"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ: Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/1068 E., 2026/195 K.
İLK...CE MAHKEMESİ: ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2024/115 E., 2025/116 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Dava, vekaletnamenin hile ile alındığı ve kötüye kullanıldığı hukuki nedenine dayalı miras payı oranında tapu iptali ve tescil, olmazsa tenkis ve tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili; davacının murisi ... tarafından 20.10.2015 tarihinde damadı olan davalı ... adına vekaletname düzenlendiğini, aynı gün muris adına kayıtlı 2 37... parsel sayılı taşınmazın davalı ... adına satış ve devrinin gerçekleştirildiğini, sonrasında dava konusu taşınmazın 23.11.2015 tarihinde dava dışı ......'ye ve 14.03.2017 tarihinde ise davalı ...'a satış ve devrinin yapıldığını, davacının davaya konu taşınmazın satıldığını öğrendiğinde dava dışı mirasçılarla görüştüğünü ancak vekaletname ve satış işlemleri hususunda davacıya hiçbir şekilde bilgi verilmediğini, murisin vefatından sonra bankada az miktarda bir parasının bulunduğunu, taşınmazın satışından edinildiği anlaşılan bir meblağın bulunmadığını, dava konusu taşınmazın 20.10.2015 tarihinde yapılan satışının murisin yanıltılması suretiyle vekaletname düzenlenmesi sonucunda davacının mirastan kaynaklanan haklarının önüne geçmek amacıyla yapıldığını, 01.07.1934 doğumlu mirasbırakanın, dava konusu taşınmazın vekaletname ile devrinin yapıldığı 20.10.2015 tarihinde 81 yaşında olduğunu, murisin geçimini sağlayabileceği aylığı bulunmakta olup sağlığının da fiziksel olarak kendi bakım ve ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumda olduğunu, murisin vefatına kadar davacıya ait konutta yaşadığını, davalılar ... ile ...'un önceden tanıştığının bilindiğini, ... ve ... arasında bağlantı bulunduğunun da tapu kaydından anlaşıldığını, dolayısıyla devir ve tescil işleminin iyiniyetli olarak gerçekleştirilmediğinin kabul edilmesi ve söz konusu satış ve devir işlemlerinin yukarıda açıklanan nedenlerle hukuka aykırı olup iptalinin gerektiğini, Mahkemede bu yönde kanaat oluşmaz ise, izah edilen hususlar doğrultusunda davacının saklı payının ihlal edildiği kabul edilerek yanıltma ile düzenlenen vekaletnameye istinaden sağlararası kazandırma ile taşınmazın devri bakımından miras hukukunun tenkise ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiğini ileri sürerek dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile taşınmazın davacının miras payı oranında davacı adına tesciline, olmadığı takdirde tenkis hükümlerinin uygulanmasına, taşınmazın davacının saklı payına ilişkin kısmının davacı adına tesciline, belirtilen talepleri kabul görmez ise dava konusu taşınmazın gerçek bedelinin davacının payına düşen kısmına istinaden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 10.000 TL maddi tazminatın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ...'ten tahsiline, (1) ve/veya (2) ve/veya (3) nolu talepleri kabul görmez ise, vekaletin kötüye kullanılması nedeniyle vekilin sorumluluğu kapsamında dava konusu taşınmazın gerçek bedelinin davacının payına düşen kısmına istinaden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 10.000 TL maddi tazminatın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ...'dan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili vekaletten kaynaklanan tazminat davalarının 5 yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğunu, satış tarihi 23.11.2015 tarihinden bugüne 8 yıllık bir süre geçtiğini, davalının açık husumet ehliyetinin olmadığını, 2 37... parsel nolu taşınmazın 20.10.2015 tarihinde satış ve devrine ilişkin yolsuzluk iddiasının yasal mesnetten yoksun olduğunu, 20.10.2015 tarihinde satıcının vekili davalı ...'ın, vekaletname ile taşınmazı ... e sattığını, vekil ve alıcının mirasçı olmadığını, davacı tarafın vekalet veren ...'nın 81 yaşında olduğunu, sağlığının, fiziksel olarak kendi bakım ve ihtiyaçlarının vefatına kadar karşılayabilecek durumda olduğunu açıkça beyan ettiğini, davalı ...'ın tarafı olduğu, vekalet kullandığı 20.10.20 15... yevmiye numaralı satış sözleşmesinin iptalini gerektiren hiçbir hukuki nedenin olmadığını, davalının vekalet görevini ...'nın talimatı ile ve iyi niyetle yerine getirdiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalılar ... ve ... vekili 2 37... parsel nolu taşınmazın 20/10/2015 tarihinde satış ve devrine ilişkin yolsuzluğu iddiasının yasal mesnetten yoksun olduğunu, 20/10/2015 tarihinde satıcının vekili davalı ...'ın vekaletname ile taşınmazı ...'e sattığını, vekilin ve alıcı ve de alıcının vekilinin mirasçı olmadığını, resmi satış senedinin aksi sabit oluncaya kadar geçerli olduğunu, yine satıcı tarafından kullanılan 20.10.2015 tarihli vekaletnamenin sıhhatini etkileyecek somut bir delil bulunmadığını, bu haliyle 20.10.2015 tarihli satışın geçerli olduğunu, davalıların 2005 yılındaki adresi, daha evvelki adres kayıtlarından, yaptıkları işlerden, nüfus kayıtlarından, diğer davalı ..., müteveffa ... ve mirasçıları ile tanışıklığı olmadığının açıkça ortada olduğunu, davalılar ..., ... ile diğer davalı ...'ın önceden birbirlerini tanıdıkları iddiasının asılsız olduğunu, davalı ...'ün dava konusu yeri iyiniyetli üçüncü kişi olarak olarak satın aldığını, davalı ...'un ... vekaleti ile dava konusu taşınmazı 23.11.20 15... yevmiye ile ...... ismindeki dava dışı kişiye satışının hangi hukuki sebebe dayalı olarak iptalinin istendiğinin dava dilekçesinde açıklanmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk...ce Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; satışlar arasındaki kısa tarih aralığı, taşınmazın satışında bedelin ödendiğine dair dosya arasına herhangi bir banka dekontu ya da ödemeye ilişkin başkaca bir ispat aracının sunulamaması, ayrıca satış işleminin taraflarının arasındaki akrabalık durumları ve tanık beyanları bir bütün olarak değerlendirildiğinde davacının davasının kabulüne karar verilmiş, karara karşı süresi içerisinde davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, mirasbırakan ...'nın ölüm tarihi itibariyle terekesi elbirliği mülkiyetine tabi olup davacı dışında başka mirasçılarının bulunduğu, bu durumda vekaletnamenin hile ile alındığı ve kötüye kullanıldığı hukuksal nedenine dayalı olarak mirasçı olmayan davalılara karşı miras payı oranında açılan tescil istemli davanın dinlenme olanağının bulunmadığı, öte yandan, tereke adına dava açılmadığına göre terekeye mümessil tayin edilerek veya diğer mirasçıları davaya dahil ederek yargılamaya devam edilmesinin de pay oranında açılan davanın dinlenmesini mümkün hale getirmeyeceği, hâl böyle olunca, miras payı oranında açılan tapu iptali ve tescil talebine ilişkin davanın dinlenme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle İlk...ce Mahkemesi tarafından davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile işin esası hakkında inceleme yapılarak hüküm kurulmuş olmasının doğru olmadığı gerekçesiyle davalıların istinaf başvurularının kabulü ile Yerel Mahkemece verilen kararın kaldırılmasına ve yeniden hüküm tesisi ile; davacının tapu iptali ve tescil talebine ilişkin davanın HMK'nun 114/1-d ve 115/2 maddeleri gereğince aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle usulden reddine, davacının terditli tenkis ve tazminat talepleri yönünden HMK'nın 111/2 maddesi uyarınca karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, 1934 doğumlu mirasbırakan ...'nın 26.05.2021 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak davacı oğlu...ile dava dışı çocukları ...,... ve ...'nin kaldıkları, murisin ... 5. Noterliğinin 20.10.2015 tarihli ve 4958 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile vekil olarak tayin ettiği ...'ın (murisin kızı ...'nin eşi) murisin adına kayıtlı 2 37... parsel sayılı taşınmazını murise vekaleten 20.10.2015 tarihli satış işlemi ile davalı ...'e temlik ettiği, ...arafından taşınmazın 23.11.2015 tarihinde satış yolu ile dava dışı ......'ye devredildiği, onun tarafından ise 14.03.2017 tarihli satış işlemi ile davalı ...'a temlik edildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, Türk Borçlar Kanunu’nun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu’nun 390.) aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse görülecek işin niteliğine göre belirlenir (TBK'nın 504/1). Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'da daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'da benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan; vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni .... Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; davacı vekilinin dava dilekçesinde tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde terditli bedel isteklerinin bulunduğunu belirttiği, Bölge Adliye Mahkemesince davacının mirasçı olmayan üçüncü kişiye karşı açılan davada miras payı oranında tapu iptali ve tescil isteğinde bulunamayacağı gerekçesiyle tapu iptali ve tescil isteğinin usulden reddine, terditli talepler yönünden ise HMK'nın 111/2.maddesi gereğince karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği anlaşılmakta olup tapu iptali ve tescil talebinin aksine terditli tazminat isteminin bölünebilir nitelikte olduğu ve iptali tescil isteği yöneltilen kayıt maliki dışındakiler bakımından her bir davacının kendi payı oranında talepte bulunabileceği hususunun göz ardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
Hal böyle olunca ; yukarıda açıklanan ilke ve olgular uyarınca araştırma ve inceleme yapılması, davacının terditli bedel talebi yönünden işin esasının incelenmesi, toplanan ve toplanacak delillerin bir arada değerlendirilmesi ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Davacı vekilinin açıklanan nedenden ötürü yerinde görülen temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene geri verilmesine, Dosyanın kararı veren Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 15.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.