Consülto
Consülto
Karar ArşiviYargıtay İçtihat Veritabanı
Yargıtay

1. Hukuk Dairesi

Dosya2024/3700 E. 2026/606 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2022/1309 E., 2024/1022 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI: 2018/64 E., 2021/817 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından duruşma istekli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 03.02.2026 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.

Belli edilen günde, temyiz eden davalı ... vekili Av. ... ile temyiz edilen davacı vekili Av. ... geldi, davetiye tebliğine rağmen başka gelen olmadı, gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

- K A R A R -

Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel istemine ilişkindir.

Davacı; uzun yıllar Almanya’da yaşadığını, araç satış işleri için tanıdığı ...’e vekaletname verdiğini, davalının paydaşı olduğu 4 98... parsel sayılı taşınmazdaki payını kendisinden habersiz diğer davalı ...’e devrettiğini, taşınmazı satmayı hiç düşünmediğini, vekalet düzenlenirken iyiniyetinden ve tecrübesizliğinden yararlanıldığını, devri tapudan öğrendiğini, bedelin ödenmediğini, davalılar arsındaki devrin muvazaalı olduğunu ileri sürerek tapu iptali ve tescile, olmazsa bedele karar verilmesini istemiştir.

Davalı ...; davacının ailesini uzun süredir tanıdığını, abisi ... ile yakın dost olduğunu, davacıya ait ... marka bir aracın Türkiye'deki başka bir dostu ile ithalatı için anlaştığını, aracın parasının peyderpey verileceğinden ailesine ait taşınmazın kendisini güvende hissetmesi için teminat olarak davacıya verildiğini, araç bedelinin bir kısmının nakit olarak ödendiğini, kalan kısma karşılık tapu kayıtlarını bilmediği Sarıyer'deki bir arsanın tapusunun verildiğini, araç bedelinin bu şekilde tamamlandığını, kendisine teminat olarak verilen taşınmazın geri alınmak üzere ... Noterliğinden vekalet verildiğini, aracı alana ait arsanın alımı için de vekalet verildiğini, davacının ailesine ait taşınmazın bu şekilde geri alındığını, herhangi bir para alışverişi olmadığını, kendisine araç satışı için verilen herhangi bir vekaletname bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuş, diğer davalı davaya cevap vermemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafından davalı ...’e özel vekaletname verildiği, ...’in buna istinaden dava konusu taşınmazı yeğeni olan diğer davalıya devrettiği, satış bedelinin davacıya ödendiğine dair delil sunulmadığı, davalı vekilin vekalet görevini kötüye kullandığının sabit olduğu, davalı ...'ün yakın akrabalık ilişkisi gözetildiğinde durumu bilen veya bilmesi gereken kişi konumunda olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, kararın davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı vekilin vekalet görevini kötüye kullandığının sabit olduğu, davalı ...'ün yakın akrabalık ilişkisi gözetildiğinde durumu bilen veya bilmesi gereken kişi konumunda olduğu gerekçesiyle 6100 HMK'nın 352/(1).b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriğinden; dava konusu 4 98... parsel sayılı 8.0 57... miktarlı arsa nitelikli taşınmazın 345/8057 payı dava dışı vekil davalı ...'ün kardeşi ... adına kayıtlı iken 26.02.2009 tarihli satış akdi ile 100.000,00 TL bedelle davacı ...'a temlik edildiği, davacının .... Noterliğinin 05.11.2009 tarihli 3 ... yevmiyeli dava konusu 4 98... parsel sayılı taşınmazın dilediği bedelle dilediği kişiye satışı ve satış bedellerinin alınması yetkisi içeren vekaletname ile ... , ... ve ...'ü vekil tayin ettiği, bahsi geçen vekaletname ile vekil davalı ...'ün davacının çekişmeli taşınmazdaki payının tamamını 14.06.2012 tarihli satış akdi ile 123.000,00 TL bedelle davalı vekil ...'in yeğeni olan ...'e temlik ettiği anlaşılmaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki, yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi için iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanması zorunludur. Mahkeme iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Taraflara hukukî dinlenilme hakkı verilmesi anayasal bir haktır. 1982 Anayasası'nın 36. maddesine göre teminat altına alınan iddia ve savunma hakkı ile adil yargılanma hakkı, hukukî dinlenilme hakkını da içermektedir.

Yine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinde de hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir.

Diğer taraftan, HMK'nın 27. maddesinde: "(I) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir". hükmü düzenlenmiştir.

Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Zira, insan onurunun yargılamadaki zorunlu bir sonucu olarak, yargılama süjelerinin, yargılamada şeklen yer almaları dışında, tam olarak bilgi sahibi olmaları, kendilerini ilgilendiren yargılama konusunda açıklama ve ispat haklarını tam ve eşit olarak kullanmaları ve yargı organlarının da bu açıklamaları dikkate alarak gereği gibi değerlendirme yapıp karar vermesi gerekir.

Öte yandan, 6100 sayılı HMK’nın 190. maddesinde; "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.

Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” hükmü yer almakta olup maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir.

4721 sayılı TMK'nın 6. maddesinde de; "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." düzenlemesine yer verilmiştir.

Somut olayda; davacı dava dilekçesi ve cevaba cevap dilekçesinde araç alım işlemi sebebiyle vekaletnamenin verildiğini, ancak vekilin vekaletnamedeki yetkisini kötüye kullanarak dava konusu taşınmazı el ve işbirliği içerisinde hareket ettiği diğer davalıya devrettiğini ileri sürmüş, davalı ... ise cevap dilekçesinde taşınmazın ailesine ait olduğunu teminat amaçlı davacıya devredildiği için vekaletname verildiğini, alım ve satım işleminde bedel ödenmediğini savunmuştur.

Hemen belirtmek gerekir ki, HMK’nın 188. maddesinde taraflar veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıaların çekişmeli olmaktan çıkacağı ve ispatının gerekmediği belirtilmiş olup davalı vekil ...'in, taşınmazın teminat amaçlı davacıya devredildiğini, taşınmazın iadesi için vekaletname düzenlendiğini ve davacının bilgisi dahilinde devrin yapıldığını belirterek resmi akitte satış suretiyle gerçekleştirilen temlik karşılığında davacıya satış bedelinin ödenmediğini ikrar ettiği kuşkusuzdur.

O halde; uyuşmazlığın çözümü, davalı ...'in yukarıda geçen beyanının ispat külfetinin yer değiştirmesine neden olup olmayacağı noktasında toplanmaktadır.

Bilindiği üzere; içeriği itibariyle ikrar ya basit (adi) ya vasıflı (mevsuf) ya da bileşik (mürekkep) nitelikte olabilir. Vasıflı ikrara, gerekçeli ikrar da denilmektedir. Basit (adi) ikrar, karşı tarafça ileri sürülen bir vakıanın doğru olduğunun herhangi bir kayıt veya şart bildirilmeksizin kabul edilmesidir. Basit ikrarda, onun konusunu oluşturan vakıalar artık tartışmalı olmaktan çıkarlar; dolayısıyla bunların ayrıca kanıtlanmasına gerek kalmaz. Vasıflı ikrarda, karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığı kabul edilmekle birlikte onun hukukî niteliğinin (vasfının) ileri sürülenden başka olduğu bildirilmektedir. Bileşik (mürekkep) ikrarda ise bir tarafın ileri sürdüğü vakıa karşı tarafça bütünüyle kabul edilmekle; eş söyleyişle, vakıanın doğru olduğu ve bildirilen vasıfta bulunduğu kabul edilmekle birlikte ikrara öyle bir vakıa eklenir ki, eklenen bu vakıa ya ikrar edilen vakıanın hukuksal sonuçlarının doğmasını engeller ya da onu hükümsüz kılar. Bileşik ikrar, ikrara konu olan vakıa ile ona eklenen vakıa arasında bir bağlantı bulunup bulunmamasına göre bağlantılı bileşik ikrar ve bağlantısız bileşik ikrar olarak ikiye ayrılır. Ağırlıklı olarak bağlantısız bileşik ikrar dışındaki ikrar türlerinin bölünemeyeceği, dolayısıyla böyle durumlarda ikrar edenin ispat yükü altında olmadığı kabul edilmekte, iddiasını ispatlama yükümlülüğünün karşı tarafa ait olduğu benimsenmektedir.

Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı ...'in savunmasının “vasıflı ikrar” (gerekçeli ikrar) mahiyetinde olduğu, bu durumda işlemin hukukî sebebini ispat yükünün yer değiştirmeyeceği ve davacının iddiasını kanıtlaması gerektiği, Mahkemece davacı tanıklarının dinlendiği, davalı tanıklarından ... ve ...'in dinlendiği ancak davalı ...'ün babası tanık ...'in cezaevinde olması sebebiyle SEGBİS ile dinlenmesine karar verildiği, kurumdan gelen yazıda başka cezaevine sevk edildiğinden hazır edilmediğinin bildirildiği, Mahkemece 29.04.2021 tarihli celse dinlenme imkanı olmadığından tanığın dinlenmesinden vazgeçildiği anlaşılmakla, davalının tanığın dinlenmesinden vazgeçilmesine ilişkin beyanı olmadığı halde davalı tanığı dinlenmeden sonuca gidilerek karar verilmesi doğru değildir.

Ayrıca, davalı ... vekilinin istinaf dilekçesinde dava tarihinden sonra açılan Malkara Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/1871 soruşturma nolu dosyasından henüz haberdar olunduğunu, bahsi geçen dosyanın delil olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunduğu anlaşılmakla, HMK'nın 145. maddesi kapsamında ilgili dosyanın incelenmesi gerektiği de açıktır.

Hal böyle olunca, davalı ... tanığı ...'ün HMK’nın 243. vd. maddeleri gereğince usulünce dinlenmesi, Malkara Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/1871 soruşturma dosyasının dosya arasına alınması, davalı ..., aleyhine kurulan hükmü istinaf ve temyiz etmediğinden davacı lehine oluşan kazanılmış hak kuralı da gözetilerek toplanan ve toplanacak tüm deliller hep birlikte değerlendirilerek varılacak sonuç çerçevesinde bir hüküm kurulması gerekirken savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle karar verilmesi isabetsizdir.

Davalı ... vekilinin değinilen yönlerden temyiz itirazlarının kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı ...'e iadesine,

04.11.2025 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca gelen temyiz eden davalı ... vekili için 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz edilen davacıdan alınmasına,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

§