"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/781 E., 2025/1724 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Samsun 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/312 E., 2024/1049 K.
Bölge Adliye Mahkemesi davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Dava, hile hukuki nedenine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı; dava konusu 22 28... parsel sayılı taşınmazın babalarının ölümü ile mirasçılarına intikal ettiğini, dava dışı kardeşi ...’un payını diğer kardeşleri ... ...’e sattığını, davalı kardeşi ...’in de kendisinin kolay kandırılabilir olmasından istifade ettiğini, kendisini gezmeye götüreceğini söyleyerek ...’dan ...’a götürdüğünü ve hile ile taşınmazdaki payını elinden aldığını, bedel ödemediğini, çocuk felci geçirdiği için sol elini ve sol ayağını kullanamadığını, her söylenene inanan ürkek bir kişi olduğunu, başka bir taşınmazı da aynı şekilde aldığını, onun için de dava açacağını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı; taşınmazı davacı kardeşi ile anlaşarak satın aldığını, satış bedelini ödediğini, davacının ve kendisinin Ankara’da yaşadıklarını, davacının kolay kandırılabilir olduğu iddiasının yerinde olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile; işlem tarihi olan 24.03.2022 tarihinde davacının fiili ehliyetini haiz olduğunun bildirildiği, bu duruma göre, satışa ilişkin resmi senedin Tapu Sicil Tüzüğü'ne uygun şekilde tarafların huzurunda tapu müdürü tarafından okunduğu, işlemin taraflarının da resmi senedi okuduklarını yazarak imzaladıkları, resmi senette nakden ve tamamen alındığı belirtilen satış bedelinin ödenmediği iddiasına ilişkin iddianın da ispatlanamadığı, mevcut koşullarda davacının aldatılma ve satış bedelinin ödenmediği iddiasını usul ve yasaya uygun delillerle ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, dava konusu 22 28... parsel sayılı taşınmazın, kayden maliki olan davacı ve davalının babası ...’nın ölümü ile aralarında davacı ve davalının da bulunduğu mirasçılarına intikal ettiği, davacının payının 24.03.2022 tarihinde 350.000,00 TL bedelle davalı ağabeyine satış suretiyle temlik edildiği görülmektedir.
Bilindiği üzere; hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 36/1 hükmünde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Hemen belirtmek gerekir ki, üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir (TBK 36/2).
Hile, her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, def'i yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Somut olayda; dinlenilen davacı tanıklarının davacının iki kere çocuk felci geçirdiğini, korkak, ürkek, saf ve aldatılmaya müsait biri olduğunu beyan ettikleri, dava konusunu payın temlik tarihindeki değerinin 2.942.268,75 TL olarak tespit edildiği gözetildiğinde bedeller arasında aşırı fark olduğu gibi bu bedelin ödendiğinin de ispatlanamadığı, tarafların kardeşleri olan ve davacı tanıkları olarak dinlenilen ... ... ve ...’un davalının asabi bir yapıya sahip olduğunu, dava konusu payın çocuğu olmayan davacının güvencesi olduğunu, davacının gitmek istememesine rağmen davalının davacıyı Samsun’a götürdüğü ve taşınmazı devrettirdiğini, davacının davalıdan korktuğunu beyan ettikleri, davacı tanığı ...’nın dava konusu işlemden bir gün önce davacı, eşi ve davalının evlerine geldiğini, birlikte araziye gittiklerini, arazinin önüne geldiklerinde bu yerlerin kime ait olduğunu ...’ın sorduğunu, kendisini de ... ve ...'e ait olduğunu söylediğini, davalının, ... halası ile ilgili tehdit vari sözlere başladığını, onu vurduracaktım diye bağırdığını, davacının o sırada çok korktuğunu beyan ettiği hususları hep birlikte değerlendirildiğinde davacının iradesinin hile ile sakatlandığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının değinilen yön itibariyle kabulü ile; İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz eden davacıya iadesine, Dosyanın Samsun 2. Asliye Hukuk Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.