"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ: Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/792 E., 2024/2291 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: Erzincan 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2014/462 E., 2023/790 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmek ve de duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 16.12.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü murafaalı temyiz eden davalı adına Av. ... geldi. Davacılar adına gelen olmadı. Gelenin yüzüne karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek bırakılan günde Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili davacı kazalı ...'un iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın oluşumunda davalı işverenin kusurlu olduğundan bahisle davacı kazalı ... için 7.458,38 TL geçici iş göremezlikten kaynaklanan maddi tazminat, 3.686.684,41 TL sürekli iş göremezlikten kaynaklanan maddi tazminat, 250,00 TL tedavi gideri, 500,00 TL iyileşme gideri, kazalı için 100.000,00 TL, eş için 50.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "dosya kapsamında üç kişilik A sınıfı iş güvenliği uzmanlarınca düzenlenen 28.09.2015 tarihli heyet bilirkişi raporunda meydana gelen kaza nedeni ile davacı ...'un %20, davalı şirketin %70 ve şirket sahibi ve yetkilisinin ise %10 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği(gerçekten bu kusur raporundaki oranlar böyle), dava konusu iş kazasına ilişkin ceza yargılamasında Erzincan 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/295 Esas sayılı dosyasında dava dışı şirket yetkilisi ... hakkında taksirle yaralama suçundan verilen mahkumiyet kararına ilişkin HABG kararı verilmiş olduğu anlaşılmakla ve SGK müfettişi tarafından düzenlenen denetmen raporu (bu TR’nda davacı sigortalı %5, davalı işveren %95 oranında kusurludur denilmişti) ile dosya kapsamında alınan bilirkişi heyet raporunun davalı şirketin meydana gelen kazada ağır kusurlu olduğu noktasında uyumlu olduğu göz önüne alındığında meydana gelen kazaya ilişkin olarak davacının %10 kusurlu, davalı şirketin ise şirket yetkilisinin kusurundan sorumlu olduğu da değerlendirilmekle %90 kusurlu olduğu kanaatine varılmıştır.” gerekçesi ile davacı kazalının geçici ve sürekli iş göremezlikten kaynaklanan maddi tazminat isteminin kabulüne, kazalının diğer maddi tazminat istemlerinin reddine, davacı kazalı lehine 90.000,00 TL, eş lehine 45.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A.Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, kusur raporuna ilişkin itirazlarının karşılanmadığını, SGK Başkanlığının 18.01.2016 tarihli inceleme teftiş raporunda olayın iş kazası olarak nitelendirildiğini, buna rağmen bilirkişi raporunda işverenin hangi önlemleri alıp almadığının, alınmayan önlemler ile zarar arasındaki illiyet bağının ve işçinin tedbirlere uyma yükümlülüğünün etkisinin ayrıntılı şekilde incelenmediğini, kusur raporuna itiraz etmiş olmasına rağmen bu itirazların reddedildiğini ve SGK raporu ile bilirkişi raporu arasındaki çelişki giderilmeksizin eksik inceleme ile karar verildiğini, bu husustaki istinaf taleplerinin de Bölge Adliye Mahkemesince incelenmediğini, ayrıca kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası ve kısa karar arasında çelişki bulunduğunu, bu durumun gerekçeli karar ile hüküm arasında çelişki yaratarak adil yargılanma ilkesine aykırılık oluşturduğunu, davacının maluliyet oranına ilişkin çelişkilerin giderilmeden hüküm kurulduğunu, davacının maluliyet öncesi kazanç durumunun tespit edilmediğini, dosyada ispatlanan asgari ücret yerine dayanaksız ve ispatlanmamış bir ücret üzerinden hesaplama yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, aktüerya bilirkişi raporundaki çelişkiler giderilmeden hüküm kurulduğunu, kusur oranları bakımından gerekçeli karar ile hesaplamalar arasında uyumsuzluk bulunduğunu, Mahkemenin peşin sermaye değerine ilişkin ara kararından dönmeksizin %100 maluliyet oranına göre hesaplanan verileri esas aldığını, SGK yazışmaları ve açılan maluliyet tespiti davasına rağmen çelişkilerin giderilmediğini, ayrıca davacıya yapılan ödemelerin ve ücret ödemelerinin tazminattan mahsup edilmediğini, davacı yakını lehine manevi tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, tazminatın güncel verilerle hesaplanıp ayrıca dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesinin tazminatın zenginleşme aracı olamayacağı ilkesine aykırı olduğunu ve faizin karar tarihinden itibaren uygulanması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
Dosya kapsamından, hükme esas alınan 28.09.2015 tarihli bilirkişi kusur raporunda meydana gelen kaza nedeni ile davacı ...'un %20, davalı şirketin %70 ve şirket sahibi ve yetkilisinin ise %10 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği, SGK müfettişi tarafından düzenlenen inceleme raporunda sigortalı ...'un %5, davalı işverenin %95 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, buna karşılık İlk Derece Mahkemesi gerekçesinde davacı kazalı ...'un %10 kusurlu, davalı şirketin ise şirket yetkilisinin kusurundan sorumlu olduğu da değerlendirilmekle %90 kusurlu olduğunun kabul edildiğinin beyan edildiği, Mahkemece hükme dayanak kılınan bilirkişi hesap raporunda ise davacının %20 kusurlu olduğu kabulünden hareketle hesaplama yapıldığı, bu haliyle dosya kapsamında alınan bilirkişi raporları ile gerekçe ve hükmün uyumlu olmadığı anlaşılmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 294. maddesinde hüküm, hükmün verilmesi ve tefhimi; "(1) Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür. (2) Hüküm, yargılamanın sona erdiği duruşmada verilir ve tefhim olunur. (3) Hükmün tefhimi, her hâlde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. (4) Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hâllerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. (5) Hükmün tefhimini, duruşmada bulunanlar ayakta dinler. (6) Hükme ilişkin hususlar, niteliğine aykırı düşmedikçe, usule ilişkin nihai kararlar hakkında da uygulanır." şeklinde açıklanmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesinde de bir Mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiği "(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar. a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini. c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” şeklinde açıklanmıştır.
Buna göre bir Mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir.
Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst Mahkeme de bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’ya Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472).
Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince alınan kusur raporunda belirlenen kusur oranları ile gerekçede itibar edildiği belirtilen kusur oranları ve hükme esas alınan bilirkişi hesap raporunda esas alınan kusur oranları arasında çelişki bulunduğu gözden kaçırılmak suretiyle İlk Derece Mahkemesince Anayasa’nın 141. maddesi ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesine uygun bir gerekçe oluşturulmaksızın dosya kapsamı, gerekçe ve hüküm arasında çelişki doğuracak şekilde karar verilmesi yerinde görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine,
Davalı avukatı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davacılara yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.