"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/2322 Esas, 2025/633 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2021/456 E., 2021/689 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vasisi vekili dava dilekçesinde; müvekkili ...'nın davalı şirketin ortağı olduğunu, şirket ortaklarından diğer davalının ise müvekkilinin abisi olduğunu, müvekkilinin abisinin teşviki ile davalı şirkete ortak olduğunu, 2012 yılında müvekkilinin komşusunda bulunduğu sırada davalı şirket adına geldiğini belirten bir şahıs tarafından, şirket işlemi için gerekli olduğu söylenerek bir belge imzalatıldığını, komşu tarafından müvekkilinin eşi ve vasisi olan ...'na bu durumun haber verildiğini, ancak ... tarafından, müvekkilinin aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olması sebebiyle şirket evrakı imzalandığı düşüncesi ile bu durumun önemsenmediğini, bu arada müvekkilinin 03.07.2012 tarihinden itibaren çeşitli hastanelerde yapılan muayenelerinde demans, alzheimer hastalığında bunama teşhisi konulduğunu, tedavi evraklarında da görüleceği üzere o tarihten itibaren bu hastalıkla ilgili ilaçlar kullandığını, hastalığının devam ettiğini, 03.06.2015 tarihinde ... Devlet Hastanesinden alınan sağlık kurul raporunda akli dengesinin yaşamını sürdürmek için yeterli olmadığı belirtildiğinden müvekkilinin eşi ...'nın ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 14.07.2015 tarih ve 2015/206 E., 2015/366 K. sayılı kararı ile vasi olarak atandığını, müvekkiline huzur hakkı, kar payı ödemesi yapılmaması sebebiyle vasinin müvekkili adına açtığı dava sırasında müvekkilinin hissedar olmadığını öğrendiğini, o davada verilen cevap dilekçesinde davacının 27.09.2012 tarihinde pay devir sözleşmesi ile hissesini davalı ...'e devrettiğinin belirtildiğini, ancak müvekkilinin 03.07.2012 tarihinden bu yana alzheimer-bunama hastalığı sebebiyle ayırt etme gücüne sahip olmadığını, hisse devrinin geçersiz olduğunu ve müvekkilinin davalı şirkette halen ortak olduğunu ileri sürerek hisse devrinin iptali ile müvekkilinin davalı şirkette hissedar olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde; davacının hisse devir tarihinde tam ehliyetli olduğunu, çünkü kısıtlanma kararının hisse devir tarihinden sonra 14.07.2015 tarihli olduğunu, alzheimer teşhisi konulan kişinin teşhis konulduğu anda tam ehliyetsiz hale gelmeyeceğini, davacının 26.06.2012 tarihindeki 2011 yılı olağan genel kuruluna katıldığını, davacının hissesini davalı ...'e devrettiğini, hisse devir bedelini aldığını, zaten davacının sembolik olarak şirket ortağı yapıldığını, şirketin tüm sermayesinin davalı ... tarafından karşılandığını savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Davalı ... usulüne uygun tebliğe rağmen yasal süresi içerisinde davaya cevap vermemiş, vekilinin dosya kapsamındaki yazılı beyanlarıyla; davacının hisse devir tarihinde tam ehliyetli olduğunu, kısıtlanma kararının hisse devir tarihinden sonra 14.07.2015 tarihinde verildiğini, alzheimer teşhisi konulan kişinin teşhis konulduğu anda tam ehliyetsiz hale gelmeyeceğini, hastalığın yavaş yavaş ilerlediğini, davacının 26.06.2012 tarihindeki 2011 yılı olağan genel kuruluna katıldığını, davacının hissesini müvekkiline devrettiğini, hisse devir bedelini aldığını, zaten davacının sembolik olarak şirket ortağı yapıldığını, şirketin tüm sermayesinin müvekkili tarafından karşılandığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosyada genel uygulamanın aksine davacının özel sağlık durumu sebebiyle Adli Tıp Kurumu (ATK) raporu temin edilmediği, ehliyetin tespitine ilişkin ATK raporlarının Üniversite Adli Tıp Birimi raporlarından daha ileri ve yeni yöntemlerle oluşturulduğuna, incelemenin kapsamının daha geniş tutulduğuna ilişkin somut bilimsel bir veri veya yargı içtihadı bulunmadığı, usul ve ispat hukuku bakımından uygulamada bazı alanlarda uygulama birliği de gözetilerek ATK'nın nihai rapor mercii olarak kabul edildiği, ancak bahsedilen uygulamanın maddi gerçeğe sadece ATK raporu ile ulaşılabileceği düşüncesini benimsemediği, nitekim ATK raporlarının güvenilirliğinin mutlak olmadığının, uygulamada birçok dosya üzerinden alınan raporlar neticesinde anlaşıldığı, diğer taraftan alınmak istenen raporun konusu davacının 9 yıl önceki ehliyet durumuna ilişkin olup hastalık hızının hastadan hastaya bu kadar farklılık arz edebildiği bir durumda hastanın olay tarihinden uzun zaman sonra bizzat muayene edilmemiş olmasının da ağır bir eksiklik olarak değerlendirilmediği, terazinin öbür kefesinde ise hastanın yaşam ve eziyet görmeme hakkı bulunmakta olup bu hakkın da yargının katı yorumlarına ve uygulamalarına feda edilemeyecek kadar kutsal olduğu, maddi gerçeğe ulaşmak için insanların sağlıklarını tehlikeye atma yetkisi veren bir norm da bulunmadığı, ... Üniversitesinden alınan ilk ve ikinci raporun birbiriyle tutarlı ve hüküm kurmaya elverişli kabul edildiği ve davacının sözleşme tarihinde fiil ehliyeti bulunmadığı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 15. maddesinde de ifade edildiği üzere; ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne, davanın tarafları arasında 27.09.2012 tarihinden itibaren hüküm ve sonuç doğuran ... hisse devir sözleşmesinin iptaline ve davacının şirket ortağı olduğunun tespitine karar verilmiş, hüküm, davalılar vekili tarafından istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, somut olayda davacının hisse devir sözleşmesi ile davalı şirketteki hisseleri çıplak pay niteliğinde olup davalı gerçek kişiye adi yazılı bir sözleşme devredildiği ancak davacının sözleşme tarihinde fiil ehliyeti bulunmadığı ileri sürülerek hisse devri sözleşmesinin iptalinin istendiği, her ne kadar davalı şirket, kendisine husumet yöneltilemeyeceğini ileri sürmüş ise de, davacının iptal ile birlikte üyeliğinin tespiti talebi de bulunduğundan ve talebin kabulü halinde şirket hissedarının değişeceği nazara alındığında bu yöndeki istinaf sebebinin yerinde görülmediği, Mahkemece yapılan yargılama sırasında davacının yatalak olduğu ve uzun yolculuğun davacı için hayati risk taşıdığı anlaşıldığından fiziken muayenesi için İstanbul'a götürülememesi ve ATK'nın fiziken muayene yapmadan rapor düzenlenemeyeceğini bildirmesi sebebiyle ATK 4. İhtisas Kurulu'ndan rapor alınamadığı, davacının Nazilli'de bulunan ikametgahına yakın mesafedeki ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinden rapor alındığı, davacının bu hastaneye götürüldüğü, fiziken muayenesinin yapıldığı, ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'nın 06.07.2018 tarihli raporunda, davacının ilk olarak aynı hastanede 03.07.2012 tarihinde ''Alzheimer Hastalığında Bunama, Atipik veya Karma Tip, Hafif Depresif Nöbet'' tanısı konulduğu, o tarihten itibaren tüm sağlık raporlarının incelendiği, davacının hisse devir sözleşmesi olan 26.09.2012 tarihinde ayırt etme gücüne sahip olmadığı kanaatinin bildirildiği, itiraz üzerine aynı Üniversite Hastanesinden alınan 27.11.2020 tarihli Adli Sağlık Kurulu Raporunda da aynı tespite yer verildiği, her ne kadar davalılar vekilince davacının hisse devir tarihinde fiil ehliyetinin bulunduğu ve ATK'dan rapor alınmadığı istinaf sebebi olarak ileri sürülmüş ise de; davacının sevk edilip fiziki muayenesi yapılarak iki ayrı rapor alınan ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'nın raporlarında davacının sözleşme tarihinde ayırt etme gücünün bulunmadığı ve bu sebeple sözleşmenin geçerli olmadığının tespit edildiği, raporun yeterli ve denetime uygun olduğu, ATK'dan rapor alınmasının zorunlu olmadığı, mahkemece bu yönde rapor alınmaya çalışılsa da, ATK tarafından fiziki muayene yapılmadan rapor tanzim edilemeyeceğinin bildirilmesi, davacının da sağlık muayenesi için İstanbul'a seyahatinin sağlığı açısından hayati tehlike oluşturması sebebiyle mümkün olmadığının tespit edilmesi üzerine ATK'dan rapor alınamadığı ve mahkeme karar tarihinden sonra da davacının vefat ettiği nazara alındığında, davalılar vekilinin aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde görülmediği gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, anonim şirket hisse devir sözleşmesinin iptali ve davacının davalı şirkette ortak olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı harcın istekleri halinde ilgililere iadesine, 12.01.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.