Consülto
Consülto
Karar ArşiviYargıtay İçtihat Veritabanı
Yargıtay

1. Hukuk Dairesi

Dosya2025/3149 E. 2026/2639 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ: ...Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2023/914 E., 2025/713 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ: ...10. Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2022/115 E., 2023/71 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ile davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel istemine ilişkindir.

Davacı vekili; muris ...’in sağlığında dava konusu taşınmazı davalı ...’e tapuda satış işlemi gibi göstermek suretiyle devrettiğini, gerçekte işlemin bağış niteliğinde olduğunu ve diğer mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıdığını, murisin ölümünden sonra mirasçılar arasında yapılan sözlü paylaşımda dava konusu bağ evi ve taşınmazın davacı ile davalı ...’e bırakıldığını, davalının daha sonra taşınmazı gerçek değerinin çok altında bir bedelle yakın arkadaşı olan diğer davalı ...’a devrettiğini, bu devrin de muvazaalı olup üçüncü kişinin kötü niyetli olduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptali ile taşınmazın 1/2 hissesinin miras payı oranında davacı adına tesciline, mümkün olmadığı takdirde rayiç bedelin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... vekili; davacının dava dilekçesinde çelişkili hukuki sebeplere dayandığını, davasını açıklaması gerektiğini, murisin mal kaçırma kastının bulunmadığını, taşınmazın uzun yıllardır davalının kullanımında olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalı ... vekili; dava konusu taşınmazın gerçek satış işlemi ile devralındığını, davalının iyi niyetli üçüncü kişi olduğunu, ticaretle uğraştığını bu sebeple satış bedelini ödeme gücüne sahip bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; muris ... tarafından davalı ...’e yapılan ilk temlikin bedelsiz ve bağış niteliğinde olduğu, işlemin satış gibi gösterildiği, bu nedenle muris muvazaası ile illetli bulunduğu ancak taşınmazı daha sonra devralan davalı ...’ın kötü niyetli olduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle tapu iptali ve tescil isteminin reddine, davacının miras payına karşılık gelen taşınmaz bedelinin davalı ...’den tahsiline karar verilmiştir.

Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ilk temlikin muris muvazaası niteliğinde bulunduğu ancak davalı ...’ın önceki tescilin yolsuz olduğunu bildiğinin veya bilebilecek durumda olduğunun kanıtlanamadığı, bu nedenle TMK’nın 1023. maddesi uyarınca iyi niyetli üçüncü kişi olarak mülkiyeti kazandığı gerekçesiyle tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu ...ili, ...ilçesi,... Mahallesi ...mevkiinde bulunan 73 10... parsel nolu taşınmazın davalı ... tarafından ...'a 20.01.2022 tarihli satış işlemi ile satıldığı, taşınmazın öncesinde muris ... tarafından davalı ...’e devredildiği anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere; hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alışverişte bulunmaları, satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 9 88... . tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.

Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden, iktisapta bulunan kişinin iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten, bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse, diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.

Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyi niyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

Nitekim bu görüşten hareketle, "kötüniyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (re'sen) nazara alınacağı” ilkeleri 08.11.1991 tarih l990/4 Esas, l99l/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşler de aynı doğrultuda gelişmiştir.

Öte yandan; 14.02.1951 tarihli 17/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince vakıa ve karinelerden, hâlin icaplarından kendisinden beklenen özeni sarf etmemiş olması itibariyle kanunen iyiniyet iddiasında bulunamayacağı belirmiş olan kimsenin Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesinden yararlanamayacağında bir tereddüt bulunmamaktadır. Yine, Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesi uyarınca tapu siciline güvenerek ayni hak kazanan üçüncü kişinin iyi niyeti korunur ise de, aynı Kanun’un 1024. maddesi gereğince yolsuz tescili bilen veya bilmesi gereken kişinin iyi niyet iddiasında bulunması mümkün değildir.

Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, muris ... tarafından davalı ...’e yapılan ilk temlikin, murisin bu devir karşılığında herhangi bir bedel almadığı, murisin sağlığında mirasçılar arasında bir paylaşım yapmadığı dolayısıyla devrin gerçek satış niteliğinde olmayıp mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu sabittir.

Ancak Mahkemece, davalı ...’ın iyi niyetli üçüncü kişi olduğu kabul edilerek tapu iptali ve tescil isteminin reddine karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Şöyle ki; dosyada bulunan nüfus kayıtları ve tarafların sosyal ilişkilerine dair tanık beyanlarına göre davalı ... ile davalı ...’in uzun yıllardır aynı bölgede işyerleri bulunduğu, birbirlerini yakından tanıyan kişiler oldukları, dava konusu taşınmazın devrine ilişkin satış bedelinin gerçekten ödendiği hususunun davalı tarafça somut ve inandırıcı delillerle ispatlanamadığı, taşınmazın fiili kullanımının ara malik konumundaki davalı ... tarafından sürdürüldüğü, davalı ...’ın taşınmaz üzerinde fiili hakimiyet kurmadığı anlaşılmaktadır.

Hal böyle olunca; davalı ...’ın önceki tescilin yolsuz olduğunu bilmediğinden söz edilemeyeceği gibi, olayın özellikleri itibarıyla TMK’nın 1023. maddesi anlamında korunması gereken iyi niyetli üçüncü kişi konumunda bulunduğunun kabulü de mümkün olmadığından, Mahkemece tapu iptali ve tescil isteminin kabulü ile davacının miras payı oranında adına tescile karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.

Yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü; davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının reddine, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz eden davacı ile davalı ...'e iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.04.2026 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

§