"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/2544 E., 2025/1166 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Babaeski 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/285 E., 2023/354 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
- K A R A R -
Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa tenkis istemine ilişkindir.
Davacı; mirasbırakan babası ...’in 1 11... parsel sayılı taşınmazını mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak davalı oğluna temlik ettiğini, en değerli taşınmazın bağış amacıyla devredildiğini, bedelin düşük olduğunu, davalının taşınmazı alacak ekonomik gücü bulunmadığını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile miras payları oranında tesciline, olmazsa tenkisine karar verilmesini istemiştir.
Davalı; zamanaşımının geçtiğini, murisin eşi 1994 yılında öldükten sonra kendisi ile yaşamaya başladığını, sosyal güvencesi olmayan murisin tüm ihtiyaçları ile kendisinin ilgilendiğini, tedavilerini yaptırdığını, murisin kendisine bakıp gözeten kişi olarak mağdur olmasını istemediğini, mal kaçırma kastı olması halinde tüm taşınmazlarını devredeceğini, murisin geriye iki parça taşınmazı kaldığını, 1 11... parsel sayılı taşınmazın da davacıya verildiğini, murisin diğer çocuklarının rızası ile devri gerçekleştirdiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile; murisin dava konusu taşınmazlar dışında da tarlası ve traktörü olduğu, davacı tanıklarının ve davalı tanıklarının görgüye dayalı bilgileri uyarınca murisin ölene kadar davalının yanında yaşadığı, murisin bütün ihtiyaçlarının davalı tarafından karşılandığı, aynı zamanda davalının devir tarihinde çiftçilik-hayvancılık-hakemlik gibi işler yaptığının dinlenen tanık beyanları ile sabit olduğu, murisin son zamanlarında yatalak kaldığı, bu haldeyken murise davalı ile eşinin baktığı, aynı zamanda murisin hayatta iken davalı ve davacıya malvarlığından verdiği, muris tarafından yapılan temlikin mirasçılardan mal kaçırmak amacı taşımadığı, murisin davalıya kendisine yaşlılığında ve hastalığında bakmış olması nedeniyle minnet duygusu amacıyla taşınmazı devrettiği, dinlenen tanık beyanları doğrultusunda murisin ölümünden sonra dava konusu taşınmaz dışındaki malvarlığının mirasçılar arasında paylaştırıldığı, muris muvazaası nedeninin, ispat külfeti kendisine düşen davacı tarafından ispatlanamadığı, tanık beyanları uyarınca murise yaşlılığında ve hastalığında davalının bakmış olmasının edim olarak kabul edilebileceği, karşılıksız kazandırma kapsamında olmadığı için davacının tenkis iddiasının da dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; murisin dava konusu taşınmazı satmaya ihtiyacının olduğunun ispat edilemediği, davalının ise dava konusu taşınmazı almaya yetecek alım gününün olduğunun ve bedelin ödendiğini ispat edilemediği, satışın yapıldığı tarihte murisin bakım ihtiyacı içinde olmadığı, bedelin semen olarak kabul edilebilmesi için en azından resmi akdin düzenlendiği tarih ve öncesinde murisin bakım ihtiyacı içinde olması ve bakımın devredilen tarafından gerçekleşmesinin gerektiği, ileriye yönelik bir bakım talebi için Türk Borçlar Kanunu'nun 611 ve devamı maddelerinde, taraflara karşılıklı borç ve alacak yükleyen ölünceye kadar bakım akdi düzenlenebileceği, dava konusu olayda davalıya yapılan devrin bedelinin bakım olduğunun kabulünün mümkün olmadığı, tanık beyanları incelendiğinde murisin davalı ile arasının daha yakın olduğu, söz konusu devirde dava konusu taşınmazın diğer mirasçılardan mal kaçırmak ve mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla işlemi yaptığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurularak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, muris ...’in kayden maliki olduğu 1 11... parsel sayılı taşınmazını 11.07.2006 tarihinde satış suretiyle davalı oğluna devrettiği, 1 11... parsel sayılı taşınmazını da 01.04.2014 tarihinde davacı oğluna temlik ettiği, 1925 doğumlu murisin 02.10.2021 tarihinde öldüğü geriye mirasçı olarak çocukları ..., ..., ... ve ...’in kaldıkları görülmüştür.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemekte ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 0l.04.1974 tarihli 1/2 sayılı içtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun 706., Borçlar Kanunu'nun 213. ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle murisin asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olayda, murisin hem davacı oğluna hem de davalı oğluna taşınmaz devrettiği, 1925 doğumlu murisin eşinin 1994 yılında öldüğü, murisin tekrar evlenmediği ve 96 yaşında öldüğü, dinlenilen tanıkların murisin ölmeden önce son zamanlarında yatalak olduğunu, murisin ölene kadar davalı oğlu ile birlikte yaşadığını ve davalının murise baktığını beyan ettikleri, davalının para ödediği yönünde bir savunması olmadığı, bakım savunmasında bulunduğu, temlik tarihinde 81 yaşında ve dul olan murisin minnet ve bakım karşılığında taşınmazı devretmesinin hayatın olağan akışına uygun olduğu, semenin bir başka ifade ile malın bedelinin mutlak para olması şart olmayıp belirli bir hizmet veya emeğin de olabileceği, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davaların hukuki dayanağını teşkil eden 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının mirasbırakanın gerçek iradesinin mirasçıdan mal kaçırma olması halinde uygulanabilirliğinin kabulü gerekeceği, somut olayda, mirasbırakanın temliki, diğer mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yapmadığı anlaşılmıştır.
Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsizdir.
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının değinilen yönlerden kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, Dosyanın kararı veren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 30.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.