Consülto
Consülto
Karar ArşiviYargıtay İçtihat Veritabanı
Yargıtay

1. Hukuk Dairesi

Dosya2025/4965 E. 2026/3171 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2023/332 E., 2025/1279 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ: Malkara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2021/368 E., 2022/454 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

- K A R A R -

Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Davacılar; mirasbırakan babaları ...'nın 3 87... , 34 parseller ve 4 81... parseldeki 1, 2 ve 6 nolu bağımsız bölümleri ölünceye kadar bakma akdiyle davalıya temlik ettiğini, temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tescilini istemişlerdir.

Davalı; mirasbırakan babasının 90 yaşında öldüğünü, yaşlı ve bakıma muhtaç olan mirasbırakana ölünceye kadar en iyi şekilde baktığını, ayrıca mirasbırakan babasıyla birlikte alzheimer hastası olan annesine de uzun yıllar baktığını, bu bakım karşılığında taşınmazların kendisine devredildiğini, mirasbırakanın başkaca taşınmazlarının da bulunduğunu, temlikin muvazaalı olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, tüm tanıkların ortak beyanlarında mirasbırakanın bakım ve gözetiminin davalı tarafından yapıldığını ifade ettikleri, mirasbırakanın başkaca taşınmazlarının da bulunduğu, mirasbırakanın davacıları mirastan mahrum etmesini gerektirecek bir nedenin bulunmadığı, temlikin muvazaalı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacılar vekilinin istinafı üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; mirasbırakanın ölümünden kısa süre önce dava konusu taşınmazları ölünceye kadar bakım sözleşmesi ile davalıya devrettiği, geriye taşınmazları kalsa da mal varlığının önemli bölümünü devretmiş olduğu, bir evladın anasına, babasına bakıp yardım etmesinin ahlaki bir görev olduğu, murisin taşınmazlarının geliriyle veya daha az taşınmazla kendine baktırabilecekken, ölünceye kadar bakım sözleşmesi yapmasındaki asıl amacın kendisine bakılıp gözetilmesi değil, mirasçılardan mal kaçırma düşüncesi olduğu gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile hüküm ortadan kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; 1931 doğumlu mirasbırakan ...'nın 04.08.2021 tarihinde ölümü ile geride mirasçı olarak davacı kızları ..., ..., ... ve davalı oğlu ...ile dava dışı kızı ...'in kaldıkları, mirasbırakanın dava konusu 3 87... , 34 parseller ve 4 81... parseldeki 1, 2 ve 6 nolu bağımsız bölümleri 02.06.2021 tarihinde ölünceye kadar bakma akdiyle davalı oğluna devrettiği, mirasbırakanın ölümü ile terekesinde bulunan dava dışı 3 86... , 3 87... , 29, 31... parsel sayılı taşınmazların ise mirasçılarına intikal ettiği anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 0l.04.1974 tarihli 1/2 sayılı içtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun 706., Borçlar Kanunu'nun 213. ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle murisin asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup-bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup-olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Öte yandan; murisin, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi için de sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı,temlik edilen malın tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir.

Somut olayda; mirasbırakanın dava konusu 3 87... , 34 parseller ve 4 81... parseldeki 1, 2 ve 6 nolu bağımsız bölümleri ölünceye kadar bakma akdi ile davalıya temlik ettiği, devredilen taşınmazların mirasbırakanın tüm malvarlığını oluşturmadığı, mirasbırakanın terekesinde dava dışı 3 86... , 3 87... , 29, 31... parseller olmak üzere toplam 5 parça daha taşınmazının olduğu ve ölümü ile taşınmazların mirasçılarına intikal ettiği, mirasbırakanın asıl irade ve amacının tespit edilmesi için kural olarak mirasbırakanın elinde bulunan malvarlığının miktarı, temlik edilen malın tüm mamalekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp-kalmadığının göz önünde tutulması gerektiği, ne var ki, mirasbırakanın terekesinde kalan taşınmazların akit tarihi itibariyle değerleri tespit edilmeden temlikin makul bir oranda kalıp kalmadığı değerlendirilmeksizin sonuca gidildiği anlaşılmaktadır.

Hâl böyle olunca; ölünceye kadar bakma akdiyle temlik edilen dava konusu taşınmazların akit tarihindeki rayiç değerleri ile mirasbırakanın terekesinde kalan ve ölümü ile mirasçılara intikal eden taşınmazların akit tarihindeki rayiç değerleri bilirkişi marifetiyle tespit edilerek dava konusu taşınmazların tüm malvarlığı içindeki oranı belirlenip temlikin makul karşılanabilecek sınırda kalıp kalmadığının ve mirasbırakanın temlikteki gerçek amacının tereddüte yer vermeyecek biçimde açıklığa kavuşturulması ve hasıl olacak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsizdir.

Davalı vekilinin değinilen yönden yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, Dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 20.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

§