"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/2204 E., 2025/2314 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 13. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2025/191 E., 2025/269 K.
Dava, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı vekili; davalı ...’in aile apartmanı olarak kullandıkları taşınmazda 15-20 senedir kiracı olarak oturduğunu, diğer davalının ise davacının oğlu olduğunu, tarafların samimi bir komşuluk ilişkisi içinde olduklarını, davalı oğlunun ortağı olduğu şirketin yaşadığı mali güçlük nedeniyle nakit arayışında olduğu bir dönemde davalı ...'nin eşinin, davacının maliki bulunduğu taşınmazı teminat göstererek kredi alabileceğini, bunun için belediyede çalışan eşinin kredibiletesi olduğunu ve taşınmazın eşine devredilerek kredi alabileceğini söylemesi üzerine sadece bu işlem için tarafından vekâlet alındığını, ancak taşınmazın bilgisi ve talimatı olmadan davalı ...'ye devredildiğini, bu durumdan, ... tarafından taşınmazda ikâmet eden dava dışı oğluna tahliye davası açılması üzerine ancak haberdar olduğunu, satışın gerçek olmayıp resmi senette yer alan bedelin rayiç değerinin çok altında olmasının dahi bu durumu ortaya koyduğunu, sözde satış nedeniyle davalıdan para alınmadığını, davalıların çıkar ve işbirliği içerisinde hareket ettiklerini ileri sürerek tapu kaydının iptali ile taşınmazın müvekkili davacı adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili; davacı iddialarının asılsız olup davanın taraflarınca açılan tahliye davası üzerine açıldığını, davacının bunca zaman satıştan haberdar olmadığı yönündeki iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olup başından beri satış işlemini bildiğini, davalıların aynı zamanda anne ve babası olması hasebiyle sürece birebir dahil olduğunu, davalı ...’in ortağı bulunduğu şirketin borçlarını ödeyebilmek için taşınmazın satışının teklif edildiğini, yıllardır burada yaşayan davalının da teklife sıcak baktığını ve resmi senette yazılı 95.000,00 TL bedele ilave olarak taşınmaz kaydında takyidat olarak yer alan Kurum ve sair borçların da taraflarınca ödenmesi karşılığı satın alındığını, borç ödemelerini bizatihi kendisinin yaptığını, kalan tutarın davalının eşi, tarafından araç satılarak, ev kredisi çekilerek temin edildiğini, bu durumun belgeler ile tevsik olunduğunu, davaya konu edilen satış vekâletnamesinde satışa konu edilecek gayrimenkulün açıkça belirtilerek bu taşınmaza özgülenerek vekâletname alındığını, davacının ileri sürdüğü kurgu senaryonun dahi tutarsız olduğunu, nitekim devlet memuru olan ve eşine göre kredibiletesi daha yüksek olan ......n taşeron işçi olarak çalışan eşi üzerinden kredi çekilmesini teklif etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu gibi taşınmazda ikamet eden davacının diğer oğlunun eşinin de aynı ücretle çalışan devlet memuru olduğu da gözetildiğinde "davalı ...'ten başkası kredi çekemezdi" algısı yaratılmaya çalışıldığını, taraflarınca bedeli ödenerek satın alınan taşınmazın aradan iki yıl geçmesine rağmen aradaki komşuluk hukuku ve iyi ilişkiler gözetilerek tahliye hususunda işlem yapmayan müvekkilince artık dava açmak zorunda kalınması ve tahliye hususunda ihtarname gönderilmesi üzerine kötüniyetle açıldığını, iddiaların asılsız, dayanaksız ve kurgu senaryodan ibaret olduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu taşınmazın tapu kaydı incelendiğinde; davacı adına kayıtlı olan taşınmazın 06.03.2020 tarihli davacıya vekâleten oğlu olan davalı ... tarafından diğer davalı ...'e 95.000,00 TL bedelle satış suretiyle devredildiği, bu satışa konu olan vekâletname incelendiğinde ise davacının, oğlu olan davalı ...'e 03.03.2020 tarihinde noterden dava konusu taşınmazın satışı için vekâletname verdiğinin ve bilahare davacının davalı ...'i 04.01.2021 tarihinde vekillikten azlettiğinin anlaşıldığı, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; davalı ...'in tapu maliki olmaması nedeniyle tapu iptali ve tescil davası açısından husumetinin bulunmadığı değerlendirilebilir ise de davalılara yöneltilen iddiaların haksız fiil niteliğinde olduğu dikkate alındığında dava kabul edildiği takdirde tapu maliki olan diğer davalı ile birlikte yargılama giderinden sorumlu tutulması gerektiğinden davalı ...'in bu dava yönünden husumetinin bulunduğu kanaatine varılarak davaya her iki davalı yönünden esas açısından devam olunduğu, esas yönünden yapılan incelemede ise de tapuda gösterilen satış bedelinin düşük olmasının tek başına muvazaanın kanıtı olarak kabul edilemeyeceği, diğer delillerle de muvazaa hususunun ispatlanması gerektiği, davacı tarafça davalı ...'in vekâlet görevini kötüye kullanarak taşınmazı muvazaalı olarak diğer davalı ...'ye satış suretiyle devrettiği iddia edilmiş ise de satışa konu olan vekâletnamede doğrudan dava konusu taşınmazın bilgileri yazılmak suretiyle bu taşınmaz yönünden satış yetkisinin verildiği, vekaletin 03.03.2020 tarihinde düzenlendiği, satışın ise vekâletname tarihinden üç gün sonra 06.03.2020 tarihinde gerçekleştirildiği, bu hâliyle davacı tarafından davalı ...'e verilen vekaletnamenin içeriğinin açıkça dava konusu taşınmazın satışına ilişkin olduğu ve bu vekalete dayanılarak vekalete uygun biçimde satış işleminin gerçekleştirildiği, davacı tarafın okuma-yazma bilmediği veya fiil ehliyeti bulunmadığı iddia edilmediğine göre bizzat noter huzurunda imzalanan bu vekâletnamenin içeriğini bilmediğini iddia edemeyeceği kanaatine varıldığı gerekçeleriyle davanın reddine dair karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafça vekâletnamenin inançlı temlik maksadıyla verildiği iddia edilmiş ise de bu yöndeki iddianın usulünce ispatlanamadığı, dinlenen tanıkların beyanlarından, davacının da ortağı olduğu şirketinin ekonomik sıkıntıları nedeniyle davacının davalı ...'nin oturduğu evin satışı için anlaştığı ancak o ev üzerinde ipotek olduğu için davaya konu taşınmazın temlik edildiği ve davaya konu vekaletin satış amacıyla verildiğinin anlaşıldığı, her ne kadar bir kısım tanıkları taşınmazın çekilecek kredinin teminatı olarak davalıya verildiğini ileri sürmüş ise de taşınmazın temliki sırasında bankadan kredi çekildiğinin belgeleriyle ortaya konulamadığı, dava konusu taşınmazın tapu kaydına SGK tarafından konulan haczin davalının kızı tarafından yapılan ödeme sonrası kaldırıldığına ilişkin resmi belgenin aksinin davacı tarafça ispatlanamadığı anlaşılmakla aksi yöndeki tanık beyanına itibar edilmediği, bu durumda İlk Derece Mahkemesince, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı 116,60 TL bakiye onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.04.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.