"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ: Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1457 E., 2025/2525 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/23 E., 2023/251 K.
Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Kadastro sonucu ... ili, Merkez ilçesi,... köyü çalışma alanında bulunan 84 parsel sayılı, 42.120, 00... yüz ölçümündeki taşınmaz 1957 yılında mera olarak belirtilip kadimden beri köy halkı tarafından mera olarak kullanılması nedeniyle... Köyü Tüzel Kişiliği adına mera olarak sınırlandırılmış, 3402 sayılı Yasa'nın 22/a maddesi uyarınca yapılan yenileme çalışmaları sonucu 1 10... parsel sayılı taşınmaz olarak mera vasfı ile kamu orta malı olarak sınırlandırması yapılmıştır.
Davacı; ... ili, Merkez ilçesi,... köyü ...Mahalesinde bulunan 1 10... parsel sayılı taşınmazın kendisine ait olduğunu, bu taşınmazın yüz ölçümünün 13.190, 00... olması gerektiğini, oysa yenileme kadastro çalışmaları sırasında taşınmazının yüz ölçümünün eksik tespit ve tescil edildiğini, taşınmazının bitişiğindeki taşınmazların yüz ölçümlerinin ise olması gerekenden fazla belirlendiğini, bu durumun kadastro çalışmalarındaki hatalı işlemlerden kaynaklandığını ileri sürerek adına kayıtlı taşınmazın yüz ölçümündeki hatanın giderilmesini istemiştir.
Davalı Hazine vekili; davacının iddialarının yersiz olduğunu, yenileme kadastrosu çalışmaları sırasında Kadastro Müdürlüğü tarafından taşınmazların mülkiyetine dokunulmadan sadece kadastro paftaların günün teknik olanakları ile yenilendiğini, taşınmazların mülkiyetinde her hangi bir değişiklik olmadığını ve miktarında hatalar varsa düzeltilebildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, davacı taraf lehine zilyetlikle mülk edinim koşullarının oluştuğu gerekçesiyle dava konusu 1 10... parsel sayılı taşınmaz yönünden davanın kabulü ile 09.08.2019 havale tarihli fen bilirkişileri rapor ve krokisinde (A) harfi ile gösterilen 514.01 m²'lik kısmın mera vasfıyla yapılan sınırlandırmasının iptali ve ifrazı ile davacı adına kayıtlı olan 1 10... parsel sayılı taşınmaza eklenmek suretiyle davacı adına tesciline, dava konusu 1 10... ve 15 parsel sayılı taşınmazların davacı adına kayıtlı olması nedeniyle bu taşınmazlar yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, kararın davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesince; dava dilekçesi içeriğinin son derece soyut ve olayları anlamaktan uzak olduğu, bu nedenle davacıya dava dilekçesinin açıklattırılarak talebinin mülkiyete yönelik tapu iptal ve tescil davası mı yoksa adına tespit ve tescil edilmiş taşınmazlar hakkında bölgede yapıldığı anlaşılan uygulama kadastrosu sonucunda komşu taşınmazlar ile arasında sınır ve yüz ölçümlerine yönelik ihtilafa ilişkin mi olduğunun açıklığa kavuşturulması, talebin uygulama kadastrosuna yönelik olduğunun anlaşılması halinde, Mahkemece amacına ve yöntemine uygun araştırma yapılması, eski 84... parsellerin kadastro tutanak suretleri ve tapu kayıtlarının temin edilmesi, daha sonra denetime veri teşkil etmek üzere, tesis kadastrosunun yapıldığı tarihe en yakın tarihli hava fotoğrafları, temin edilebilen en eski ve güncel ortofoto ve uydu fotoğrafları, tesis kadastrosuna ait pafta haritası, varsa bu haritada değişiklik yapan ifraz haritaları, mahkeme ilamları ve eki olan haritalar, varsa uygulama kadastrosu sırasında yararlanıldığı anlaşılan diğer haritalar, çekişmeli taşınmaza ilişkin tesis kadastrosu ve uygulama kadastrolarına ait ölçü çizelgesi, hesap cetveli ve ölçü krokileri gibi bilgi ve belgelerin toplanması, bundan sonra mahallinde yerel bilirkişiler, taraf tanıkları, harita ya da jeodezi mühendisi fen bilirkişisinin katılımı ile keşif yapılması, keşif sırasında çekişmeli taşınmaz ve çevresinin toprak yapısı, bitki örtüsü, zeminde mevcut ağaçların yaşı gibi hususlar ile zeminin jeolojik yapısının değerlendirilmesine ihtiyaç duyulan hallerde uzman ziraat bilirkişisi ile jeoloji mühendisi bilirkişinin de keşif heyetine dahil edilmesi, yapılacak keşif sırasında yerel bilirkişi ve tanıklardan tesis kadastrosu sırasında da zeminde mevcut olan sabit sınır ya da yapılar bulunup bulunmadığı sorularak varsa yerlerinin fen bilirkişisine işaretlettirilmesi, fotoğraflarının çekilmesi, taraflar keşif sırasında hazır bulunmakta ise zeminde ortak sınır üzerinde uzlaşıp uzlaşmadıkları tespit edilip gerektiğinde imzaları ile beyanlarının tevsik edilmesi, uzlaşılan sınırlar ile iddia edilen sınırların fen bilirkişisi tarafından haritasında işaretlenmesi, keşif sırasında hazır edilmeleri halinde ziraat bilirkişisi ile jeoloji mühendisi bilirkişisinden taşınmazlar arasında değişmeyen doğal ya da yapay sınırlar bulunup bulunmadığı, sınırlarda mevcut ağaçların yaşları gibi hususlarda bilgi alınması, eğer talebin mülkiyete yönelik olduğunun anlaşılması halinde, talebinin tesis kadastrosundan önceki sebeplere dayalı olarak mı açıldığı yoksa tespitten sonraki olaylara dayalı olarak mı açıldığı belirlenmeli, talebinin tesis kadastrosundan önceki sebeplere dayalı olarak açıldığının tespit edilmesi halinde davanın 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesi uyarınca 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığının değerlendirilmesi, açıklanan yönteme uygun inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Mahkemece kaldırma kararı sonrasında yeniden yapılan yargılama sonucunda, davacı tarafın ... ili, Merkez ilçesi,... köyü 1 10... parselin yüz ölçümünün noksan şekilde kadastro tespitinin yapıldığını ve bu şekli ile de tapuya kayıt ve tescil edildiğini, bu nedenle bitişiğinde bulunan 1 10... parselin bir kısmının ifraz edilerek 1 10... parsele eklenmesini talep ettiğinin, 1 10... parselinin bir kısmının mera parseli 1 10... parsel içine alındığının anlaşıldığı, dinlenen tüm mahalli bilirkişilerin ihtilaflı taşınmazın kadimden veya sonradan mera olmadığını, davacının taşınmazı ile bir bütün olarak davacı tarafça kullanıldığını beyan ettikleri, ziraat bilirkişi ve jeoloji mühendisi bilirkişinin raporuna göre de (A) harfi ile gösterilen ihtilaflı alanın mera parselinden dikenli bitkiler ile ayrıldığı, yola kadar olan alanda mera otları görülmediği, davacıya ait 1 10... parsel ile eğim ve toprak yapısı bakımından benzerlik gösterdiğinin belirtildiği, fen bilirkişileri raporuna göre de davacının hak iddia ettiği alanın yenileme öncesi ve yenileme sonrasında 1 10... parsel numaralı mera parseli içerisinde kaldığı, davacıya ait 1 10... ve davalılara ait 1 10... parselin arasındaki sınırın davacı tarafından gösterilen zeminde mevcut doğal sınır olduğu, bu durumun hava fotoğraflarında da belli olduğu, sınırda 1957 tarihli ilk tesis kadastrosu esnasında sınırlandırma hatası yapıldığı, yenileme çalışmalarının ilgili yönetmelik esaslarına uygun şekilde yapıldığı, ayrıca 1938 tarihli arazi tahrir kaydına göre taşınmazın mera olarak okunmadığı, dava konusu 1 10... ve 15 parsel sayılı taşınmazların davacı adına kayıtlı olduğu gerekçesiyle dava konusu 1 10... ve 15 parsel sayılı taşınmazlar yönünden karar verilmesine yer olmadığına, dava konusu 1 10... parsel sayılı taşınmaz yönünden davanın kabulü ile 03.10.2023 tarihli fen bilirkişileri raporu ve ekindeki krokisinde (A) harfi ile gösterilen 514.01 m² lik kısmının mera vasfıyla yapılan sınırlandırmasının iptali ve bu parselden ifrazına davacının taşınmazı olan aynı yer 1 10... parsele eklenmesi ile bu parselin yeni yüz ölçümü 13.218,31 m² olacak şekilde davacı adına tesciline karar verilmiş, kararın davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesince; çekişmeli 12 parsel sayılı taşınmazın eski 83 parselden ifraz edildiği, bu parselin tesis kadastrosunun 02.08.1957 tarihinde yapıldığı ve kadastro tespitinin 1957 yılında kesinleştiği, çekişmeli taşınmazların bulunduğu yörede 3402 sayılı Yasa'nın 22/2/a maddesi uyarınca yapılan ve 06.05.2012-04.07.2012 tarihleri arasında itirazsız olarak kesinleşen uygulama kadastrosu bulunduğu, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesi hükmünde kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere karşı kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak dava açılamayacağının açıklandığı, bu sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu ve taraflarca öne sürülmese bile mahkemece kendiliğinden değerlendirileceği, somut olayda dava konusu taşınmazın kadastro tespitinin 1957 yılında yapıldığı ve kesinleştiği, davacı vekilince 06.04.2021 tarihinde sunulan dilekçe ile dava konusu taşınmazla ilgili kadastro tespitinden önceki bir nedene dayanıldığının belirtildiği, uygulama kadastrosuna itirazda bulunulmadığının dosya kapsamından anlaşıldığı, eldeki davanın ise 25.08.2016 tarihinde açıldığı, buna göre dava tarihi itibari ile Yasa'da öngörülen 10 yıllık sürenin dolduğu, dava konusu 1 10... parsel sayılı taşınmaz yönünden hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabul kararı verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm tesisi ile dava konusu 1 10... ve 15 parsel sayılı taşınmazlar yönünden karar verilmesine yer olmadığına, dava konusu 1 10... parsel sayılı taşınmaz yönünden hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama kuralları ve kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un/HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Alınması gereken harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.04.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.