"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/2505 E., 2025/1089 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 16. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/111 E., 2023/151 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
- K A R A R -
Dava hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel istemine ilişkindir.
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ve annesinin müvekkilinin eşinin yeğeni ve kız kardeşi olduğunu, müvekkilinin uzun yıllardır yurt dışında yaşadığını, davalının annesi ve babasının ayrı olması ve ekonomik olarak geçim sıkıntısı içerisinde olması nedeniyle müvekkilinin...li, ...ilçesi, ...Mahallesi 2685 ada (eski 32) yeni 56 parsel, ... ...1. blok 3. kat 7 nolu dairesinde kira almadan 23 yıldır davalı ve annesini onlara destek amaçlı oturttuğunu, 2016 yılında binaya kentsel dönüşüm nedeni ile yıkım kararı alındığını, müvekkilinin kentsel dönüşüm işlemlerini gerek yurtdışında olması gerekse sağlık problemleri nedeniyle takip edemeyeceği için diğer avukat yeğenlerine taşınmazın geçici olarak devrini teklif etmişse de onların kabul etmediğini, bunun üzerine davalının yardımcı olabileceğini söylediğini, müvekkilinin yurt dışında olması, rahatsız ve yaşlı olması, davalıların da başka yere kiraya çıkacak olmaları nedeniyle kira yardımı alabilmeleri için davalının taşınmazın geçici olarak devrine müvekkilini ikna ettiğini, bunun üzerine bila bedel ve işlemler bitince iade etmek koşulu ile 2016 Haziran ayında taşınmazın davalı adına devredildiğini, davalının üniversiteyi yeni bitirdiğini, taşınmazı satın alma gücüne sahip olmadığını, müvekkilinin ihtiyacı olduğu için taşınmazı devir almak istediğinde taşınmazın devrine yanaşmadığını ve müvekkili ile görüşmekten kaçındığını, davalının müvekkilinin iyi niyetini kötüye kullanarak taşınmazı üzerine devir yaptırarak şimdi de iade etmediğini belirtip davalı adına kayıtlı taşınmazın tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tapuya tesciline, bunun mümkün olmaması halinde taşınmazın dava tarihindeki rayiç değeri üzerinden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 5.000,00 TL'nin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın tapuda devrinin 06.06.2016 tarihinde yapıldığını, ancak davacının davayı 07.12.2018 tarihinde açtığını, yani işlem tarihinden yaklaşık 2,5 yıl sonra açtığını, bu nedenle davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerektiğini, müvekkilinin, annesi ile birlikte 1997 yılından beri dava konusu taşınmazda oturduğunu, müvekkilinin önceleri bu taşınmazda kiracı olarak oturduğunu ancak davacının 2000 yılında işlerinin bozulması ve zor duruma düşmesi üzerine taşınmazı müvekkili ve annesine sattığını, ancak uzun yıllar tapu işlemlerini yapmaktan imtina ettiğini, akrabalık ilişkilerine güvenerek davalının tapu işlemlerini yapacağına dair sözlere inandıklarını, müvekkilinin annesinin emekli olup birikimleri, ziynet eşyaları ve kıdem tazminatı alacakları ile davacıya taşınmaz bedelinin Euro olarak ödendiğini, davacının hiçbir şekilde hile ile aldatılmasının söz konusu olmadığını, davacının tapudaki işlem sırasında satış işlemi yaptığını bildiğini ve bilebilecek bir durumda olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin 09.02.2021 tarih ve 2018/432 Esas, 2021/41 Karar sayılı kararıyla; davacının dava konusu taşınmazdaki pay temlikinin aldatma ile illetli olduğu, dava tarihi itibariyle bunu öğrendiğinin dosya kapsamı ile ispatlandığı, aksinin davalı tarafça ispatlanamadığından davanın bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı ve aldatma olgusunun da ispatlandığı gerekçesiyle davacının asli talebi olan tapu iptali ve tescil talebi yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 22.03.2022 tarih ve 2021/1446 Esas, 2022/498 Karar sayılı kararıyla; dava konusu taşınmaz davacı adına kayıtlı iken davacının taşınmazı 06.06.2016 tarihinde davalıya devrettiği, taşınmazın bulunduğu bina için 14.08.2017 tarihinde riskli yapı kararı alındığı, 16.11.2018 tarihinde inşaat şirketi ile kat karşılığı temlik işlemi yapıldığı, dava dilekçesi, istinafa cevap dilekçesi ve tanık beyanları uyarınca davacı ile davalı ve annesinin akraba oldukları, davacının yurt dışında yaşadığı, davalı ve annesinin ekonomik sıkıntılarının bulunması nedeniyle dava konusu taşınmazda kira vermeden oturmalarına uzun yıllar izin verdiği, taşınmazın kentsel dönüşüm kapsamına girdiği, davacının yaşlı ve rahatsız olması, yurt dışında yaşaması nedeniyle kentsel dönüşüm işlerinin takibi için taşınmazını avukat yeğenlerine devretmek istediği onların kabul etmemesi sonucu, davalı ve annesinin de kira yardımından yararlanması ve binanın tamamlanmasından sonra taşınmazı geri vermesi koşuluyla taşınmazın davalıya devredildiği, taşınmazın bulunduğu binanın yıkılıp yeni bina yapıldığı, ancak davalının taşınmazı iade etmediği, bu haliyle davacının iradesinin fesada uğratılmasının söz konusu olmadığı, hukuki nitelendirmenin Mahkemece yapılmasının gerektiği, davacının davalıya inanç ilişkisi kapsamında devir yaptığı, yukarıda açıklandığı üzere inanç ilişkisinin yazılı delil ile ispatının mümkün olduğu, davacının delil listesinde yemin deliline dayandığı, Mahkemenin davacıya yemin hakkını hatırlatmadan hüküm tesis ettiği gerekçesiyle kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu taşınmazda davalı ile annesinin 1997 yılından beri oturduğunun davalının kabulünde olduğu, davacının, eşinin boşanan kardeşi ve davalı yeğeninin zor durumda kalmamaları adına akrabalık ilişkilerini gözeterek taşınmazda uzun yıllar oturmalarına müsaade ettiği, yurt dışında olması nedeniyle kentsel dönüşüm işlemlerinin takibinin kolay olması bakımından taşınmazın devrini davalıdan önce başka yeğenlerine teklif ettiğinin de davacının kabulünde olduğu, davacının maddi durumunun sıkıntıya girdiğine dair dosyada herhangi bir delilin mevcut olmadığı, bizzat davalı tanıklarının davalının taşınmaz devir tarihinde öğrenci olduğunu, herhangi bir iş yapmadığını, davalının annesinin ev hanımı olduğunu beyan ettikleri, buna göre de davacının taşınmazın satışından elde edeceği gelire ihtiyacı olmadığı gibi davalının da devir tarihinde satış bedelini temin edecek gücünün olmadığı, davalı, davacının maddi durumunun kötüye gitmesi nedeniyle taşınmazı kendisine devrettiğini ve taşınmazı bu şekilde satın aldığını savunmuş ise de taşınmaz bedelinin ödendiğine dair bir belge de ibraz edemediği, kentsel dönüşüm sonrasında kat irtifakı tesisi işlemleri ile dava tarihi arasında çok kısa bir süre olduğu gözetildiğinde, davacının davalı tarafından aldatıldığını farkettiğinde davasını açtığı, duruşmada gözlemlenen davacının tek gayesinin, eşinin davalı yeğenine ve davalının annesine yardım etmek olduğu, uzun yıllar taşınmazda oturmalarına müsaade etmiş olmasının da bu durumun en güçlü kanıtı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davacının, dava konusu taşınmazda davalının kira bedeli ödemeksizin destek amaçlı oturduğunu, binanın kentsel dönüşüm nedeniyle yıkılacak olduğundan davalının kira yardımı alabilmek için davacıyı ikna ederek taşınmazı bila bedel adına tescil ettirdiğini, geçici olarak devre ikna edildiğinden ve taşınmaz iade edilmediğinden taşınmazın adına tesciline yönelik talepte bulunduğu, iddianın ileri sürülüş biçimine göre Mahkemece verilen karara karşı yapılan istinaf incelemesindeki Bölge Adliye Mahkemesi kararında da açıkça belirtildiği şekilde davanın inanç sözleşmesi hukuksal nedenine dayalı olduğu, taraflar arasında yazılı inanç sözleşmesi bulunmadığı gibi yazılı delil başlangıcının da bulunmadığı, bu haliyle tanık beyanlarının esasa etkili olamayacağı, davacının iddiasını ispata yönelik dava dilekçesinde yemin deliline dayandığı, kaldırma kararı sonrası yapılan yargılama sırasında davacının da hazır bulunduğu 28.02.2023 tarihli duruşmada davacı vekilinin yemin deliline dayanmadığı yönünde beyanda bulunduğu, davacı asılın da vekilinin beyanına katıldığını belirttiği, bu haliyle taraflar arasında inançlı temlik bulunduğuna dair iddianın davacı tarafça ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken Mahkemece davacının tek gayesinin eşinin yeğeni olan davalı ve annesine yardım etmek olduğunun en güçlü kanıt olduğu vicdani kanaatiyle davanın kabulüne dair verilen kararın hatalı olduğu, zira 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararının kapsamı ve sonuçları itibariyle bağlayıcı nitelikte olduğu, ispat şeklinin kesin ve emredici şekilde Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararının içeriğinde düzenlendiğini, bu nedenle kararda belirtilen usul ve delillerle ispatlanamayan davanın takdire dayalı olarak kabulüne dair verilen kararın bu yönüyle hatalı olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; 6100 sayılı HMK’nın 137. maddesinde, ön incelemenin kapsamı, HMK’nın 138. maddesinde ön inceleme aşamasında dosya üzerinden dava şartları ve ilk itirazlar hakkında verilecek kararlar, HMK’nın 139. maddesinde, ön inceleme duruşmasına davet, HMK’nın 140. maddesinde ise yapılması zorunlu olan ön inceleme duruşması düzenlenmiştir.
Buna göre, HMK 140/1. maddesinde "Hakim, ön inceleme duruşmasında, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında karar verebilmek için gerekli görürse tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder.''
HMK’nın 140/3. maddesinde “Ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları taktirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.” düzenlemelerine yer verildiği de açıktır.
Diğer yandan; hâkim davacının bildirdiği maddi olaylar ve son istekle bağlı ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesi uyarınca, ileri sürülen maddi olaylarda hangi hukuki sebebe göre karar vereceğini tayin ve takdir etmek durumundadır. Başka bir anlatımla, maddi olgu ve olayları (vakıaları) bildirmek yanlara, bildirilen bu olay ve olgular çerçevesinde hukuki nitelendirmeyi yapmak, uyuşmazlığı çözüme ulaştıracak kanun hükmünü bulup uygulamak hakime aittir. Öyle ki, hukuki sebep yanlış gösterilmiş veya hiç gösterilmemiş olsa dahi hakim tarafından en uygun hukuki sebebin bulunması ve ona göre karar verilmesi gerekir.
Somut olaya gelince; İlk Derece Mahkemesince davanın hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel, Bölge Adliye Mahkemesince ise inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil, terditli olarak bedel istemi olarak nitelendirildiği görülmekte ise de dava dilekçesinde davacı vekilinin, davalının davacının iyi niyetini kötüye kullanarak davacıyı aldattığını bildirdiği, yine HMK'nın 140/3. maddesi gereğince ön inceleme duruşmasında da "taraflar arasındaki uyuşmazlığın hile nedeniyle tapu iptali ve tescil istemine ilişkin çözülmesi gereken hukuki sorun olduğu anlaşıldı" şeklinde belirtildiği ve ön inceleme duruşma tutanağının taraf vekillerince imzalandığı görülmektedir. Dava dilekçesinin içeriği, iddianın ileri sürülüş biçimi, ön inceleme tutanağında tespit edilen hususlar göz önüne alındığında davanın hile hukuksal nedenine dayandırıldığı anlaşılmaktadır. O halde, Bölge Adliye Mahkemesince davanın "inançlı işlem" hukuksal nedenine dayalı iptal-tescil isteği olarak nitelendirilmesinin isabetli olduğu söylenemez.
Hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 36/1. (818 s. Borçlar Kanunu'nun (BK) 28/1.) maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan; hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, def'i yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Hâl böyle olunca; davanın, hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel niteliğinde bulunduğu gözetilerek değerlendirme yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı
nitelendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
Davacı vekilinin değinilen yön itibari ile yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 01.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi