"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2016/512 E., 2024/245 K.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartları ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 31.03.2026 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde, temyiz eden davacı vekili Avukat ... ile temyiz edilen davalı ... vekili Avukat ... geldiler, davetiye tebliğine rağmen başka gelen olmadı. Gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
- K A R A R -
Dava, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı; 19 68... parsel sayılı taşınmazlarını, 2001 yılında girdiği ekonomik kriz sebebi ile aynı zamanda bacanağı olan davalılardan ...’a, onun önerisi üzerine bedelsiz olarak satış suretiyle ve bilahare iade edilmek üzere devrettiğini, devre rağmen taşınmazları kullanmayı sürdürdüğünü, ancak taşınmazların diğer davalı ...’e devredildiğini öğrendiğini, davalıların fikir ve eylem birliği içerisinde hileli ve muvazaalı yollarla taşınmazını iradesi dışında elinden aldıklarını ileri sürerek tapuların iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalı ...; dava konusu taşınmazı davacıdan satın aldığını, daha sonra diğer davalı ...'e bedeli karşılığı temlik ettiğini, alım-satım akdinin tarafı olan davacının işlemin muvazaalı olduğunu ileri süremeyeceğini, satış tarihi itibarıyla hak düşürücü sürenin ve zamanaşımı süresinin geçtiğini; davalı ...; iddiaların gerçek dışı olduğunu, taşınmazı tapu kaydına ve sicile güvenerek iyiniyetli olarak satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; yazılı belge ibraz edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairemizin 12.04.2016 tarihli ve 2016/3910 Esas, 2016/4399 Karar sayılı kararı ile; somut olayda, iddiayı ispatlayacak şekilde taraflar arasında düzenlenmiş bir belge ibraz edilmediği gibi, davacının yemin deliline de dayanmadığı, ne var ki, davacı ... ve davalı ... hakkında aynı maddi vakıalara dayalı olarak açılan kamu davasının Fethiye 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/340 Esas sayılı dosyasında müşteki-şüpheli ...’in kayda alınan konuşmaları yayınlama suçundan, müşteki-şüpheli ...’ın güveni kötüye kullanma suçundan yargılandıkları, ...’ın bilgisi ve rızası dışında ses ve görüntüsünün gizli kamera ile kayda alınarak CD’ye aktarıldığı, CD’deki konuşmasında ... tarafından kendisine yapılan devrin gerçek bir satışa dayanmadığını beyan ettiği, yargılama sonunda, ...’ın güveni kötüye kullanma suçundan mahkum edildiği, ...’in kayda alınan konuşmaları yayınlamak suçunun yasal unsurları oluşmadığından beraat ettiği, dosyanın temyiz incelemesinde olup henüz kesinleşmemiş olduğu, anılan kararının gerekçesinin, eldeki davanın somut olayı üzerine kurulmuş olup dava sonucunda verilecek kararın eldeki dava sonucunu etkileyeceğinin kuşkusuz olduğu, hâl böyle olunca; ceza davasının kesinleşmesinin beklenmesi, ceza dosyasındaki ve eldeki dosyadaki delillerin birlikte değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğine değinilerek karar bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde Mahkemenin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bozma kararı gereğince eldeki davada bekletici mesele yapılan Fethiye 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/1264 Esas sayılı davasında, eldeki davada davalı ...’ın güveni kötüye kullanma suçundan mahkum edildiği ve kararın kesinleştiği, ceza yargılaması da göz önüne alındığında davacı ile davalı ... arasında inançlı işleme dayalı bir devir olduğu hususunun ispatlandığı, ancak davalı ...'ın kayıt maliki olmadığı, diğer davalı ...'in ediniminin ise iyiniyetli olduğu, bunun aksinin davacı tarafından kanıtlanamadığı gerekçeleriyle davalı ... yönünden karar verilmesine yer olmadığına, davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 19 68... parsel sayılı taşınmazların davacıya ait iken, 25.05.2001 tarihinde davalı ...’a, ... tarafından da 13.10.2010 tarihinde diğer davalı ...’e satış suretiyle temlik edildiği, keşif sonucu alınan bilirkişi raporu ile, taşınmazların ada-parsel numaralarının değiştiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtmek gerekir ki; Mahkemece, hükmüne uyulan bozma kararında belirtildiği şekilde işlem yapılarak davacının çekişmeli taşınmazları inançlı işleme dayalı olarak davalı ...'a devrettiğinin benimsenmesi yerindedir. Kaldı ki bu hususta davalı ...'ın temyizi de bulunmamaktadır.
Ne var ki, taşınmazları davalı ...'dan temlik alan diğer davalı ...'in ediniminin iyiniyetli olduğu kabul edilerek davanın reddine karar verilmesi dosya kapsamına uygun düşmemektedir.
Bilindiği üzere; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “İyiniyetli üçüncü kişilere karşı” başlıklı 1023. maddesi; “Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.” şeklinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, tapu sicilinde ismi geçen kişinin gerçek hak sahibi olduğuna inanan veya kendisinden beklenen tüm özeni göstermesine rağmen gerçek malik olmadığını, tapu sicilinde yolsuzluk bulunduğunu bilmesi imkânsız olan kişinin iktisabı korunur. Aynı Kanun'un “İyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı” başlıklı 1024. maddesi ise; “Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz. Bağlayıcı olmayan bir hukukî işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur. Böyle bir tescil yüzünden aynî hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir.” hükmünü içermektedir. Bu madde ile de iyi niyetli olmayan kimsenin iktisabının korunmayacağına vurgu yapılmıştır. TMK’nın 1023. maddesi iyiniyetle mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımını korurken; aynı ilkeyi tamamlayıcı niteliğinde bulunan 1024. madde ile iyiniyetli olmayan üçüncü şahısların kazanımı hükümsüz sayılmıştır.
Somut olayda; davalı ...'in, dava konusu 2 parça taşınmazı toplam 155.000,00 TL bedelle satın aldığını savunduğu, yapılan keşif sonucu taşınmazların satış tarihindeki değerleri toplamının 649.796,74 TL olduğunun saptandığı, bedeller arasında fahiş fark bulunduğu, kaldı ki davalı ... tarafından satış bedelinin ödendiğinin de ispatlanamadığı, gerek eldeki davada gerekse yukarıda belirtilen ceza davasında dinlenen tanık beyanlarından davacı ile davalı ...'in aynı köyden olup aralarında akrabalığın bulunduğu, aynı zamanda komşu oldukları, yaşadıkları çevre tarafından davacıya ait olduğu bilinen taşınmazların satılığa çıkarıldıklarının duyulmadığı gibi 2010 yılına kadar davacı tarafından kullanıldıkları, davalı ...'ın taşınmazları hiç kullanmadığı, davalı ...'in daha önce iki kez davacıya gelip taşınmazı satın almak istediğini beyan ettiği, davacının da ata yurdu olan taşınmazlarını satmayacağını belirttiği, daha sonra davalı ...'in, taşınmazların tapularının davalı ...'a geçmesinden faydalanarak taşınmazları edindiği, davalı ...'in taşınmazları devralmadan önce de taşınmazların gerçek malikinin davacı olduğu hususunda uyarıldığı anlaşılmaktadır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde son kayıt maliki olan davalı ...'in çekişmeli taşınmazları ediniminin iyiniyetli olmadığı, böylelikle TMK'nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı sonucuna varılmaktadır.
Hâl böyle olunca; taşınmazların güncel tapu kayıtlarının ilgili merciden getirtilerek davanın kabulü ile tapu iptali ve tescile karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
Öte yandan; ara malik konumunda bulunan davalı ... tapu kayıt maliki değil ise de haksız fiil niteliğindeki eylemi kayıt maliki olan diğer davalı ... ile birlikte gerçekleştiren kişi olup davanın kabulü halinde yargılama gideri ve harç gibi hükmün ferilerinden diğer davalı ile müteselsilen sorumlu olacağı gözetildiğinde, davalı ... yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi de doğru değildir.
Açıklanan sebeplerle; davacı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz eden davacıya iadesine, 04.11.2025 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca gelen temyiz eden davacı vekili için 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz edilen davalılardan alınmasına, Dosyanın Fethiye 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 31.03.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.