Consülto
Consülto
Karar ArşiviYargıtay İçtihat Veritabanı
Yargıtay

1. Hukuk Dairesi

Dosya2024/2606 E. 2026/2465 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2023/3157 E., 2024/227 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ : Büyükçekmece 3. Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2016/717 E., 2020/260 K.

Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar davalı ... Gayrimenkul Oto. Tur. Teks. Gıda ve İnş. A.Ş. vekili tarafından duruşma istemli ve davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartları ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 31.03.2026 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.

Belli edilen günde, temyiz eden davalı ... Gayrimenkul Oto. Tur. Teks. Gıda ve İnş. A.Ş. vekili Avukat ... ile temyiz eden davacılar ... vd. vekili Avukat ... geldiler, davetiye tebliğine rağmen başka gelen olmadı. Gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

- K A R A R -

Dava, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel istemine ilişkindir.

Davacı ... Ayakkabıcılık Şirketi ile temsilcisi olan ...; ... Ayakkabıcılık Şirketinin 2 57... parsel sayılı taşınmazdaki 1 ve 4 numaralı bağımsız bölümleri satın alırken 1.060.000,00 TL kredi kullandığını ve dava dışı banka lehine ipotek tesis edildiğini, 23.11.2011 tarihinde taşınmazların önceki maliki dava dışı ... ve davalı ... Otomotiv Şirketinin sahibi olan davalı ...’ın, yanına geldiklerini ve bankaya olan borçlarına karşılık olarak taşınmazların ...’a devrini önerip borçlar bittikten sonra taşınmazların geri verileceğini belirterek kendisini ikna ettiklerini, aynı gün taşınmazların davalı ... Otomotiv Şirketine devri için davalılar ..., ... ve ...'e vekaletname verildiğini ve taşınmazların vekil olan davalı ... tarafından diğer davalı ... Otomotiv Şirketine temlik edildiğini, aralarında düzenlenen protokole göre taşınmazların kalan borcunu ...’in ödeyeceğinin kararlaştırıldığını, teminat için bir de bono düzenlendiğini, ancak bankaya taksitleri kendisinin ödediğini, ...’in protokole rağmen borçları ödemediği gibi davalı ...’ın da taşınmazları iade etmeye yanaşmadığını ve bono ile aleyhine icra takibi başlattığını, açılan dava sonucunda bononun iptaline karar verildiğini, taşınmazları, kendisine iade edileceğine inanarak devrettiğini, kandırıldığını, bedel almadığını, davalıların kötü niyetli olarak birlikte hareket ettiklerini ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile ... Ayakkabıcılık Şirketi adına tesciline, mümkün olmazsa bedelin tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı ...; davalı ...’ı, davacı ...’ı ve dava dışı ...’i davaya konu alım satım işlemleri nedeniyle tanıdığını, taraflarla defalarca görüştüğünü, aralarındaki sorunun çözülmesi için uğraştığını, tarafların güvenini kazandığını, bunun üzerine kendisinin tapunun devri için vekil tayin edildiğini, anlaşmaları uyarınca tapuların devrini yaptığını, davalı ... Otomotiv’in satış bedelini ödediğini, taşınmazların ipoteksiz verilmesi gerekirken ipotekle yükümlü olarak devredildiğini, davacıların ipotek borcunu ödemeyi kabul etmelerine rağmen ödemeyi yapmadığını, azilnamenin üzerinden beş yıl geçtikten sonra davanın açıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davalılar ... Otomotiv Şirketi ve ...; davacı ...’ın dava konusu taşınmazlarla hiçbir ilgisi olmadığını, onun yönünden davanın husumetten reddinin gerektiğini, kayıt maliki olmayan davalı ... yönünden de davanın husumetten reddinin gerektiğini; davacıların iddialarının akla aykırı olduğunu, ... Ayakkabıcılığın protokolle kararlaştırılan ödemeleri yaptığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.

Davalılar ... ve ...; davaya cevap vermemişlerdir.

İlk Derece Mahkemesince; davacı ...’ın dava konusu taşınmazlarda öncesinde malik olmadığı gerekçesiyle onun yönünden aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine; davalı Şirketin taşınmazların maliki olmadığı ve davacılar tarafından vekalet de verilmediği gerekçeleriyle davalı Şirket yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine; bedele yönelik davanın ise tüm davalılar yönünden esastan reddine karar verilmiş; karara karşı davacı vekili ve davalılar ... Otomotiv ve ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; davaya konu taşınmazların dava tarihinden 6 ay öncesinde dava dışı ...’e temlik edildiği, dahili dava yoluyla kimseye taraf sıfatı kazandırılamayacağı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 124. maddesinin şartlarının gerçekleşmediği, kayıt malikine yönetilmediğinden tapu iptali ve tescil talebinin dinlenilmeyeceği, bu durumda terditli tazminat talebinin de değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalılar ... ve ... Otomotiv’in istinaf başvurularının kabulü ile hükmün kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında hüküm kurularak davanın pasif husumete ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacı vekili, davalılar ... ve ... Otomotiv vekili, davalı ... vekili tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairemizce; Mahkemece ön inceleme duruşmasında uyuşmazlığın inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olarak nitelendirildiği gözetilerek bu hukuki sebep esas alınmak suretiyle çözümlenmesi gerekeceği, davacıların kayıt maliki olmayan davalılardan tapu iptali ve tescil talebinde bulunamayacakları gözetilerek terditli talepleri olan bedel isteğinin incelenmesi gerektiğine değinilerek Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuş; bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı ... yönünden davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalılar ..., ..., ... ve ... yönünden kayıt maliki olmadıkları gerekçesiyle davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, davacı Şirketin davalı Şirkete yönelik tazminat davasının kabulü ile toplam 1.700.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı ... Ayakkabıcılık Şirketinin dava konusu 2 57... parseldeki 1 (depolu dükkan) ve 4 (büro) nolu bağımsız bölümleri 18.08.2010 tarihinde dava dışı ...'ten satın alma suretiyle edindiği, taşınmazlar üzerine dava dışı ... bankası lehine ipotek tesis edildiği, daha sonra davacı Şirket tarafından 23.11.2011 tarihinde davalılar ..., ... ve ...'in vekil kılındığı, vekil ... tarafından dava konusu bağımsız bölümlerin üzerindeki ipoteklerle birlikte 25.11.2011 tarihinde davalı ... Otomotiv Şirketine satış suretiyle temlik edildiği, taşınmazlardaki ipoteklerin 16.05.2012 tarihinde terkin edildiği, davacı ...'ın davacı Şirketin, davalı ...'ın ise davalı Şirketin temsilcileri oldukları, taşınmazların dava tarihinden önce 25.05.2016 tarihinde dava dışı ...'e devredildiği anlaşılmaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki; Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. "Usulî kazanılmış hak" olarak tanımlayacağımız bu müessese, mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararındaki esas çerçevesinde işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirir (09.05.19 60... /9 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı).

Öte yandan; inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder. Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek ve iade edilmek üzere malvarlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar. Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek, yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü, daha ileri giden bir hak tanır. Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin, değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır.

İnanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için, onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir. (6098 s. Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 97. m.) Anılan sözleşmelerde, taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini; devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler. Bunun dışında, akde aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler. Buna dair akit hükümleri de TBK'nın 26... . maddelerine aykırılık teşkil etmediği sürece geçerli sayılır.

Uygulamada mesele, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile ilişkilendirilip bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir. İçtihadı Birleştirme Kararının sonuç bölümünde ifade olunduğu üzere, inançlı işleme dayalı olup dinlenilirliği kabul edilen iddiaların ispatı, şekle bağlı olmayan yazılı delildir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan bu belgenin sözleşmeye taraf olanların veya inanılanın imzasını içermesi gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul, hem İçtihadı Birleştirme Kararının kapsamının genişletilmesi, hemde taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz. 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddianın, şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekeceği kuşkusuzdur. İspat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ancak taraflar arasında gerçekleştirilen mektup, banka dekontu, yazışmalar gibi birtakım belgeler var ise bunların delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği sabittir. Şayet, delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu da şüphesizdir.

Somut olayda; Mahkemece bozmaya uyulmasına rağmen, bozmadan sonraki ilk celsede yazılı şekilde karar verildiği, davacının inançlı işlem iddiasının ispatlanıp ispatlanmadığı hususunda herhangi bir değerlendirme yapılmadığı, taraflarca bildirilen delillerin tartışılmadığı görülmektedir. Bu durumda, bozma gereklerinin tam olarak yerine getirildiğini, hükme yeterli araştırma ve inceleme yapıldığını söyleyebilme imkanı bulunmamaktadır.

Hâl böyle olunca; tarafların bildirdikleri delillerin eksiksiz toplanması, inançlı işlemin belgesi niteliğini taşıyıp taşımadıklarının, yazılı delil başlangıcı sayılıp sayılmayacaklarının duraksamaya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi, özellikle davalı tarafından dayanılan 28.11.2011 tarihli "Protokol" başlıklı belge içeriğinin değerlendirilmesi, son olarak dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanıldığından davacıya yemin teklif etme hakkının varlığının hatırlatılması, ondan sonra yukarıda değinilen ilke çerçevesinde hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir.

Davacılar vekili ile davalı Şirket vekilinin değinilen yönden yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile, Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz edenlere iadesine, 04.11.2025 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca gelen temyiz eden davalı vekili için 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz edilen davacılardan; temyiz eden davacılar vekili için 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz edilen davalılardan alınmasına, Dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 31.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

§