Consülto
Consülto
Karar ArşiviYargıtay İçtihat Veritabanı
Yargıtay

10. Hukuk Dairesi

Dosya2025/11142 E. 2026/923 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2023/1172 E., 2023/3701 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara Batı 5. İş Mahkemesi

SAYISI : 2019/114 E., 2022/281 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar ve davalılar vekilleri tarafından temyiz edimekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacılar vekili dava ve birleşen dava dilekçesinde özetle, davacılar murisi sigortalının 25.01.2016 tarihinde meydana gelen iş kazasında vefat ettiğini iddia ederek maddi ve manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; zamanaşımı, yetki ve husumet itirazlarında bulunarak davanın reddini istemiştir.

2.Davalı ... Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının işyerinde alınan tüm güvenlik önlemlerine rağmen kendi hatası sebebiyle iş kazası geçirdiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile

"1-)Asıl davanın kabulü ile

-259.681,27 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 25.01.2016 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,

-12.269,95 TL tedavi giderinin kaza tarihi olan 25.01.2016 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine

2-)Birleşen davanın kısmen kabulü ile kısmen reddine

-Davacı ... yönünden 90.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 25.01.2016 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,

-Davacı ... yönünden 25.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 25.01.2016 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,

-Davacı ... yönünden 10.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 25.01.2016 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,

-Davacı ... ... yönünden 10.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 25.01.2016 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalılar dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine," karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ile davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hükme dayanak alınan bilirkişi raporu, 6331 sayılı Kanun'un öngördüğü koşulları gözönünde tutarak ve özellikle işyerinin niteliğine göre, işverenin, işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususları ayrıntılı bir biçimde incelemek suretiyle kusurun aidiyetini ve oranını hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptamış olduğu, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi hesap raporlarında davacının maluliyet, kazanç ve kusur durumları dikkate alınarak hesaplama yapıldığı, yapılan hesaplamadan ... tarafından yapılan ödemelerin indirildiği, ... tarafından karşılanmayan refakatçi ücretleri, yol ücretleri, fizik tedavi giderleri, ilaç giderleri, özel hastane muayene, ameliyat yatak fark bedelleri esas alınarak hesaplama yapıldığı anlaşıldığından davalının maddi tazminat ile tedavi giderlerinin hesaplanmasına yönelik istinaf nedenlerinin yerinde görülmediği, Mahkemece alınan kusur raporu ile olayın iş kazası olduğu, kusur aidiyet ve oranlarının bilirkişi raporu ile tespit olunduğu, tarafların kabul edilen kusur oranı, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, olay tarihi, olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince almamasından kaynaklanması, işçinin yaşı, olayın meydana geliş şekli dikkate alındığında Mahkemece hüküm altına alınan manevi tazminat miktarlarının dosya kapsamına uygun olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353-(1) b)1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle;

a. Mahkemenin davacıya %40 oranında kusur yükleyen rapora itibar ederek hüküm vermiş olmasının hukuka aykırı olduğunu,

b.Davacının maddi tazminata ilişkin tüm taleplerinin HMK 107. madde uyarınca belirsiz alacak olarak açıldığını, bu hususun dava dilekçesinde açıkça belirtildiğini, davanın belirsiz alacak olarak açılmış olmasının HMK 176. maddesi uyarınca ıslah hakkını ortadan kaldırmayacağını, artan tazminat tutarı harç arttırım dilekçesi olarak Yerel Mahkemeye sunulduğunu, haksız fiil sonucu açılmış olan davalarda hüküm verilmeden önce harcın tamamlatılmasının en doğru ve gerçekçi bir uygulama olduğunu,

c. Davacılar lehine takdir edilen manevi tazminatın yeterli olmadığını belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.

2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle;

a.Kazanın meydana gelmesinde davalı şirketin değil davacının kusuru ve ihmalinin mevcut olduğunu, ayrıca davalı şirket ile davacı arasında hiçbir şekilde iş ilişkisi de mevcut olmadığını, davalı şirketin satın almış olduğu ürün arızalandığı için satıcı ve diğer davalı olan ... firmasından servis talep etmiş ve ... firması işçisi olan davacının gerekli kontrolleri sağlamadan hücre içerisinde çalışmaya başladığı için bu kazanın meydana gelmiş olduğunu, davacının kazanın gerçekleşmesinde asli kusurlu olduğunu belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.

3.Davalı ... Şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle;

a. Davalı firmanın İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununa uygun olarak her türlü tedbirleri aldığını, davacıya iş kıyafeti olarak tüm donanım ve elbiseleri mevzuata uygun olarak yalıtkan nitelikte tahsis ettiğini, elektrik iletim tesisinin sahibi ve işleteni ... olup ... tarafından elektriğin kesilmesi gerektiğini,

b. %47 maluliyet oranının oldukça fahiş ve hatalı olduğunu, aynı zamanda bu orana dayanılarak hükmedilen maddi- manevi tazminatın hukuka aykırı olduğunu,

c. Davacının asli kusurlu olduğu göz önünde bulundurulduğunda manevi tazminat tutarının oldukça fahiş olduğunu belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Uyuşmazlık, iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

1.Manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

a.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanunun 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.

b.6100 sayılı HMK nın 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı dikkate alınmalıdır.

c.Dosya içeriğine göre, temyize getirilen miktarlar Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırının altında bulunduğu anlaşılmakla temyiz itirazlarının aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir.

2.Maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalılar vekillerinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 6100 sayılı HMK ile eda davası niteliğinde belirsiz alacak davası türü kabul edilmiştir. 107. maddeye göre “davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.”

3.Bu davadaki temel amaç ise alacağın belirsiz olması nedeni ile zamanaşımının tüm alacak için dava tarihi itibari ile kesilmesidir. Kanunun ilgili maddesindeki gerekçeye göre “Hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilir. Özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde böyle bir durumla karşılaşılabilmesi söz konusudur. Hukuk sistemimiz içinde, böyle bir durumla karşılaşan kişinin hak araması bakımından birçok güçlük söz konusudur. Öncelikle kendisinden aslında tam olarak bilmediği bir alacak için dava açması istenmekte, ayrıca, daha sonra kendi talebinden daha fazla bir miktar alacağının olduğu ortaya çıktığında da bunu davayı genişletme yasağı çerçevesinde ileri sürmesi mümkün olabilmekteydi. Böyle bir durumda, gerçekten bilinmeyen bir alacak için dava açmaya zorlamak gibi, hak aramanın özüyle izah edilemeyecek bir yol ve aslında tarafın kendi ihmali ya da kusuru olmadığı hâlde bir yasakla karşılaşması gibi de bir engel söz konusuydu. Oysa, hak arama özgürlüğü, böyle bir sınırlamayı ve gerçek dışı davranmaya zorlamayı değil, gerçekten hakkı ihlâl edilen veya ihlâl tehlikesi altında olan kişiyi, mümkün olduğunca geniş şekilde korumayı amaçlamalıdır. Son dönemde, gerek mukayeseli hukukta gerekse Türk hukukunda artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek "etkin hukukî koruma"nın gündeme gelmiş olması da bunu gerektirir. Kaldı ki, miktar ya da değeri belirsiz bir alacak için dava açılması gerektiğinde birtakım sınırlamalar getirmek, dava içinde yeni taleplere veya o davanın dışında yeni davalara yol açarak, usûl ekonomisine aykırı bir durum da meydana getirecektir. Ayrıca, miktarı veya değeri bilinmeyen bir alacak için klasik kısmî davanın da tam bir çözüm üretmediği gerçektir. Esasen tam veya kısmi olmasına bakılmaksızın her edâ davasının temelinde bir külli tespit unsuru vardır. Başka deyimle edâ hükmünde tertip olunan her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu ön tespit kabulü mevcuttur”.

4.Bu doğrultuda HMK'nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasını açabilmesi için alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirlemesinin objektif olarak mümkün olmaması gerekir. Alacak miktarı biliniyorsa ya da bilinebilecek durumda ise böyle bir dava açılamaz. Çünkü bu durumda her davada arandığı gibi hukuki yarar aranacak olup alacak miktarının biliniyor ya da bilinebilecek olması halinde davacının hukuki yararından söz edilemez.

5.Belirsiz alacak davasında yapılan yargılama sırasında alacağın miktarının tam olarak belirlenmesi ile davacı talebini iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın artırabilecektir. Alacağın belirli hale gelmesi sonrasında ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilirse davacının bundan sonraki yeni artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü böylesi bir durumda alacağın belirsizliği değil davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur.

6.Öte yandan HMK`nin 33.maddesine göre "Hâkim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise Hâkime aittir." Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur.

7.Bu açıklamalar doğrultusunda, davaya konu iş kazasından kaynaklı tazminat davalarında davacının maddi tazminat alacağının tespiti, yargılama sürecinde taraflarca gösterilecek delillere göre belirlenip hesap edilecek olmasına göre, davanın açıldığı tarih itibariyle davacının maddi tazminat alacağını tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyecek olması nedeniyle ve hukuki nitelendirmenin Hakime olduğu hususu da dikkate alınarak, davayı 6100 sayılı HMK’nın 107. maddesine dayalı "belirsiz alacak davası" olarak değerlendirerek dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin de bu doğrultuda irdelenmesi, sonucuna göre yargılama sürecinde sunulan maddi tazminatın artırılmasına dair istemin de ıslah olarak değil; talep artırım talebi olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. (Dairemizin 19.04.2022 tarih ve 2021/3834 E - 2022/5880 K sayılı ilamı da bu yöndedir)

8.Ayrıca 7251 sayılı Kanun'un 7. maddesi ile değişik 107/2. Maddesine göre "Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır." hükmü ihdas edilmiştir.

9.Öte yandan her usuli işlemde uygulanma imkanı olan ıslah müessesinin belirsiz alacak davasında da uygulanmasına engel bir durum söz konusu değildir. Ancak taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın ıslah ile ortadan kaldırılması mümkün değildir. Nitekim bu husus 7251 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile 177. maddenin 2. fıkrasına eklenen "Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz." hükmüyle açıkça düzenleme altına alınmıştır.

10.Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre;15.01.2021 tarihli hesap bilirkişi raporunda davacının sürekli iş göremezlik nedeniyle maddi zararının 259.681,27 TL, tedavi giderinin 12.269,95 TL olarak belirlendiği, davacı tarafından sunulan 05.10.2021 tarihli talep arttırım dilekçesi ile, fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak kaydıyla, 259.681,27 TL maddi tazminat, 12.269,95 TL tedavi gideri talebinde bulunulduğu, davacı vekilinin, itirazları doğrultusunda ve 2022 yılı asgari ücret artışına göre yeniden aynı bilirkişiden ek rapor aldırılmasını talep ettiği, bilirkişi tarafından tanzim edilen 26.08.2022 tarihli ek bilirkişi raporu ile davacının maddi zararının 629.029,85 TL olduğunun hesaplandığı, davacı vekilinin bu kez 25.10.2022 tarihli ikinci talep artırım dilekçesi ile fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile 629.029,85 TL maddi tazminatın, 12.269,95-TL tedavi giderinin kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte teselsül hükümleri gereğince davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ettiği ancak Mahkemece davacı vekilinin sunmuş olduğu ikinci talep artırım dilekçesi hakkında değerlendirme yapıp karar verilmediği anlaşılmaktadır.

11.6100 sayılı Kanun'un 297. maddesinin ikinci fıkrasına göre hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.

12.Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra; Mahkemece 25.10.2022 tarihli ikinci talep artırım dilekçesi ile talep edilen 629.029,85 TL maddi tazminat hakkında olumlu olumsuz herhangi bir hüküm kurulmaması 6100 sayılı Kanun'un 297. maddesinin ikinci fıkrasına diğer bir deyişle kanunun açık hükmüne aykırı olduğundan bozma nedeni teşkil ettiği anlaşılmaktadır.

13.Mahkemece yapılacak iş; yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda davacı vekilinin ikinci talep artırım dilekçesindeki talepler hakkında da değerlendirme yapıp çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.

14. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır .

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davacı ve davalılar vekillerinin hükmedilen manevi tazminatlara yönelik temyiz istemlerinin miktardan REDDİNE,

Davacı vekilinin hükmedilen maddi tazminata yönelik temyiz istemleri nedeniyle temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden ilgiliye yükletilmesine,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

05.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

§