemizin 14.06.2012 tarih ve 2010/8788 E.- 2012/10516 K. sayılı ilamında benimsendiği üzere; “Hukuka aykırı davranışın önlenmesine veya hukuka aykırı duruma son verilmesine ilişkin talebin kullanılmasını çok geciktiren kimsenin, MK'nin 2. maddesinde anlamını bulan dürüstlüğe aykırı davranıp davranmadığının değerlendirilmesi gereklidir. Aradan 23 yıl gibi bir zaman geçtikten sonra davacı-karşı davalının hükümsüzlük davası açmasının MK 2. maddesi ile bağdaşmadığı... Her ne kadar kötüniyetli tescil halinde hükümsüzlük davası süreye tabi olmasa da, bu hakkın kullanılmasının sınırının MK m.2 olduğu… Davacı-davalı şirketin ayakkabı emtiası yönünden yaptığı marka tescilinden itibaren 23 yıl gibi bir zaman boyunca bu markaya yatırımlar yapmasına sessiz kalarak davalı şirketin markası üzerinde emek sarf edip, masraf ve yatırımlar yaparak ticari çevrelerde tanıtmak suretiyle kendisine ait yeni bir değer oluşturduktan sonra söz konusu değerin yok edilmesi sonucuna yol açacak şekilde hükümsüzlük talep etmesi hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmiş ve MK 2 hükmü uyarınca korunmasının mümkün olmadığına” karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince alınan bilirkişi raporundan, davalının tescilsiz, fiili markasal kullanımlarının 44. sınıfta "Tıbbi hizmetler. Güzellik bakımı hizmetleri. Veterinerlik ve hayvan üretme" hizmetlerinde davacı markasının başvuru tarihinden önceye dayandığı, davalının "https://....com" alan adını 05.01.2014 tarihinde tahsis ederek kullanmaya başladığı, başka bir deyişle davalının 44. sınıfta yer alan "Tıbbi hizmetler. Güzellik bakımı hizmetleri. Veterinerlik ve hayvan üretme" hizmetleri bakımından fiili markasal kullanımının davacının markasal kullanımından ve tescil başvuru tarihinden önceye dayandığı anlaşılmaktadır. Bu çerçevede davalı, 44. sınıfta yer alan "Tıbbi hizmetler. Güzellik bakımı hizmetleri. Veterinerlik ve hayvan üretme" hizmetlerinde SMK'nın 6/3 maddesi hükmü kapsamında önceye dayalı gerçek hak sahibi olduğu ve TMK'nın 2. maddesi de dikkate alınarak sırf davalı tarafından davacı hakkında hükümsüzlük davası açmadığından hareketle öncelik hakkı bulunduğu markanın tesciline bu kez davacı tarafından hükümsüzlük davası açılmasının hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmek suretiyle bu hizmetler bakımından davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilemeyeceği, davalıya ait fiili markasal kullanımların yalnızca önceye dayalı gerçek hak sahibi olduğu anılı bu hizmetlerde bulunduğu gözetilerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde davalının 2022 034716 tescil numaralı markasının kapsamındaki tüm hizmetler bakımından hükümsüzlüğüne karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.

VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2 hükmü uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 22.01.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

K A R Ş I O Y

Çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık, Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) madde (m) 6/3 hükmü kapsamında ticarette kullanma ile bir işaret üzerinde gerçek hak sahipliği kazananın, o işaretin başkası tarafından marka olarak tescil edilmesinden sonra, kendisinin de aynı veya benzer işareti daha önce fiili olarak kullandığı mal ve hizmetlerde marka olarak tescil ettirme hakkının bulunup bulunmadığı, yani gerçek hak sahibinin önceki tescili hükümsüz kıldırmadan kendi başvurusunu marka olarak tescil imkanı bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre, önceki tescil sahibi davacının gerçek hak sahibi olan davalı tarafından sonradan tescil ettirilen markanın hükümsüzlüğünü isteyip istemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlık bağlamında doğru sonuca varmak için öncelikle ilgili kavram ve ilkelerin açıklanmasında yarar vardır. İlgili ilkeler, Türk Marka Hukukunda geçerli olan; tescil ilkesi, tescilde öncelik ve teklik ilkesi ile gerçek hak sahipliği ilkesidir. İlgili kavram ise, üstün/öncelik haktır.

Daha önce tescil edilmiş veya tescili için başvurusu yapılmış olan bir marka ile aynı veya benzer bir işaretin bir başkası adına aynı ve/veya benzer mal ve/veya hizmetlerde marka olarak tescil edilememesi tescilde öncelik ve teklik ilkesidir. Bu ilkenin SMK’daki yansıması; marka tescilinde mutlak ret nedenlerini düzenleyen m. 5/1-ç hükmü, nispi ret nedenlerini düzenleyen m. 6/1 hükmü ile mutlak ve nispi ret nedenlerini hükümsüzlük sebepleri arasında sayan m. 25/1 hükmüdür. Bu ilke gereği, kural olarak bir markanın tek sahibi olur. Bu kuralın istisnası SMK'da düzenlenen birlikte var olma müessesesidir. SMK sisteminde birlikte var olma müessesesi iki durumda meydana gelebilir. Biri, SMK m. 5/3 hükmü uyarınca, önceki marka sahibinin muvafakat vermesi ile tescilli bir markanın aynısının veya benzerinin aynı veya benzer mal veya hizmetlerde başkası adına tescil edilmesi halidir. Diğeri ise önceki marka sahibinin sonradan yapılan tescile karşı beş yıl sessiz kalması ve dolayısıyla hak kaybının oluşmasıdır (SMK m. 25/6). Bu istisnalar dışında bir markanın aynısının veya benzerinin aynı ve benzer mal ve/veya hizmetlerde birden fazla kişi adına tescil edilmesine SMK izin vermemektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse, önce tescil edilen marka her durumda sonraki tescile karşı korunmaktadır (Bkz. KAVŞAK, F. Candan, Türk Marka hukukunda Birlikte Var Olma Sözleşmesi, Onikilevha, İstanbul 2024, s. 1 vd.). Zira, SMK ile sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir (SMK m. 7/1). Marka korumasının tescil yoluyla elde edilmesi de, marka hukukunda tescil ilkesi olarak ifade edilmektedir.

Gerçek hak sahipliği ilkesi ise, bir markanın ihdas ve istimal edilerek piyasada maruf hale getirilmesidir. Bu ilke uyarınca ilk defa bir markayı ihdas ve istimal edip piyasada maruf hale getiren kişi marka üzerinde gerçek hak sahibidir (.../..., SMK Şerhi, ..., Ankara 2021, s. 1619). Bu ilkenin SMK’daki yansıması da, önceki tescil gibi, öncelik/üstün hakkın marka tescilinde bir nispi ret nedeni olarak SMK m. 6/3’de, bir hükümsüzlük sebebi olarak m. 25/1’de düzenlenmiş olmasıdır. SMK m. 6/3’e göre, başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine marka başvurusu reddedilir. Öncelik/üstün hak sahibinden başkası tarafından o işaret için yapılan başvuru tescil edilirse üstün hak sahibi tarafında tescilden itibaren beş yıl içerisinde m. 25 uyarınca açılacak hükümsüzlük davası ile marka hükümsüz kılınabilmektedir.

Bu durumda belirtmek gerekir ki, anılan temel ilkeler ve istisnalar gereği marka hukukunda üstün/öncelik hakkı sahibine (gerçek hak sahibine) tanınan hakkın kapsamı, yani öncelik hakkının sınırlar; bir, başkası tarafından yapılan marka tescil başvurusuna itiraz edip öncelik hakkı kapsamındaki mal ve/veya hizmetler yönünden tescile engel olmak, iki, itiraza rağmen tescil gerçekleşirse TÜRKPATENT YİDK kararının iptali ile birlikte tescil edilmişse hükümsüzlük davası açmak, üç, itiraz süresi geçirilir ve dolayısıyla tescil gerçekleşirse SMK m. 25 uyarınca beş yıl içinde hükümsüzlük davası açıp markayı hükümsüz kıldırmak, dört, öncelik hakkı kapsamındaki mal ve/veya hizmetlerde tescilsiz kullanmak ve dolayısıyla kendisine karşı açılacak tecavüz davalarında öncelik hakkını bir defi olarak ileri sürmekten ibarettir. SMK, bunların dışında herhangi bir hakkı öncelik/üstün hak sahibine tanımamıştır (bkz. ÇELİK, Ahmet, Marka Hukukunda Kullanıma Dayalı Öncelik Hakkı, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, s. 130 vd.).

Bu nedenle, gerçek hak sahipliği ile tescilde öncelik ve teklik ilkesi çatışır ise, tescilde öncelik ve teklik ilkesine öncelik tanınması gerekmektedir. Zira SMK, öncelik/üstün hak sahipliğine dayanılarak mükerrer marka tesciline izin vermemektedir. Tekrar etmek gerekirse, SMK m. 6/3 hükmü öncelik hakkı sahibine üçüncü kişilerin başvurularına itiraz etme ve tescili halinde m. 25 uyarınca hükümsüzlük davası açma yetkisi vermektedir. Buna karşın, öncelik hakkı sahibinin, tescil edilmiş olan üçüncü kişi markasını hükümsüz kıldırmadan kendi başvurusunu marka olarak tescil ettirme imkanı bulunmamaktadır. Şayet kendi başvurusunu tescil ettirmiş olursa, üçüncü kişi üstün hak sahibinin sonradan tescil ettirdiği markasını hükümsüz kıldırabilir. Meğerki üçüncü kişinin tescilinden itibaren öncelik hakkı sahibi 5 yıl süre ile susmamış olsun (bkz. .../..., s. 1011; ..., ..., Türk Marka Hukuku, 5. Baskı, onikilevha, İstanbul 2023, s. 459).

Yargıtayın istikrar kazanmış içtihatları da bu yöndedir. Diğer bir ifade ile Yargıtay istikrarlı olarak gerçek hak sahipliği ilkesi ile tescilde öncelik ve teklik ilkesinin çatışması halinde tescilde öncelik ve teklik ilkesine üstünlük tanımaktadır. Aksine bir uygulaması bulunmamaktadır. Diğer bir ifade ile Yargıtayın yerleşik içtihatları, istikrarlı bir şekilde tescilde öncelik ve teklik ilkesine üstünlük tanıma yönündedir (bkz. Yargıtay 11. HD, T. 25.03.2019, S. 2028/279-2166 sayılı; 11. HD, T. 23.12.2015, S. 6134/13829 sayılı; 11. HD, T. 12.12.2014, S. 11228/19685; 11. HD, T. 05.02.2007, S. 2005/14600-1303). Buna karşın, tescilli marka sahibinin açtığı markaya tecavüz davasında öncelik hakkı bir def'i olarak ileri sürülebilmektedir.

Bu açıklamadan sonra somut olay değerlendirildiğinde, çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık bağlamında, davacı önceki tescilli markasına dayanarak sonra tescil edilen davalının markasının hükümsüzlüğünü istemiş, davalı ise üstün hak sahibi olduğunu belirtip öncelik hakkının bulunduğunu bir def'i olarak ileri sürmüştür. Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde Bölge Adliye Mahkemesince Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatları doğrultusunda tescilde öncelik ve teklik ilkesine üstünlük tanınarak davalının 2022 034716 tescil numaralı markasının kapsamındaki tüm hizmetler bakımından hükümsüzlüğüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun olup onanması gerektiği görüşünde olduğumdan ve ayrıca sayın çoğunluğun bozma yönündeki kararı Dairenin istikrar kazanmış önceki kararlarından, yani yerleşmiş içtihadından dönme anlamına geldiğinden, Yargıtay Kanunu m. 15/2-b hükmü uyarınca içtihatların birleştirmesi yoluna gidilmeden, kararın bozulması suretiyle Dairenin yerleşmiş içtihadından dönülmesinin de doğru olmadığı kanaatinde olduğumdan, sayın çoğunluğun BOZMA yönündeki görüşüne katılmamaktayım.

§